Ansiklopedi - Ansiklopedik bilgiler
Astroloji Sitesi - Astrolojiyle ilgili bilgiler
Çiçek Sitesi - Çiçeklerle ilgili bilgiler sitesi
Bedavadakiler - Bedava siteler indexi
Bedavalar - Bir başka bedava siteler indexi
Beden Dili - Beden dili ilgili bir site
Yıllar önce, genc bir budala iken, kendime çok güvenen biri idim. Benim için evlilik, hiçbirşey ifade etmeyen bir olgu idi. "Ne olacak ki?" diyordum. "Evlenirsin, olmaz ise boşanırsın! Bu kadar basit!" ve valide evlen diye baskı yapmaya başlayınca, "Peki!" dedim, "Bulun bir hanım evleneyim!"
Aptallık para pulla değil ya, işte bu da benim aptallığımdı. Hiç önemsemedigim halde, görücü usulü ile evlendim. Benim dışımda gelişen bir olguya, sırf meraktan şahitlik eden bir sinema izleyicisi gibi, kendi yaşamımı izlemeye başladım.
Valide ve kızkardeşim, bir eve gitmemiz, orda müstakbel eşim olacak hanımın kahve yapıp getirmesi... Küçük bir kız çocuğu görmüştüm elleri titreyen, bakmaya korkan... Sigara içmek istedim. Orada ki çok bilmiş kocakarılar... ona işaret ettiler. Sigaramı yakmaya geldi. Elleri titriyordu, elini tuttum, burnumu yakmaması için. Sigaraya denk getiremiyordu çünkü ateşi.
Söz kesildi. Ben, merakla bakıyordum. Bir şeyler oluyor ama "Olsun bakalım, sonu ne olacak!". "Nisan!" dediler. Umurumda değil.
Ve bu süre zarfında görmeye bile gitmiyordum. Kendi yaşamımı yaşıyordum. Arkadaşlarla geziyor, keyif yapıyordum. "Nisan!" dediler, o nasıl oldu, hatırlamıyorum. Sanki ihtiyaç molası verdim de, filmdeki o sahneleri kaçırmışım gibi...
"Düğün!" dendi, aklım başıma geldi. Uyandım, ama heyhat geç kalmıştım. "Evlenmek istemiyorum yahu saçmalamayın, buraya kadar gelmem bile hataydı!" dedim. Eh, dedimde, kimseyi inandıramadım. Valide "Sen bırakırsan kimse almaz!". "Neyi almazlar, kim almıyor, yahu pazardan malmı alınıyor. Bu nasıl mantık!" derken kendimi düğünde dans ederken buldum...
Evli bir adamdım artık. Kendine güvenen bir budala olarak, bundan sonra bari dürüst olayım, elimden geleni yapayım dedim. Tüm hata benimdi. Meraklı çocuklar gibi başımı belaya sokmuştum. Onun bir suçu yoktu. Madem girdim bu işe, dürüstçe bu işi götürelim deyip, eşimle mutlu bir yaşam için elele verme çabası içine girdim.
Ama olmuyordu. Paylaşım olması için ortak bir dil konuşmak gerekiyordu. Bunun için de ortak bir kültür gerekiyordu. Ben odamda kitap okurken, o dantel örüyordu. Halbuki ben neler hayal etmiştim gençlik hayallerimde, birlikte kitap okuyacaktık, eşimle birlikte sinemaya gidecek, filmin kiritiğini yapacaktık. Konuşacak, tartışacak, bir yaşam boyu aynı paydada buluşacaktık.
Ne kadar toymuşum. Kurulan hayaller ile gerçekler ne kadar fakli imiş. Eşim çok iyi, çok mükemmel bir hanımdı ama ben bana hizmet eden bir hanım istemiyordum. İşte, burada anlaşamıyorduk. Ben romantik, serseri bir tiptim. O ise tüm yaşamı, evi olan bir ev hanımı, yıllarca süren bir evlilik yaşadım.
Yaşamak isteyip, yaşayamadıklarımdı sorun. Yoksa herşeyim vardı. Gözüme bakan bir eşim. Bir dediğimi iki etmeyen, toplumun ona öğrettigi gibi daima eşine hizmet eden, eşi için yaşayan.
Ama olmuyor. Kısaca gençlere tek tavsiyem var. ''Kendilerini tanımadan evlenme kararı vermesinler.'' Benim kendimi tanımam yıllarımı aldı.
Eşimle konuşup, boşandık. Hala görüşüyorum. Kendi yaşamımızı kurduk ve ileri bakıyoruz artık. Şu an ikinci evliliğimi yapma hazırlığı içindeyim. Ne mutlu bana ki kendimi tanıdım ve eşimi buldum.
"Eşim" sözünün içini doldurabiliyorum artık...
kaynak:gelinliksec.com
22 Şubat 2007 Perşembe
Genelleme
Bilgi Sitesi - Bilgi kaynağı olan bir site
Bilim Sitesi - Bilimsel konularla ilgili bir site
Cep Telefonu - cep telefonu ile ilgili site
Cep Telefonu 2 - Cep telefonu ilgili siteler indexi
Cinsel Bilgiler - cinsel bilgiler indexi
Genellemeler olmazsa, detayları biriktirip, tüme varan yazarlar ne yazar? Edebiyat, size, sürekli olarak, herkesin hayatının kalitesi için, şiir değilse eğer, vasiyetiniz kadar özel sırlarınızı giriş, gelişme, sonuç, ve daha da acıklısı anafikri olan bir düzyazıya dönüştürme mecburiyetini dikte ederken, ne yazarsınız?
Ortalamalara, ortalamaları anlatma başarınız, uçları, bir çan eğrisiyle özetleme bilgeliğiyle birleşirse eğer, geneli özelle özetleyebilirseniz beğenilirsiniz. Ama, dikkat, bu kadar uzun cümleler, okuyucuyu sıkabilir. Genel hikayeler, o meşhur "evrensel" temalar, hep genellemeleri gerektirir. Ama artık genellemeler, başlı başına popüler bir yazı konusu olacak galiba. Genleri ellemeye başladı insan oğlu, ve kendini artık hep ulaşmaya çalıştığı yaratıcıya daha yakın görüyor.
Genlerin tanımlanması, sağlık için ne büyük bir devrimse, hukuk için daha da büyük bir devrim. Bilimin bugün ulaştığı noktayı, güncel olma riskine girmek istemediğim için atlıyorum. Bir yazı konusu olarak gen-elleme hukuku, ve daha sonrası adeta tahrik edici. Ama ben gen müdahalelerini, cinsiyetler perspektifinde incelemek istiyorum.
Seçim şansı olsa anne-babalar, doğacak çocukları için hangi cinsiyeti seçerlerdi? Bu seçimin erkekadamlar ve hanımkadınlar arasındaki ilişki üzerindeki etkisi ne olurdu? Tek cinsiyet toplumu ütopyaları, Amazonlar, eşcinsellik ideolojisi, ilerleme, rekabetçilik psikolojisi, toplumsal mobilite, hatta evrim ne kadar izlerdi bugünkü kulvarlarını?
Kadın erkek zıtlığı androjenide, bir karma cinsiyette eriyebilir mi? Anneler kendi "tip"lerine uygun seçmiş oldukları , "ideal" oğulları, Oedipus kompleksinden bağımsız erkekadamlar olarak yetiştirebilecekler mi? Babalar, bütün yeni jenerasyonlar en ince belli, en uzun bacaklı olarak seçilmiş genç kızlardan oluşurken, "American Beauty" sendromunu çok mu yaygın yaşayacaklar? Aile, ne olacak? Pekiyi aileden sonra, kim veya kimler seçecek doğacak çocukların genlerini?
Kendinize sordunuz mu, eğer imkanınız olsaydı, bütün yetenek parametrelerini yükler miydiniz bir bebeğe? Küçücük bir bebeğin hatasız bir robota dönüştüğünde ne kadar sevimli olabileceğini umabilirsiniz? Deha ölçütünde seçileceği muhakkak IQ seviyelerindeki bebekler için nasıl bir eğitim modeli kurulacak? Ya da, sanat, bilim ve spor gibi, mesaiyi ödüllendiren, ama çalışkanı yetenekliye ezdiren meslekler hangi ufka uzanacak? Yine cinsiyetler çerçevesine girersek, erkek ve kadın meslekleri ayırımı kalacak mı örneğin?
Genleri doğum sonrası ellemek imkanı doğarsa, bütün erkeklerin, malum uzantılarının boyunu belirleyen gene müdahale ettirmek için, cinayet dahil, neleri göze alabileceğini merak etmiyor musunuz? Ya da hanımların yapacağı sonu belirsiz "düzeltilecek genler" listelerini?
Mükemmel erkek ve mükemmel kadınlardan oluşan bir toplum, mükemmel bir toplum düzeni kurarsa, Kamil ve Kamile’nin aşkı nasıl olur? Kusursuzlar, kusursuz bir aşk mı yaşarlar, ve kusursuz olursa bu aşk olur mu? Bilim-kurgu filmlerindeki, ya da uzaylı fıkralarındaki türden yakınlaşmalar dünyevi aşkın yerini alabilir mi? Yoksa, aşkın yerini, yazarın da malulü olduğu, karşı cinsin kusurlu-kusursuz bütün bireylerine duyulan marazi hayranlık mı alır?
Genlerimiz tanrının teknolojiye sağladığı en büyük üstünlüklerden biriydi. Yaratılışın "nasıl"ı bilim için en büyük soruydu. "Genleri ellememize de o izin verdi" düşüncesi de elbette saygı değer. Ama şimdi en büyük soru şu: yaratıcıyı taklit ederek, değiştirdiğimizi düşündüğümüz kaderler, vektörel bir birleşmede, insanlığın, ve dolayısıyla evrenin doğrultusunu ne kadar etkileyebilecek? Bunu bilmiyoruz. İçimizden bir çoğu bunu bilmek de istemiyor. Bilmek isteyenler, eğer birileri ortaya çıkıp da bir an önce onlara anlatmazsa, muhakkak deneyerek öğrenecekler. Ama risk büyük: gen-ellemeler "özel"liklerini kaybettirecek insanlara.
kaynak:gelinliksec.com
Bilim Sitesi - Bilimsel konularla ilgili bir site
Cep Telefonu - cep telefonu ile ilgili site
Cep Telefonu 2 - Cep telefonu ilgili siteler indexi
Cinsel Bilgiler - cinsel bilgiler indexi
Genellemeler olmazsa, detayları biriktirip, tüme varan yazarlar ne yazar? Edebiyat, size, sürekli olarak, herkesin hayatının kalitesi için, şiir değilse eğer, vasiyetiniz kadar özel sırlarınızı giriş, gelişme, sonuç, ve daha da acıklısı anafikri olan bir düzyazıya dönüştürme mecburiyetini dikte ederken, ne yazarsınız?
Ortalamalara, ortalamaları anlatma başarınız, uçları, bir çan eğrisiyle özetleme bilgeliğiyle birleşirse eğer, geneli özelle özetleyebilirseniz beğenilirsiniz. Ama, dikkat, bu kadar uzun cümleler, okuyucuyu sıkabilir. Genel hikayeler, o meşhur "evrensel" temalar, hep genellemeleri gerektirir. Ama artık genellemeler, başlı başına popüler bir yazı konusu olacak galiba. Genleri ellemeye başladı insan oğlu, ve kendini artık hep ulaşmaya çalıştığı yaratıcıya daha yakın görüyor.
Genlerin tanımlanması, sağlık için ne büyük bir devrimse, hukuk için daha da büyük bir devrim. Bilimin bugün ulaştığı noktayı, güncel olma riskine girmek istemediğim için atlıyorum. Bir yazı konusu olarak gen-elleme hukuku, ve daha sonrası adeta tahrik edici. Ama ben gen müdahalelerini, cinsiyetler perspektifinde incelemek istiyorum.
Seçim şansı olsa anne-babalar, doğacak çocukları için hangi cinsiyeti seçerlerdi? Bu seçimin erkekadamlar ve hanımkadınlar arasındaki ilişki üzerindeki etkisi ne olurdu? Tek cinsiyet toplumu ütopyaları, Amazonlar, eşcinsellik ideolojisi, ilerleme, rekabetçilik psikolojisi, toplumsal mobilite, hatta evrim ne kadar izlerdi bugünkü kulvarlarını?
Kadın erkek zıtlığı androjenide, bir karma cinsiyette eriyebilir mi? Anneler kendi "tip"lerine uygun seçmiş oldukları , "ideal" oğulları, Oedipus kompleksinden bağımsız erkekadamlar olarak yetiştirebilecekler mi? Babalar, bütün yeni jenerasyonlar en ince belli, en uzun bacaklı olarak seçilmiş genç kızlardan oluşurken, "American Beauty" sendromunu çok mu yaygın yaşayacaklar? Aile, ne olacak? Pekiyi aileden sonra, kim veya kimler seçecek doğacak çocukların genlerini?
Kendinize sordunuz mu, eğer imkanınız olsaydı, bütün yetenek parametrelerini yükler miydiniz bir bebeğe? Küçücük bir bebeğin hatasız bir robota dönüştüğünde ne kadar sevimli olabileceğini umabilirsiniz? Deha ölçütünde seçileceği muhakkak IQ seviyelerindeki bebekler için nasıl bir eğitim modeli kurulacak? Ya da, sanat, bilim ve spor gibi, mesaiyi ödüllendiren, ama çalışkanı yetenekliye ezdiren meslekler hangi ufka uzanacak? Yine cinsiyetler çerçevesine girersek, erkek ve kadın meslekleri ayırımı kalacak mı örneğin?
Genleri doğum sonrası ellemek imkanı doğarsa, bütün erkeklerin, malum uzantılarının boyunu belirleyen gene müdahale ettirmek için, cinayet dahil, neleri göze alabileceğini merak etmiyor musunuz? Ya da hanımların yapacağı sonu belirsiz "düzeltilecek genler" listelerini?
Mükemmel erkek ve mükemmel kadınlardan oluşan bir toplum, mükemmel bir toplum düzeni kurarsa, Kamil ve Kamile’nin aşkı nasıl olur? Kusursuzlar, kusursuz bir aşk mı yaşarlar, ve kusursuz olursa bu aşk olur mu? Bilim-kurgu filmlerindeki, ya da uzaylı fıkralarındaki türden yakınlaşmalar dünyevi aşkın yerini alabilir mi? Yoksa, aşkın yerini, yazarın da malulü olduğu, karşı cinsin kusurlu-kusursuz bütün bireylerine duyulan marazi hayranlık mı alır?
Genlerimiz tanrının teknolojiye sağladığı en büyük üstünlüklerden biriydi. Yaratılışın "nasıl"ı bilim için en büyük soruydu. "Genleri ellememize de o izin verdi" düşüncesi de elbette saygı değer. Ama şimdi en büyük soru şu: yaratıcıyı taklit ederek, değiştirdiğimizi düşündüğümüz kaderler, vektörel bir birleşmede, insanlığın, ve dolayısıyla evrenin doğrultusunu ne kadar etkileyebilecek? Bunu bilmiyoruz. İçimizden bir çoğu bunu bilmek de istemiyor. Bilmek isteyenler, eğer birileri ortaya çıkıp da bir an önce onlara anlatmazsa, muhakkak deneyerek öğrenecekler. Ama risk büyük: gen-ellemeler "özel"liklerini kaybettirecek insanlara.
kaynak:gelinliksec.com
Genç Kız Kalbi
Data Recovery Sites - Data Recovery Index Portal
Dedicated Server Links - Dedicated Server Links
Edebiyat Sitesi - Edebiyat bilgileriyle ilgili bir site
Evlilik Sitesi - Evlilikle ilgili bir site
Evlilikpedi - Evlilikle ilgili bir site
Söze öncelikle dünyadaki en yakın dostum da olsa, lise ve üniversite arkadaşım da olsa, beni rezil etmiş de olsa, değer verdiğim Bahadır Yüksel Hansoylu'nun İhanet ve Gönlü genişlik adlı yazısında hakkımda dediği her şeyi kabul edip, bir de bu tür olayların kurban açısından yorumunu yapıp tüm erkekliğe armağan etmek için bunları kaleme aldığımı biliniz diyerek başlıyorum.
"Bu yazıyı keleme alan Cüneyt Bursel (19 Aralık 1976 İstanbul Levent doğumlu) İstanbul Üniversitesinde kadın kız gibi hiç bir takıntısı olmayan ve günü birlik çapkınlıklarla adını yeterince duyurmuş gözünü yeterince doyurmuş ama gönlünü umutsuzca bir tarafa koymuş bir yüksek lisans Biyoloji öğrencisidir. Şüphesiz ki iyi bir insandır da. Ne mutlu onu sevenlere, ne mutlu ona güvenen değerli dostlarına Alp ,Yüksel ve Ferruh'a"
Aşık olmak sevmek sevilmek artık gerilerde kalmış bir masal ve bendeniz de bu masalın eski bir oyuncusu olarak çapkınlıklara ara vermiş bir master öğrencisiydim. Ve İlke olarak Biyoloji ilminde yeni bulutlara doğru akademik olarak kendini geliştirmeye adamış bir genç olacaktı aklımdaki yeni imajım. Kararım kesindi artık ne kadın ne kız. İnsanı pasifize eden hiçbir şey olmadan kendimi geliştirip üstün bir insan olacaktım. Tıpkı dostumun bana bir zamanlar tavsiye ettiği gibi.
İnanır mısınız şimdiye dek birlikte olduğum kızları artık sayamıyordum bile. Ve hala da gerçek aşkı bulduğumu sanmıyordum zaten kadına aşık olunmaz sadece evlenilir demeye başlamıştım... Arkadaş toplantılarında ve çeşitli gezmelerimizde tanıştığım her kızın davetkar bakışlarına karşı son derece mesafeli ve de seçici bir tavır ortaya koymuştum çünkü bu gönül meselelerinin sonu yoktur dostlarım. Ama bir olay ile hayatımın akışı bir anda değişti.
Kadınlar hakkındaki fikirlerimi altüst edecek bir kızla tanıştım. Haziran ayının yakıcı olmaya başlayan bir sıcak gününde dostum Alp'le birlikte hızlı zamanlarımızdan beridir kutsal bir türbemiz haline gelen Dalyan sahillerindeydik. Bir yeryüzü cennetidir gidenler bilir orasını uzatmıyorum. Dalyan haziran ayında caretta carettalardan da daha önemli bir olay yaşıyordu. Dalyan'a çıkmıştım. Yumurtadan çıkar çıkmaz suya koşuşturan çıtır karettalar gibi binlerce taze de orada kendilerine hayat verecek engin denizin kollarına koşmayı beklercesine serilmiş güneşleniyorlar. Mavili bir kız vardı sahilde çok dikkat çekiyordu. İlk evvel fark etmemiş gibi yaptım ne de olsa kız milletidir fazla beğeni belli etmeye gelmez kendilerini Diana moduna sokarlar. Ama gel gelelim hatun kişi az ötede annesi olmasına rağmen anasından tam 20 metre uzağa benim tam dibime oturdu. Aslında bulunduğum yer güzel güneş görüyordu bunun da etkisi vardı ama zaten bunun da pek bir önemi yoktu saat akşama doğru son güneşli dakikalarını veriyordu bize. Sanırım saat 6 gibi en sevmediğim şey oldu ve tam dibimizden bir muz geçti insanlar bağıra bağıra saçma sapan bir şeyin üzerinde çıkmış bağırıyorlar. Kız benle en sonunda beklediğim şeyi yaptı ve konuştu.
"- Ne garip eğlence tarzları var"
Hemen sağımdaki kıza kulak kabarttım. Hayret ulan dedim bunu bir kız mı söylüyor? Vallahi özenmiyor ve gerçekten bu tür saçma uçuk lükslere (muza binme vb.)benim kadar sinir oluyorsa helal olsun buna, erkek karıymış dedim. Konuşacaktım. Aslında kız bu sitemini direkt bana dile getirmemişti. Ortaya söyledi hoşnutsuzluğunu lakin 20 metrelik ben merkezli çember yayımda bizden başkası yoktu Öyle ya kız kendi kendine asılmış olmamalıydı.
Haklısınız dedim ve konuşmaya başladık. Hangi okuldansınız falan derken kızla aynı okuldan farklı bölümlerden çıktık. Her sorumda o da bana cevap veriyor ve de soru soruyor adeta ağzımın içine giriyordu. ağzımdan çıkacak lafı böylesine güzel izlemesi mest ediyor daha da konuşturuyordu beni. İletişimde okuyormuş, bir gazetede fotoğrafçı bile olsa ona yetecekmiş, iş arıyormuş bir yerden mesleğe girmek istiyor kız, ama hiç de şansı yok. Bir ecza deposunda telefonlara bakıyormuş ve buna ayda 120 milyon maaş veriyorlarmış. Yüreğim sızladı bir anda. Babamın proje müdürü olduğu bir inşaat şirketinin(ismi lazım değil) aylık bülteninde kıza bir iş bulmalıyım dedim kendi kendime. Neyse buna tekrardan döneceğiz...
Baştan aşağı alımlı ve maviler içerisinde bir kız. Hayatımda bir daha bir benzerini sanırım göremeyeceğim bir kızdı ve de Macar göçmeniymiş..? Bulgaristan'da bir kaç köyde sırf Macaristan'dan göç eden Osmanlı Türkleri yaşıyormuş. Vidin diye bir yere bağlıymış haritada buldum köyün internette nerde olduğunu bile bulmuştum, İstanbul a geldiğimde. O da göç zamanı Bulgaristan'dan trenlerle gelenler arasındaymış. Ben de Boşnak olduğum için inanılmaz zevkle dinliyordum. Civciv sarısı uzun saçları kahve gözleri toparlak yüz hatları ile değişik bir göçmen güzeliydi. Üzerinde mayosundan başka bir de pelerin gibi bir tül şal karışımı bir şey vardı. O da maviydi. "blue daba dee" oldum ama etkilenmemeliydim. Öyle ya kızdı o.Kızla konuşmaya devam ediyordum. Baştan aşağı maviler giymiş bir kız bana maviler içerisinde bir hayali müjdeliyordu sanki. Umutsuzluğum aşksızlığım ve seçiciliğimin verdiği açlıkla kıza tutulmamak için bin bir dümen çeviriyordum nefsime karşı.
Önce babanın yeri denen bir kafeye gittik kız bana annesini babasını anlattı. Sakat bir erkek kardeş babanın emekli maaşı, son derece salak derecesinde de saf bir annesi vardı. Ve doğal olarak da monoton bir yaşam. Ama nedense kız bir hayli gösterişliydi. Bu gösterişin sahip olduğu tek şey olan güzelliğini iyi bir şekilde sunup kendisini bu hayattan çekip çıkaracak imkanları ve belki de zengin kocayı kazandıracak bir vitrin olarak kullandığını ise göz ardı ederekten kızın güzel yüzü ve endamından başka sözlerini de etkilenerek süzüyordum. Anlattığı kadarıyla bundan evvelki ilişkisi 1 sene sürmüş ve oğlan buna ve hislerine değer vermediği için ayrılmışlar. Yani kısacası ben de sözde ikinci kişi oluyorum. Yemedim ama aklıma değerli dostum Yüksel'i getirdim ve gülümsedim.
Derken kafeden ayrıldık ve gelen kol gibi faturayı bile gözüm görmedi ödedim çıktım oradan. Sanıyorum ki 6 gün kadar bir tatil yaptı ve gidiyordu. 6 dolu dolu günde bana sırlarını sevgisini ve daha nesini vermişse bu kısımlar anlatmakla bitmez ve hepsi kutsaldı bende artık. Onu yolcu edecektim. Ama bir sabah aniden kaldığım otele gelip odamın kapısında belirdi. Ben çalan kapıyı Alp sanmıştım ama oydu. Sanki Selin beni uğurlayacak sanmıştım. Ne güzel bir vedaydı o... sanırım 15 dakika kadar aralıksız öpüştük sarıldık ağlaştık. İstanbul'da görüşecektik ve aşkımızın devamı için kıtaların birleştiği yerde birleşecektik. Cep telefonum yok demişti bana ev tel. de vermedi benden de almadı. Sadece buluşma noktasını ve yerini tespit ettik. Sultanahmet'teki Ayasofya çay bahçesinde buluşacaktık.
Tarihler 4 temmuzu gösterdiğinde Amerika'da ve bende Kurtuluş günü anıydı. Gün gelmişti. Buluşma yerine saat 11 de gelmiştim oysa saat 1 de buluşacaktık. Derken buluşma yerine geldi oldukça güzeldi. Güneş yanıkları geçmiş ve bembeyaz bakıyordu bana. Bana sarılırken beni sevdiğini söylerken çok içliydi. Selvin'i babamın çalıştığı firmanın aylık bülten dergisine sokmuştum. İyi sayılır bir maaşı da olmuştu. Artık her şey çok iyiydi. Dolu dolu günler geçirdik ve Selvin'i tüm anormal hareketlerine benle birlikteyken bir anda duraklamalarına dalıp gitmelerine karşın sevmeye devam ediyordum. Kötü kaptırmıştım.Hayatta yemin olsun ki Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmedim ama bu kıza karşı inanılmaz bir teslimiyet içerisindeydim.
Derken bir gün bana lafı değişik cümlelerle kullanarak arabamın nerede olduğunu sordu. Doğru ya ona anlattığım bazı anılarımda altımdaki arabayla ettiğim kazalar ve arkadaş gezmeleri de vardı. Ve lanet olsun ki araba o gün erkek kardeşimdeydi. Levent Tuzla'da okur ve okula giderken bazan habersizce arabayı alır. Durumu anlattım hmm. dedi önemi yok falan, ama bozulmuştu sanki. O gün öylece geçti gitti. Bir de akşam haberlerinde borsada pis bi piliç firmasının hisselerine aldığım kağıtların ani çıkışı ve düşüşüyle en pis maddi çöküntümü yaşamıştım. Kağıtları elden de çıkarmam hiç kolay değildi oysa çok umudum vardı. Neyse nede olsa çalışıyordum. Bir ilaç firmasının laboratuar sorumlusuydum. Borsa olayını anlattım kıza dinledi üzüldüm gerçekten dedi. Ama fark etmediğim bir şey vardı ki kızın bana ilgisi azalıyordu. Elimdeki maddi olanakların sarsılmazlığı ölçüsünde kızda bana bir ilgi varmış ki bunlar azaldıkça o ilgi de azalıyordu. Derken temmuz sonlarına doğru olan ilişki artık günde beş telefon konuşmasından haftada 2-3 telefona dek düştü. Beşiktaş'ta buluştuğumuzda daha evvel yapmadığı bir şeyi yaptı ve sadece 2 saatinin olduğunu söyledi. Arabam vardı ama o gün moralim bozuktu Şirkette ise yönetim tarafından bana uygulanan çekememezlik son haddine varmış ve yaşadığım aşkın tesiriyle azalan performansım o gün işten atıldığım günün ta kendisi olmuştu. Bendeki moralsizliği sordu, bana güven dedi, omuz çıktı ama salak gibi de inandım ve anlattım. Bana dediği tek şey yine aynıydı. Gerçekten üzüldüm ne diyeceğimi bilmiyorum hakkında dilerim en iyisi olur. Selvin'le o gün ayrıldık eve bıraktım yanaklarımdan ve ufacık da olsa dudaktan bir buse verdi ve o evine ben evime gittim.
Bu noktadan sonra hayatım yazılmaya başlamıştı işte. Eve geldim yatağıma yattım ve bir mesaj. "Cüneyt kusura bakma hayatım ama zor ama çok zor bir dönemdeyim. Derslerim çok kritik ve de hayatımda bazı kararlar almak durumundayım. Eğer anlayışlı olurda bana zaman verirsen sevinirim çünkü ruhen bir baskı altında olmak istemiyorum". Ben tam karşılık mesajı yazacaktım ne bu? diye ama daha yollamadan ikini bir mesaj geldi ve daha da sarsıldım. "Cüneyt üzgünüm kimsenin yaşamında kimseye ayak bağı olmamalıyım, benim için yaptığın her şey için teşekkür. Hakkını helal et hep aklımda ve gönlümde kalacaksın. Lütfen beni sorgulama ve de bir süre arama bye..."
Sonuçta kızı aradım. Salaklık işte. Ama arkadaş kalalım dost kalalım türü şeyler... Fakat telefondan bir müzik sesi geliyordu. Konuşalım yüz yüze Selin diyordum ama ses yok. "Lütfen Cüneyt bitsin artık. Ruhen hazır değilim." Öyle ya dostlar, ruhen iyi olmadığımızda genelde ayrılır mıyız yoksa sevdiğimizin omzunda teselli mi ararız? Ama ben tam tersi bir durumdaydım.
Buna inandım ve kızı aklımdan silme yoluna gittim. Tarihler 10 Ağustos'u gösterdiğinde Yüksel'le birlikte ulus parkına gittik ve kelimeler ağzımdan yine sevgi sözcükleri şeklinde çıkıyordu. Manyak aşıktım, manyak sevmiştim kızı. Ve oda gerçekten oldukça basit bir şekilde vakur davranarak bitirdi olayını ve gitti. Gerçekten de karizma falan kalmadı ama bunu düşünen kim ki? Zaten şu anda kendime yeni gelmiş ve yeni bir sevgili bulmuş halde normale dönmüş vaziyetteyim ama bu tam bir ay aldı değerli erkek adamlar.
Tarihler 1 ekimi gösterdiğinde babamın çalıştığı İnşaat firmasının plazasına gittiğim bir gün inanılmaz bir şeyle karşılaştım. Derginin editörü Mahir ve Selvin kol kola. O an sildim bunları aklımdan ama Yüksel ve Alp ben istemememe rağmen araştırıp herifle samimi olmuşlar ve bilhassa Alp adeta kanki olmuş adamla. Herif kızı seviyormuş, kız da adamı, ama Mahir kıza bir yığın yalan söylediğini ve bir yığın da maddi yalan söylediğini amcasının lüks cipini sırf kıza yaptığı karizma çerçevesinde 3 haftadır alıkoyduğunu ve kıza Florya'da oturduğunu söylemiş bunların altından nasıl kalkacağını söyleyip Alp'e dert yanmış Alp dostum kıza maaşım 1 milyar dedim ama ben sadece 300 milyon alıyorum ne yapacağım şimdi ben abi? demiş hatta..
Ve de işte flaş.. Kız işe başladığı günden beri konuşuyorlarmış ve de kızın işe başlamasından 1 hafta sonraysa çıkmaya başlamışlar. Kız ona ayrıldığı erkek akadaşının kendisine değer vermediğini cs. falan anlatmış... Pes dostlar pes.. İşte aşk . İsteyen alsın yaşasın. İsteyense bir tarafına soksun ama ben artık istemiyorum dostlar. Lütfen bunu herhangi bir sansür uygulamadan yayınlayın ve safça seven ve her şeyini her yönünü aynen sevdikleri kıza aktaran zavallıların uyarılmasına vesile olun. Siz ise değerli erkek adamalar görün işte sevgiyi tanıyın. İşte kızın size sizi sevdiğini söylerken sizin omzuna başınızı koyduğunuzda kızdan aldığınız o elektrikle verdiğiniz cümle sırlar zincirinin, kızın size yakınlaşmasını ve size destek olmasına yarayacağına değil de sadece ve sadece kızın sizi tartmasına yarayacağını bilin yeter.
Bu arada Mahir ve Selvinin durumlarını da bilmiyorum artık hiç birimiz de ilgilenmiyoruz zaten. Peki ben? Gerçi ben de Ailesel açıdan Paralı sayılacak biriyim ama babamın parasını yemeyi kendime yakıştıramıyorum. çalışıyor ve babama bağımlı kalmıyorum arabamın parasını bile pazarda mont satarak kazanmıştım üniversite zamanında. Ve buna rağmen helal kazanç değil bol kazanç tercih ediliyorsa bol da bir aile kazancım olmasına rağmen ben yine de beni böyle ölü soyucusu aç insanlara bırakmadığı için Allah'a şükrediyorum. Kızlar her zaman Paralı bir erkek bulabilir, bizse her zaman kız buluruz.. Bunu öğrenelim ve dünyalarımızı bizim peşimizden koşanlara karşın gizleyelim dostlarım. Zenginsen fakir görün fakirsen de hiç takma seni bulan sen olduğun için bulsun bağlansın. Ve dünyalarımızı aklında bizim gibi insanların hayalini kuran temiz kızlar karşımıza çıkıncaya dek, Güzellikten başka hiç bir servete sahip olmayan zavallılardan yüksek bir duvarla ayıralım. Dediğim gibi unutmayın. Her zaman buluruz yeter ki biz adam olalım. Bir azizeye dek gönlünüzü mühürleyin ve her güzele bakmayın dostlarım. Güzele bakmamak bence en güzel sevaptır.
Nasıldı atasözü? "Arı bende oldu mu Balı Bağdat'tan bile getirtirim" Sevgiyle ve Selametle kalın değerli dostlar sevgiyle kalın ve ders alın...
Teşekkürler Yüksel ,Teşekkürler Alp , Ferruh , Teşekkürler Anne , Beni yetiştiren ve olgunlaştıran herkese dair..
Teşekkürler Selvin... bir gün senin gibi zafer sarhoşları da bu sulu gözlerle söylenen yalanlarınızın getirisinin mutsuz bir hayattan başka bir şey olmadığını anlayacaklar ama o zaman geldiğinde Zaman beni haklı çıkarıp aynalar sizi yalancı çıkaracaktır.
Dostlarımın tatlı saldırısı olmasa yazamazdım... Sağolun.
kaynak:gelinliksec.com
Dedicated Server Links - Dedicated Server Links
Edebiyat Sitesi - Edebiyat bilgileriyle ilgili bir site
Evlilik Sitesi - Evlilikle ilgili bir site
Evlilikpedi - Evlilikle ilgili bir site
Söze öncelikle dünyadaki en yakın dostum da olsa, lise ve üniversite arkadaşım da olsa, beni rezil etmiş de olsa, değer verdiğim Bahadır Yüksel Hansoylu'nun İhanet ve Gönlü genişlik adlı yazısında hakkımda dediği her şeyi kabul edip, bir de bu tür olayların kurban açısından yorumunu yapıp tüm erkekliğe armağan etmek için bunları kaleme aldığımı biliniz diyerek başlıyorum.
"Bu yazıyı keleme alan Cüneyt Bursel (19 Aralık 1976 İstanbul Levent doğumlu) İstanbul Üniversitesinde kadın kız gibi hiç bir takıntısı olmayan ve günü birlik çapkınlıklarla adını yeterince duyurmuş gözünü yeterince doyurmuş ama gönlünü umutsuzca bir tarafa koymuş bir yüksek lisans Biyoloji öğrencisidir. Şüphesiz ki iyi bir insandır da. Ne mutlu onu sevenlere, ne mutlu ona güvenen değerli dostlarına Alp ,Yüksel ve Ferruh'a"
Aşık olmak sevmek sevilmek artık gerilerde kalmış bir masal ve bendeniz de bu masalın eski bir oyuncusu olarak çapkınlıklara ara vermiş bir master öğrencisiydim. Ve İlke olarak Biyoloji ilminde yeni bulutlara doğru akademik olarak kendini geliştirmeye adamış bir genç olacaktı aklımdaki yeni imajım. Kararım kesindi artık ne kadın ne kız. İnsanı pasifize eden hiçbir şey olmadan kendimi geliştirip üstün bir insan olacaktım. Tıpkı dostumun bana bir zamanlar tavsiye ettiği gibi.
İnanır mısınız şimdiye dek birlikte olduğum kızları artık sayamıyordum bile. Ve hala da gerçek aşkı bulduğumu sanmıyordum zaten kadına aşık olunmaz sadece evlenilir demeye başlamıştım... Arkadaş toplantılarında ve çeşitli gezmelerimizde tanıştığım her kızın davetkar bakışlarına karşı son derece mesafeli ve de seçici bir tavır ortaya koymuştum çünkü bu gönül meselelerinin sonu yoktur dostlarım. Ama bir olay ile hayatımın akışı bir anda değişti.
Kadınlar hakkındaki fikirlerimi altüst edecek bir kızla tanıştım. Haziran ayının yakıcı olmaya başlayan bir sıcak gününde dostum Alp'le birlikte hızlı zamanlarımızdan beridir kutsal bir türbemiz haline gelen Dalyan sahillerindeydik. Bir yeryüzü cennetidir gidenler bilir orasını uzatmıyorum. Dalyan haziran ayında caretta carettalardan da daha önemli bir olay yaşıyordu. Dalyan'a çıkmıştım. Yumurtadan çıkar çıkmaz suya koşuşturan çıtır karettalar gibi binlerce taze de orada kendilerine hayat verecek engin denizin kollarına koşmayı beklercesine serilmiş güneşleniyorlar. Mavili bir kız vardı sahilde çok dikkat çekiyordu. İlk evvel fark etmemiş gibi yaptım ne de olsa kız milletidir fazla beğeni belli etmeye gelmez kendilerini Diana moduna sokarlar. Ama gel gelelim hatun kişi az ötede annesi olmasına rağmen anasından tam 20 metre uzağa benim tam dibime oturdu. Aslında bulunduğum yer güzel güneş görüyordu bunun da etkisi vardı ama zaten bunun da pek bir önemi yoktu saat akşama doğru son güneşli dakikalarını veriyordu bize. Sanırım saat 6 gibi en sevmediğim şey oldu ve tam dibimizden bir muz geçti insanlar bağıra bağıra saçma sapan bir şeyin üzerinde çıkmış bağırıyorlar. Kız benle en sonunda beklediğim şeyi yaptı ve konuştu.
"- Ne garip eğlence tarzları var"
Hemen sağımdaki kıza kulak kabarttım. Hayret ulan dedim bunu bir kız mı söylüyor? Vallahi özenmiyor ve gerçekten bu tür saçma uçuk lükslere (muza binme vb.)benim kadar sinir oluyorsa helal olsun buna, erkek karıymış dedim. Konuşacaktım. Aslında kız bu sitemini direkt bana dile getirmemişti. Ortaya söyledi hoşnutsuzluğunu lakin 20 metrelik ben merkezli çember yayımda bizden başkası yoktu Öyle ya kız kendi kendine asılmış olmamalıydı.
Haklısınız dedim ve konuşmaya başladık. Hangi okuldansınız falan derken kızla aynı okuldan farklı bölümlerden çıktık. Her sorumda o da bana cevap veriyor ve de soru soruyor adeta ağzımın içine giriyordu. ağzımdan çıkacak lafı böylesine güzel izlemesi mest ediyor daha da konuşturuyordu beni. İletişimde okuyormuş, bir gazetede fotoğrafçı bile olsa ona yetecekmiş, iş arıyormuş bir yerden mesleğe girmek istiyor kız, ama hiç de şansı yok. Bir ecza deposunda telefonlara bakıyormuş ve buna ayda 120 milyon maaş veriyorlarmış. Yüreğim sızladı bir anda. Babamın proje müdürü olduğu bir inşaat şirketinin(ismi lazım değil) aylık bülteninde kıza bir iş bulmalıyım dedim kendi kendime. Neyse buna tekrardan döneceğiz...
Baştan aşağı alımlı ve maviler içerisinde bir kız. Hayatımda bir daha bir benzerini sanırım göremeyeceğim bir kızdı ve de Macar göçmeniymiş..? Bulgaristan'da bir kaç köyde sırf Macaristan'dan göç eden Osmanlı Türkleri yaşıyormuş. Vidin diye bir yere bağlıymış haritada buldum köyün internette nerde olduğunu bile bulmuştum, İstanbul a geldiğimde. O da göç zamanı Bulgaristan'dan trenlerle gelenler arasındaymış. Ben de Boşnak olduğum için inanılmaz zevkle dinliyordum. Civciv sarısı uzun saçları kahve gözleri toparlak yüz hatları ile değişik bir göçmen güzeliydi. Üzerinde mayosundan başka bir de pelerin gibi bir tül şal karışımı bir şey vardı. O da maviydi. "blue daba dee" oldum ama etkilenmemeliydim. Öyle ya kızdı o.Kızla konuşmaya devam ediyordum. Baştan aşağı maviler giymiş bir kız bana maviler içerisinde bir hayali müjdeliyordu sanki. Umutsuzluğum aşksızlığım ve seçiciliğimin verdiği açlıkla kıza tutulmamak için bin bir dümen çeviriyordum nefsime karşı.
Önce babanın yeri denen bir kafeye gittik kız bana annesini babasını anlattı. Sakat bir erkek kardeş babanın emekli maaşı, son derece salak derecesinde de saf bir annesi vardı. Ve doğal olarak da monoton bir yaşam. Ama nedense kız bir hayli gösterişliydi. Bu gösterişin sahip olduğu tek şey olan güzelliğini iyi bir şekilde sunup kendisini bu hayattan çekip çıkaracak imkanları ve belki de zengin kocayı kazandıracak bir vitrin olarak kullandığını ise göz ardı ederekten kızın güzel yüzü ve endamından başka sözlerini de etkilenerek süzüyordum. Anlattığı kadarıyla bundan evvelki ilişkisi 1 sene sürmüş ve oğlan buna ve hislerine değer vermediği için ayrılmışlar. Yani kısacası ben de sözde ikinci kişi oluyorum. Yemedim ama aklıma değerli dostum Yüksel'i getirdim ve gülümsedim.
Derken kafeden ayrıldık ve gelen kol gibi faturayı bile gözüm görmedi ödedim çıktım oradan. Sanıyorum ki 6 gün kadar bir tatil yaptı ve gidiyordu. 6 dolu dolu günde bana sırlarını sevgisini ve daha nesini vermişse bu kısımlar anlatmakla bitmez ve hepsi kutsaldı bende artık. Onu yolcu edecektim. Ama bir sabah aniden kaldığım otele gelip odamın kapısında belirdi. Ben çalan kapıyı Alp sanmıştım ama oydu. Sanki Selin beni uğurlayacak sanmıştım. Ne güzel bir vedaydı o... sanırım 15 dakika kadar aralıksız öpüştük sarıldık ağlaştık. İstanbul'da görüşecektik ve aşkımızın devamı için kıtaların birleştiği yerde birleşecektik. Cep telefonum yok demişti bana ev tel. de vermedi benden de almadı. Sadece buluşma noktasını ve yerini tespit ettik. Sultanahmet'teki Ayasofya çay bahçesinde buluşacaktık.
Tarihler 4 temmuzu gösterdiğinde Amerika'da ve bende Kurtuluş günü anıydı. Gün gelmişti. Buluşma yerine saat 11 de gelmiştim oysa saat 1 de buluşacaktık. Derken buluşma yerine geldi oldukça güzeldi. Güneş yanıkları geçmiş ve bembeyaz bakıyordu bana. Bana sarılırken beni sevdiğini söylerken çok içliydi. Selvin'i babamın çalıştığı firmanın aylık bülten dergisine sokmuştum. İyi sayılır bir maaşı da olmuştu. Artık her şey çok iyiydi. Dolu dolu günler geçirdik ve Selvin'i tüm anormal hareketlerine benle birlikteyken bir anda duraklamalarına dalıp gitmelerine karşın sevmeye devam ediyordum. Kötü kaptırmıştım.Hayatta yemin olsun ki Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmedim ama bu kıza karşı inanılmaz bir teslimiyet içerisindeydim.
Derken bir gün bana lafı değişik cümlelerle kullanarak arabamın nerede olduğunu sordu. Doğru ya ona anlattığım bazı anılarımda altımdaki arabayla ettiğim kazalar ve arkadaş gezmeleri de vardı. Ve lanet olsun ki araba o gün erkek kardeşimdeydi. Levent Tuzla'da okur ve okula giderken bazan habersizce arabayı alır. Durumu anlattım hmm. dedi önemi yok falan, ama bozulmuştu sanki. O gün öylece geçti gitti. Bir de akşam haberlerinde borsada pis bi piliç firmasının hisselerine aldığım kağıtların ani çıkışı ve düşüşüyle en pis maddi çöküntümü yaşamıştım. Kağıtları elden de çıkarmam hiç kolay değildi oysa çok umudum vardı. Neyse nede olsa çalışıyordum. Bir ilaç firmasının laboratuar sorumlusuydum. Borsa olayını anlattım kıza dinledi üzüldüm gerçekten dedi. Ama fark etmediğim bir şey vardı ki kızın bana ilgisi azalıyordu. Elimdeki maddi olanakların sarsılmazlığı ölçüsünde kızda bana bir ilgi varmış ki bunlar azaldıkça o ilgi de azalıyordu. Derken temmuz sonlarına doğru olan ilişki artık günde beş telefon konuşmasından haftada 2-3 telefona dek düştü. Beşiktaş'ta buluştuğumuzda daha evvel yapmadığı bir şeyi yaptı ve sadece 2 saatinin olduğunu söyledi. Arabam vardı ama o gün moralim bozuktu Şirkette ise yönetim tarafından bana uygulanan çekememezlik son haddine varmış ve yaşadığım aşkın tesiriyle azalan performansım o gün işten atıldığım günün ta kendisi olmuştu. Bendeki moralsizliği sordu, bana güven dedi, omuz çıktı ama salak gibi de inandım ve anlattım. Bana dediği tek şey yine aynıydı. Gerçekten üzüldüm ne diyeceğimi bilmiyorum hakkında dilerim en iyisi olur. Selvin'le o gün ayrıldık eve bıraktım yanaklarımdan ve ufacık da olsa dudaktan bir buse verdi ve o evine ben evime gittim.
Bu noktadan sonra hayatım yazılmaya başlamıştı işte. Eve geldim yatağıma yattım ve bir mesaj. "Cüneyt kusura bakma hayatım ama zor ama çok zor bir dönemdeyim. Derslerim çok kritik ve de hayatımda bazı kararlar almak durumundayım. Eğer anlayışlı olurda bana zaman verirsen sevinirim çünkü ruhen bir baskı altında olmak istemiyorum". Ben tam karşılık mesajı yazacaktım ne bu? diye ama daha yollamadan ikini bir mesaj geldi ve daha da sarsıldım. "Cüneyt üzgünüm kimsenin yaşamında kimseye ayak bağı olmamalıyım, benim için yaptığın her şey için teşekkür. Hakkını helal et hep aklımda ve gönlümde kalacaksın. Lütfen beni sorgulama ve de bir süre arama bye..."
Sonuçta kızı aradım. Salaklık işte. Ama arkadaş kalalım dost kalalım türü şeyler... Fakat telefondan bir müzik sesi geliyordu. Konuşalım yüz yüze Selin diyordum ama ses yok. "Lütfen Cüneyt bitsin artık. Ruhen hazır değilim." Öyle ya dostlar, ruhen iyi olmadığımızda genelde ayrılır mıyız yoksa sevdiğimizin omzunda teselli mi ararız? Ama ben tam tersi bir durumdaydım.
Buna inandım ve kızı aklımdan silme yoluna gittim. Tarihler 10 Ağustos'u gösterdiğinde Yüksel'le birlikte ulus parkına gittik ve kelimeler ağzımdan yine sevgi sözcükleri şeklinde çıkıyordu. Manyak aşıktım, manyak sevmiştim kızı. Ve oda gerçekten oldukça basit bir şekilde vakur davranarak bitirdi olayını ve gitti. Gerçekten de karizma falan kalmadı ama bunu düşünen kim ki? Zaten şu anda kendime yeni gelmiş ve yeni bir sevgili bulmuş halde normale dönmüş vaziyetteyim ama bu tam bir ay aldı değerli erkek adamlar.
Tarihler 1 ekimi gösterdiğinde babamın çalıştığı İnşaat firmasının plazasına gittiğim bir gün inanılmaz bir şeyle karşılaştım. Derginin editörü Mahir ve Selvin kol kola. O an sildim bunları aklımdan ama Yüksel ve Alp ben istemememe rağmen araştırıp herifle samimi olmuşlar ve bilhassa Alp adeta kanki olmuş adamla. Herif kızı seviyormuş, kız da adamı, ama Mahir kıza bir yığın yalan söylediğini ve bir yığın da maddi yalan söylediğini amcasının lüks cipini sırf kıza yaptığı karizma çerçevesinde 3 haftadır alıkoyduğunu ve kıza Florya'da oturduğunu söylemiş bunların altından nasıl kalkacağını söyleyip Alp'e dert yanmış Alp dostum kıza maaşım 1 milyar dedim ama ben sadece 300 milyon alıyorum ne yapacağım şimdi ben abi? demiş hatta..
Ve de işte flaş.. Kız işe başladığı günden beri konuşuyorlarmış ve de kızın işe başlamasından 1 hafta sonraysa çıkmaya başlamışlar. Kız ona ayrıldığı erkek akadaşının kendisine değer vermediğini cs. falan anlatmış... Pes dostlar pes.. İşte aşk . İsteyen alsın yaşasın. İsteyense bir tarafına soksun ama ben artık istemiyorum dostlar. Lütfen bunu herhangi bir sansür uygulamadan yayınlayın ve safça seven ve her şeyini her yönünü aynen sevdikleri kıza aktaran zavallıların uyarılmasına vesile olun. Siz ise değerli erkek adamalar görün işte sevgiyi tanıyın. İşte kızın size sizi sevdiğini söylerken sizin omzuna başınızı koyduğunuzda kızdan aldığınız o elektrikle verdiğiniz cümle sırlar zincirinin, kızın size yakınlaşmasını ve size destek olmasına yarayacağına değil de sadece ve sadece kızın sizi tartmasına yarayacağını bilin yeter.
Bu arada Mahir ve Selvinin durumlarını da bilmiyorum artık hiç birimiz de ilgilenmiyoruz zaten. Peki ben? Gerçi ben de Ailesel açıdan Paralı sayılacak biriyim ama babamın parasını yemeyi kendime yakıştıramıyorum. çalışıyor ve babama bağımlı kalmıyorum arabamın parasını bile pazarda mont satarak kazanmıştım üniversite zamanında. Ve buna rağmen helal kazanç değil bol kazanç tercih ediliyorsa bol da bir aile kazancım olmasına rağmen ben yine de beni böyle ölü soyucusu aç insanlara bırakmadığı için Allah'a şükrediyorum. Kızlar her zaman Paralı bir erkek bulabilir, bizse her zaman kız buluruz.. Bunu öğrenelim ve dünyalarımızı bizim peşimizden koşanlara karşın gizleyelim dostlarım. Zenginsen fakir görün fakirsen de hiç takma seni bulan sen olduğun için bulsun bağlansın. Ve dünyalarımızı aklında bizim gibi insanların hayalini kuran temiz kızlar karşımıza çıkıncaya dek, Güzellikten başka hiç bir servete sahip olmayan zavallılardan yüksek bir duvarla ayıralım. Dediğim gibi unutmayın. Her zaman buluruz yeter ki biz adam olalım. Bir azizeye dek gönlünüzü mühürleyin ve her güzele bakmayın dostlarım. Güzele bakmamak bence en güzel sevaptır.
Nasıldı atasözü? "Arı bende oldu mu Balı Bağdat'tan bile getirtirim" Sevgiyle ve Selametle kalın değerli dostlar sevgiyle kalın ve ders alın...
Teşekkürler Yüksel ,Teşekkürler Alp , Ferruh , Teşekkürler Anne , Beni yetiştiren ve olgunlaştıran herkese dair..
Teşekkürler Selvin... bir gün senin gibi zafer sarhoşları da bu sulu gözlerle söylenen yalanlarınızın getirisinin mutsuz bir hayattan başka bir şey olmadığını anlayacaklar ama o zaman geldiğinde Zaman beni haklı çıkarıp aynalar sizi yalancı çıkaracaktır.
Dostlarımın tatlı saldırısı olmasa yazamazdım... Sağolun.
kaynak:gelinliksec.com
Ezbere Onbir
Free Online Games - Free Online Games
Gazete Siteleri - Gazete siteleryle ilgili bir site
Kadınlarla İlgili - Kadın siteleri indexi
Karizma Resimler - Resimlerle ilgili siteler portalı
Oyunlar - Oyun siteleri indexi portalı
Ezbere onbir sayabilen erkeklerden ol(a)madım hiç. Bütün soyut ve somut konularda, fotoğrafik özellikleriyle gurur duyduğum belleğim, başta futbolcu isimlerini art arda sıralama olmak üzere futbol konularında beni hep mahcup etti. İstediğim, "bundan dört sene önceki falanca maçta feşmekanın yerine oyuna giren filanca da aynı pozisyondan doksana takmıştı" gibi uzman bilgilerine sahip olmak bile değildi. Tuttuğum takımın kadrosunu, elbette yedekleriyle, isim ve sırt numaralarıyla bir nefeste sıralayabilmekti. Olmadı hiç. Ergenlik çağında başka takımları tutan arkadaşlarım, bana kendi takımımın kalecisinin yedeğinin antrenman performanslarını belletmeye çalıştıklarında, gerçekleri mi, yoksa daha sonra dalgalarını geçmek için uydurma bilgileri mi anlattıklarını anlayamıyordum. Gazeteleri her Türk aydın aday adayı gibi en dar açılı köşe yazılarına kadar okuyan ben, spor sayfalarına da samimi olarak ilgi duyuyordum, okuyordum, ofsayt kuralını biliyor olmanın haklı gururuyla pozisyon analizlerini, maç kritiklerini anlar gibi irdeliyordum, ama gazeteyi kapattığımda isimler aklımdan çıkıyordu. Hani yeteneksiz olsam, kötü bir oyuncu olsam ve mahalle maçlarında en son ben seçilsem, diyecektim ki, "oğlum Korkut, Tanrı resim yapmanı ve şarkı söylemeni istemediği gibi, futbol konusunda da bir nasip vermemiş sana." Çok (u)mutsuzdum.
Ortaokul çağlarımda Pazartesi sabahları benim için, Cumartesi öğleden sonraları "doğru" giyinme-saç şekillendirme işkencesinden bile daha tahammül edilmez oluyordu. Herkes, o zamanlar tek kanallı televizyondaki programları tam konsantrasyonla seyrettiğinden, bütün takımların bütün oyuncularının bütün performanslarını bilirken, ben kısıtlı kapasiteme sığdırdığım, büyük takımların yıldız futbolcularının golleri dışındaki bölümlerde, duyma problemimden de gelen bir antrenmanla, anlar gibi yapıyor, kafamı sallıyor, ve hep yorum yapan arkadaşımın takımını haklı çıkaran onay sesleri çıkarıyordum.
Lise yıllarında durum biraz daha farklılaşmıştı. Kızların futbolu sevmeyen erkekleri daha çok sevme ihtimali aklıma düşünce, erkek arkadaşlarımın yanında bile, "ben çok sevmiyorum abi futbolu" deme cesaretini gösterdim. Erkekler futbol konuşurken ben kızlarla başka konular konuşmaya başladım. Erkek arkadaşlarım benim garip olduğumu düşünürken, hin oğlu hin bazıları, benim aslında futbolu sevmeme rağmen kızlara ilginç gelebilmek için böyle numaralara başvurduğumu iddia ettiler. Kızlar ise beni hayal kırıklığına uğrattılar. Evet, futbol sevmeyen erkekler çok iyi arkadaş oluyorlardı. Ama sadece arkadaş. Sonra erkekler futbol konuşurken, kızların "kız konularını" kız-kıza konuşmaları normalken, bu kısıtlı sürelerde bir erkek arkadaş-sırdaş istemiyorlardı. Olsundu, ben kızların arkadaşlığı için bu fedakarlığa da katlanırdım. Hem arada farklı düşünen kızlar da çıkıyordu.
Lise yıllarındaki bir diğer farklılık maçlara gitme izniydi. Özellikle ortaokul yıllarında pek gelişmemiş olan fiziğim -ben kendimin büyüklüğünü de bilirim- ve ezilme tehlikesi nedeniyle maça gönderilmezken artık maçlara gidebiliyordum. Dünya rekoru kıran 2.Lig maçına ve bir milli maça gerçekten gittim. Bunun dışındaki maç izinlerini başka meşgalelerle değerlendirdim. Okulumuz voleybol ve basketbol dışındaki branşlarda Allah’tan faaliyet göstermezdi de, her yıl, okul takımına kim girdi-kim giremedi listelerini ezberlemekten kurtuldum. Bunun iki faydası daha vardı: Okul maçlarına bu sayede kızlı erkekli gidebildiğimiz gibi, sadece 5 ya da 6 kişiden oluşan bir takımı ezbere sayabilmek de daha kolaydı.
"Futbol sadece futbol değildir" ve "yirmi iki adamın bir buçuk saat bir topun peşinden koşması" algılamalarının uzlaşmaz çelişkisi içinde geçen üniversite yıllarımda hayat yine zorlaşmıştı Bir erkek yurdunda kalmayanların asla anlayamayacağı -aslında erkekleri anlamanın bir erkek yatakhanesinde bir süre yaşamaktan başka yolu da yoktur- ciddiyet ve yoğunlukla dolu tartışmaların dışında kalmak, siz istemeseniz bile mümkün değildi. Kulüpçülük kızdırmalarını savuşturmayı öğrenmiştim, ama şimdi karşıma "tandem", "libero", "antrenman dozajı" gibi yabancı dilde, ve belki de sadece bu nedenle anlaşılmaz görünen kavramları, anlamak ve kullanmak zorunda kalıyordum. Sıkılıyordum. Dört yılda bir yapılan Dünya Kupası okullar kapanmadan başlamasın diye dua ediyordum. Çünkü etrafımdaki herkes, haritada yerini kesinlikle gösteremeyecekleri ülkelerin futbolcularını ve antrenörlerini, kuzenlerinden bile(gerçek bir hikaye) iyi tanıyorlardı. Tam finallerin sıkıştığı zamanlarda, olası çeyrek finalistler beni hiç ilgilendirmiyordu.
Artık arkadaşlarım bana daha hoşgörülü davranıyorlardı. Özgür düşünce ortamında, futbolu sevmemek -elbette gizli eşcinsellik şüphesini not etmek kaydıyla- daha normal karşılanıyordu. Benim gibi insanların var olduğunu öğrenmek, "artık yalnız değilim" hissi benim de futbol konusuna daha objektif yaklaşmamı sağlamıştı. Berberde, kahvede, birahanede karşılaştığım diğer erkeklerin futbolu neden bu kadar oburca sevdiğini düşündüm. İnanmazsınız, bu konuda kitap bile okudum. İkna olabildiğim bir sonuca ulaşamadım. Anlayamadım. Futbol seyrederken doktorasını yapmış arkadaşlarım, genç profesyoneller, hatta köşe yazarları, dünyayla ve diğer bütün zamanlarda kafalarını meşgul eden bir numaralı süje olan kadınlarla bile bağlarını kopartıyorlardı. Yolda arabayı durdurup, sıradan çocukların oynadığı bir mahalle maçını seyretmek için, ümitvar bir akşam yemeğine geç kalmayı göze almak, veya normalde sırtüstü yatıp dinlenmek -leşlik yapmak- isteyeceği bir hafta sonu sabahının köründe, deplasmanlara koşmak, anlayamadığım için saygı duyduğum tercihlerdi. Ama terslik bendeydi.
Şunu fark ettim: Ben aslında futbol gurmesiydim. Çok seçici olmak kaydıyla, güzel golleri, çalımları, estetik mücadeleleri seviyordum. Sevmediğim daha maç başlamadan "hala mı gol yok" diyen mantık seviyesiydi. Benim yakınlık duyduğum takımın derbi karşılaşmaları, A milli takımın önemli maçları filan gibi heyecan duyabileceğim maçları izlemeyi seviyordum. Ama naklen. Banttan bir maçı izlemeye dayanamıyordum. Goller, güzel hareketler, ilginç pozisyonlar iyiydi de, yorumlar ve analizler gereksizdi. Berabere, hele hele golsüz berabere biten bir maçın özetine bile dayanamıyordum. Kumarı, balık tutmayı ya da avcılığı sevmediğim gibi, futbolun da "hadi bakalım rasgele, belki güzel bir hareket olur" beklentisini sevmediğimi, hayatımı zamanı belirsiz olumlu sürprizleri bekleyerek geçirmek yerine, keyiflerin daha garantili olduğu konulara yönelik yaşamayı seçtiğimi anladım.
Artık bir aile babasıyım ve çok daha kabul edilir bir tercih bu. Bekarken ve bekar arkadaşlarlayken açıklama gerektiren eksikliklerim, (benchmarking talepleri de dahil) büyük kalite ödüllerine aday olmaya başladı. Pazar ve Pazartesi akşamları, diğer geceler gibi, seyretmeye değer özel bir şey yoksa kapalı duruyor televizyon. Kitap okuyor, bu tür yazılar yazıyorum. Baskı bitince ben de kendimi aştım. Arada bir ve özellikle bu yıl "golleri" izlemek için haberlerin sonunu izlediğim oluyor. Yabancı takımlara giden Türk futbol adamlarının transfer dedikodularını takip ediyorum. Hatta iki derbiyi naklen seyrettim, teknik aksaklıklar nedeniyle üçünün de dakika ve gollerini takip ettim.
Hala ezbere onbir sayamıyorum. Ama daha fazla gayret gösteriyorum. Çünkü sorumluluklarım var. Kendi tercihlerimi empoze etmekten korktuğum ve özgürlüğümü ödünç verdiğim çocuklarım, bakalım neyi tercih edecekler ve tercihlerini cesur ve dürüstçe yaşayabilecekler mi?
Kaynak:gelinliksec.com
Gazete Siteleri - Gazete siteleryle ilgili bir site
Kadınlarla İlgili - Kadın siteleri indexi
Karizma Resimler - Resimlerle ilgili siteler portalı
Oyunlar - Oyun siteleri indexi portalı
Ezbere onbir sayabilen erkeklerden ol(a)madım hiç. Bütün soyut ve somut konularda, fotoğrafik özellikleriyle gurur duyduğum belleğim, başta futbolcu isimlerini art arda sıralama olmak üzere futbol konularında beni hep mahcup etti. İstediğim, "bundan dört sene önceki falanca maçta feşmekanın yerine oyuna giren filanca da aynı pozisyondan doksana takmıştı" gibi uzman bilgilerine sahip olmak bile değildi. Tuttuğum takımın kadrosunu, elbette yedekleriyle, isim ve sırt numaralarıyla bir nefeste sıralayabilmekti. Olmadı hiç. Ergenlik çağında başka takımları tutan arkadaşlarım, bana kendi takımımın kalecisinin yedeğinin antrenman performanslarını belletmeye çalıştıklarında, gerçekleri mi, yoksa daha sonra dalgalarını geçmek için uydurma bilgileri mi anlattıklarını anlayamıyordum. Gazeteleri her Türk aydın aday adayı gibi en dar açılı köşe yazılarına kadar okuyan ben, spor sayfalarına da samimi olarak ilgi duyuyordum, okuyordum, ofsayt kuralını biliyor olmanın haklı gururuyla pozisyon analizlerini, maç kritiklerini anlar gibi irdeliyordum, ama gazeteyi kapattığımda isimler aklımdan çıkıyordu. Hani yeteneksiz olsam, kötü bir oyuncu olsam ve mahalle maçlarında en son ben seçilsem, diyecektim ki, "oğlum Korkut, Tanrı resim yapmanı ve şarkı söylemeni istemediği gibi, futbol konusunda da bir nasip vermemiş sana." Çok (u)mutsuzdum.
Ortaokul çağlarımda Pazartesi sabahları benim için, Cumartesi öğleden sonraları "doğru" giyinme-saç şekillendirme işkencesinden bile daha tahammül edilmez oluyordu. Herkes, o zamanlar tek kanallı televizyondaki programları tam konsantrasyonla seyrettiğinden, bütün takımların bütün oyuncularının bütün performanslarını bilirken, ben kısıtlı kapasiteme sığdırdığım, büyük takımların yıldız futbolcularının golleri dışındaki bölümlerde, duyma problemimden de gelen bir antrenmanla, anlar gibi yapıyor, kafamı sallıyor, ve hep yorum yapan arkadaşımın takımını haklı çıkaran onay sesleri çıkarıyordum.
Lise yıllarında durum biraz daha farklılaşmıştı. Kızların futbolu sevmeyen erkekleri daha çok sevme ihtimali aklıma düşünce, erkek arkadaşlarımın yanında bile, "ben çok sevmiyorum abi futbolu" deme cesaretini gösterdim. Erkekler futbol konuşurken ben kızlarla başka konular konuşmaya başladım. Erkek arkadaşlarım benim garip olduğumu düşünürken, hin oğlu hin bazıları, benim aslında futbolu sevmeme rağmen kızlara ilginç gelebilmek için böyle numaralara başvurduğumu iddia ettiler. Kızlar ise beni hayal kırıklığına uğrattılar. Evet, futbol sevmeyen erkekler çok iyi arkadaş oluyorlardı. Ama sadece arkadaş. Sonra erkekler futbol konuşurken, kızların "kız konularını" kız-kıza konuşmaları normalken, bu kısıtlı sürelerde bir erkek arkadaş-sırdaş istemiyorlardı. Olsundu, ben kızların arkadaşlığı için bu fedakarlığa da katlanırdım. Hem arada farklı düşünen kızlar da çıkıyordu.
Lise yıllarındaki bir diğer farklılık maçlara gitme izniydi. Özellikle ortaokul yıllarında pek gelişmemiş olan fiziğim -ben kendimin büyüklüğünü de bilirim- ve ezilme tehlikesi nedeniyle maça gönderilmezken artık maçlara gidebiliyordum. Dünya rekoru kıran 2.Lig maçına ve bir milli maça gerçekten gittim. Bunun dışındaki maç izinlerini başka meşgalelerle değerlendirdim. Okulumuz voleybol ve basketbol dışındaki branşlarda Allah’tan faaliyet göstermezdi de, her yıl, okul takımına kim girdi-kim giremedi listelerini ezberlemekten kurtuldum. Bunun iki faydası daha vardı: Okul maçlarına bu sayede kızlı erkekli gidebildiğimiz gibi, sadece 5 ya da 6 kişiden oluşan bir takımı ezbere sayabilmek de daha kolaydı.
"Futbol sadece futbol değildir" ve "yirmi iki adamın bir buçuk saat bir topun peşinden koşması" algılamalarının uzlaşmaz çelişkisi içinde geçen üniversite yıllarımda hayat yine zorlaşmıştı Bir erkek yurdunda kalmayanların asla anlayamayacağı -aslında erkekleri anlamanın bir erkek yatakhanesinde bir süre yaşamaktan başka yolu da yoktur- ciddiyet ve yoğunlukla dolu tartışmaların dışında kalmak, siz istemeseniz bile mümkün değildi. Kulüpçülük kızdırmalarını savuşturmayı öğrenmiştim, ama şimdi karşıma "tandem", "libero", "antrenman dozajı" gibi yabancı dilde, ve belki de sadece bu nedenle anlaşılmaz görünen kavramları, anlamak ve kullanmak zorunda kalıyordum. Sıkılıyordum. Dört yılda bir yapılan Dünya Kupası okullar kapanmadan başlamasın diye dua ediyordum. Çünkü etrafımdaki herkes, haritada yerini kesinlikle gösteremeyecekleri ülkelerin futbolcularını ve antrenörlerini, kuzenlerinden bile(gerçek bir hikaye) iyi tanıyorlardı. Tam finallerin sıkıştığı zamanlarda, olası çeyrek finalistler beni hiç ilgilendirmiyordu.
Artık arkadaşlarım bana daha hoşgörülü davranıyorlardı. Özgür düşünce ortamında, futbolu sevmemek -elbette gizli eşcinsellik şüphesini not etmek kaydıyla- daha normal karşılanıyordu. Benim gibi insanların var olduğunu öğrenmek, "artık yalnız değilim" hissi benim de futbol konusuna daha objektif yaklaşmamı sağlamıştı. Berberde, kahvede, birahanede karşılaştığım diğer erkeklerin futbolu neden bu kadar oburca sevdiğini düşündüm. İnanmazsınız, bu konuda kitap bile okudum. İkna olabildiğim bir sonuca ulaşamadım. Anlayamadım. Futbol seyrederken doktorasını yapmış arkadaşlarım, genç profesyoneller, hatta köşe yazarları, dünyayla ve diğer bütün zamanlarda kafalarını meşgul eden bir numaralı süje olan kadınlarla bile bağlarını kopartıyorlardı. Yolda arabayı durdurup, sıradan çocukların oynadığı bir mahalle maçını seyretmek için, ümitvar bir akşam yemeğine geç kalmayı göze almak, veya normalde sırtüstü yatıp dinlenmek -leşlik yapmak- isteyeceği bir hafta sonu sabahının köründe, deplasmanlara koşmak, anlayamadığım için saygı duyduğum tercihlerdi. Ama terslik bendeydi.
Şunu fark ettim: Ben aslında futbol gurmesiydim. Çok seçici olmak kaydıyla, güzel golleri, çalımları, estetik mücadeleleri seviyordum. Sevmediğim daha maç başlamadan "hala mı gol yok" diyen mantık seviyesiydi. Benim yakınlık duyduğum takımın derbi karşılaşmaları, A milli takımın önemli maçları filan gibi heyecan duyabileceğim maçları izlemeyi seviyordum. Ama naklen. Banttan bir maçı izlemeye dayanamıyordum. Goller, güzel hareketler, ilginç pozisyonlar iyiydi de, yorumlar ve analizler gereksizdi. Berabere, hele hele golsüz berabere biten bir maçın özetine bile dayanamıyordum. Kumarı, balık tutmayı ya da avcılığı sevmediğim gibi, futbolun da "hadi bakalım rasgele, belki güzel bir hareket olur" beklentisini sevmediğimi, hayatımı zamanı belirsiz olumlu sürprizleri bekleyerek geçirmek yerine, keyiflerin daha garantili olduğu konulara yönelik yaşamayı seçtiğimi anladım.
Artık bir aile babasıyım ve çok daha kabul edilir bir tercih bu. Bekarken ve bekar arkadaşlarlayken açıklama gerektiren eksikliklerim, (benchmarking talepleri de dahil) büyük kalite ödüllerine aday olmaya başladı. Pazar ve Pazartesi akşamları, diğer geceler gibi, seyretmeye değer özel bir şey yoksa kapalı duruyor televizyon. Kitap okuyor, bu tür yazılar yazıyorum. Baskı bitince ben de kendimi aştım. Arada bir ve özellikle bu yıl "golleri" izlemek için haberlerin sonunu izlediğim oluyor. Yabancı takımlara giden Türk futbol adamlarının transfer dedikodularını takip ediyorum. Hatta iki derbiyi naklen seyrettim, teknik aksaklıklar nedeniyle üçünün de dakika ve gollerini takip ettim.
Hala ezbere onbir sayamıyorum. Ama daha fazla gayret gösteriyorum. Çünkü sorumluluklarım var. Kendi tercihlerimi empoze etmekten korktuğum ve özgürlüğümü ödünç verdiğim çocuklarım, bakalım neyi tercih edecekler ve tercihlerini cesur ve dürüstçe yaşayabilecekler mi?
Kaynak:gelinliksec.com
Eşitlik mi, Eşitsizlik mi?
Psikoloji Sitesi - Psikolojiyle ilgili bir site
Rüya Tabileri - Rüya tabirleriyle ilgili bir site
Resim Siteleri 2 - Resim siteleriyle ilgili bir başka site
Resimler Sitesi - Resim siteleri indexi
Seçilmiş Siteler - Özel seçilmiş siteler
Eskiden her şey daha bir eşitmiş. Herkes omuz omuza mücadele etmiş kurtuluş savaşında mükemmel bir dayanışma. Nasıl ki yiğitler çıkıyorsa, onları doğuran,cepheye mermi taşıyan, gerektiğinde düşmanı püskürtecek kadar cesur kadınlarımız, analarımız nene hatunlarımız da vardı. Tarihi inceleyecek olursanız.
Şimdi ise bir eşitsizliktir gidiyor. Tüm ciddi ve geyik ortamlarında aynı anda. Neden anlaşamazlar ki yüzyıllar boyu anlaşmış olan kadın ve erkeklerimiz? Belki iktidar hep erkeklerdeydi, belki de yüzyıllar boyunca kadın alışmıştı erkeğini yönetmeye, yönlendirmeye ama kesinlikle öne çıkmadan. Örneğin Osmanlı imp. Hürrem sultanlar, safiye sultanlar gibi geri planda kalmışlar, ama devleti onlar idare etmiş.
Şimdi ne oldu kuzum acaba erkekler mi bilinçlendi yoksa kadınlar mı? Atatürk kadınlara ilk haklarını tüm dünyadan önce verdi. İktidar kimin elinde diye bir konu açmak istemiyorum çünkü tüm problemlerin anası iktidar mücadelesi, kim güçlü? İnsanların tek derdi güçlü olmak. Tamam da bu güç neden bu kadar önemli, evlilik cüzdanının kadına verilmesi neden bu kadar önemli, ya da erkeğin aile reisliği yerine ortak reislik olması, mal paylaşımı falan neden bu kadar tepki aldı.
Bütün savaşlarda bir kazanan ve bir de kaybeden olur ama aslında yalnızca kaybeden vardır. Belki o an için kazanmış olabilir ama inanın kaybedilen gözden yitirilen bir sürü değer yargıları vardır. Saygınız, sevginiz.
Peki bu savaş daha ne kadar sürmeli. Daha ne kadar bu eşitlik konusu ya da eşitsizlik konusu sırf kavga olsun diye, sırf birileri birilerini yesin bağırsın, kavga çıksın diye; sırf medyanın reytingi uğruna, tirajı uğruna devam mı etmeli. Belki size de sorabilirler bir gün ana haber bülteninde:
-Efendim karınız sizi bıçaklamış, acı var mı efendim? Acı hissettiniz mi? diye. Zaten oldum olası şu realite şovlara ısınamadım. Nedense bana itici gelir hep, çevremizde görmemiz gereken onca güzellikler varken.
Çözüm ise bence basit yada bileşenleri basit. Karşılıklı sevgi saygı ve güven. Hava su ve ekmek gibi o kadar gerekli ki bunlar. Bazen yaşlı çiftler görürüm el ele dolaşırlar en son baharlarında ama içleri hayat dolu umut dolu sevgi dolu. Ne kadar çok imrenirim onlara yıllarca yaşadığın hayat arkadaşınla yıllar boyu bitmek tükenmek bilmeyen sevgi mükemmel aşk, hayat aşkı. En büyük Aşk. İlk günkü sevgimle ölene dek el ele. Hayatı yaşamak görülebilecek tüm güzelliklerden tat almak için, hayatı paylaşmak için.
Sevgi saygı ve güven üçgeninde uzun ve mutlu yıllara.
Kaynak:gelinliksec.com
Rüya Tabileri - Rüya tabirleriyle ilgili bir site
Resim Siteleri 2 - Resim siteleriyle ilgili bir başka site
Resimler Sitesi - Resim siteleri indexi
Seçilmiş Siteler - Özel seçilmiş siteler
Eskiden her şey daha bir eşitmiş. Herkes omuz omuza mücadele etmiş kurtuluş savaşında mükemmel bir dayanışma. Nasıl ki yiğitler çıkıyorsa, onları doğuran,cepheye mermi taşıyan, gerektiğinde düşmanı püskürtecek kadar cesur kadınlarımız, analarımız nene hatunlarımız da vardı. Tarihi inceleyecek olursanız.
Şimdi ise bir eşitsizliktir gidiyor. Tüm ciddi ve geyik ortamlarında aynı anda. Neden anlaşamazlar ki yüzyıllar boyu anlaşmış olan kadın ve erkeklerimiz? Belki iktidar hep erkeklerdeydi, belki de yüzyıllar boyunca kadın alışmıştı erkeğini yönetmeye, yönlendirmeye ama kesinlikle öne çıkmadan. Örneğin Osmanlı imp. Hürrem sultanlar, safiye sultanlar gibi geri planda kalmışlar, ama devleti onlar idare etmiş.
Şimdi ne oldu kuzum acaba erkekler mi bilinçlendi yoksa kadınlar mı? Atatürk kadınlara ilk haklarını tüm dünyadan önce verdi. İktidar kimin elinde diye bir konu açmak istemiyorum çünkü tüm problemlerin anası iktidar mücadelesi, kim güçlü? İnsanların tek derdi güçlü olmak. Tamam da bu güç neden bu kadar önemli, evlilik cüzdanının kadına verilmesi neden bu kadar önemli, ya da erkeğin aile reisliği yerine ortak reislik olması, mal paylaşımı falan neden bu kadar tepki aldı.
Bütün savaşlarda bir kazanan ve bir de kaybeden olur ama aslında yalnızca kaybeden vardır. Belki o an için kazanmış olabilir ama inanın kaybedilen gözden yitirilen bir sürü değer yargıları vardır. Saygınız, sevginiz.
Peki bu savaş daha ne kadar sürmeli. Daha ne kadar bu eşitlik konusu ya da eşitsizlik konusu sırf kavga olsun diye, sırf birileri birilerini yesin bağırsın, kavga çıksın diye; sırf medyanın reytingi uğruna, tirajı uğruna devam mı etmeli. Belki size de sorabilirler bir gün ana haber bülteninde:
-Efendim karınız sizi bıçaklamış, acı var mı efendim? Acı hissettiniz mi? diye. Zaten oldum olası şu realite şovlara ısınamadım. Nedense bana itici gelir hep, çevremizde görmemiz gereken onca güzellikler varken.
Çözüm ise bence basit yada bileşenleri basit. Karşılıklı sevgi saygı ve güven. Hava su ve ekmek gibi o kadar gerekli ki bunlar. Bazen yaşlı çiftler görürüm el ele dolaşırlar en son baharlarında ama içleri hayat dolu umut dolu sevgi dolu. Ne kadar çok imrenirim onlara yıllarca yaşadığın hayat arkadaşınla yıllar boyu bitmek tükenmek bilmeyen sevgi mükemmel aşk, hayat aşkı. En büyük Aşk. İlk günkü sevgimle ölene dek el ele. Hayatı yaşamak görülebilecek tüm güzelliklerden tat almak için, hayatı paylaşmak için.
Sevgi saygı ve güven üçgeninde uzun ve mutlu yıllara.
Kaynak:gelinliksec.com
Bir Erkek İçin Başarı
Site Ekle - Site kayıt
SSK Siteleri - SSK siteleriyle ilgili siteler indexi
Ufo Sitesi - Ufolarla ilgili bir site
Uydu Siteleri - Uydu siteleriyle ilgilig bir site
Yeni Oyun siteleri - Oyun siteleri indexi portalı
4 yaşında başarı... ... pantolonuna işememektir.
12 yaşında başarı... ... arkadaş bulabilmektir
16 yaşında başarı... ... sürücü ehliyeti alabilmektir
20 yaşında başarı... ... seks yapabilmektir
35 yaşında başarı... ... para kazanmaktır
50 yaşında başarı... ... para kazanmaktır
60 yaşında başarı... ... seks yapabilmektir
70 yaşında başarı... ... sürücü ehliyeti alabilmektir
75 yaşında başarı... ... arkadaş bulabilmektir
80 yaşında başarı... ... pantolonuna işememektir ..."Can eğrisi" deniyor buna..
HER BASARILI ERKEGIN ARKASINDA BASARILI BIR KADIN VARDIR
Massachusetts Yasam Sigortasi Sirketinin genel müdürü olan Thomas Wheeler ve karisi, otobanda arabalari ile yol alirken, Wheeler benzinlerinin bitmek üzere oldugunu farkeder. Oto bandan çikar ve servis alanina girer.Servis alaninda sadece bir benzin pompalayici vardir. Pompaci benzin koyarken o da ayaklari açilsin diye yürümeye baslar. Arabaya geri döndügünde karisi ile pompacinin koyu bir sohbete daldiklarini görür. O gelince konusmayi birakirlar. Arabaya binince pompaci onlara el sallar ve karisina. " Seni görmek güzeldi " , der. Servis alanindan ayrilirlarken Wheeler adami taniyip tanimadigini sorar.
Karisi tanidigini söyler. Ayni lisede okumuslar hatta bir yil da çikmislardir.Wheeler, " Sansliymissin ki karsina ben çikmisim " der . " Onunla evlenseydin, genel müdür degil de pompaci karisi olacaktin." " Sevgilim " diye yanitlar karisi, " Onunla evlenseydim, o genel müdür, sen pompaci olurdun."
kaynak:gelinliksec.com
SSK Siteleri - SSK siteleriyle ilgili siteler indexi
Ufo Sitesi - Ufolarla ilgili bir site
Uydu Siteleri - Uydu siteleriyle ilgilig bir site
Yeni Oyun siteleri - Oyun siteleri indexi portalı
4 yaşında başarı... ... pantolonuna işememektir.
12 yaşında başarı... ... arkadaş bulabilmektir
16 yaşında başarı... ... sürücü ehliyeti alabilmektir
20 yaşında başarı... ... seks yapabilmektir
35 yaşında başarı... ... para kazanmaktır
50 yaşında başarı... ... para kazanmaktır
60 yaşında başarı... ... seks yapabilmektir
70 yaşında başarı... ... sürücü ehliyeti alabilmektir
75 yaşında başarı... ... arkadaş bulabilmektir
80 yaşında başarı... ... pantolonuna işememektir ..."Can eğrisi" deniyor buna..
HER BASARILI ERKEGIN ARKASINDA BASARILI BIR KADIN VARDIR
Massachusetts Yasam Sigortasi Sirketinin genel müdürü olan Thomas Wheeler ve karisi, otobanda arabalari ile yol alirken, Wheeler benzinlerinin bitmek üzere oldugunu farkeder. Oto bandan çikar ve servis alanina girer.Servis alaninda sadece bir benzin pompalayici vardir. Pompaci benzin koyarken o da ayaklari açilsin diye yürümeye baslar. Arabaya geri döndügünde karisi ile pompacinin koyu bir sohbete daldiklarini görür. O gelince konusmayi birakirlar. Arabaya binince pompaci onlara el sallar ve karisina. " Seni görmek güzeldi " , der. Servis alanindan ayrilirlarken Wheeler adami taniyip tanimadigini sorar.
Karisi tanidigini söyler. Ayni lisede okumuslar hatta bir yil da çikmislardir.Wheeler, " Sansliymissin ki karsina ben çikmisim " der . " Onunla evlenseydin, genel müdür degil de pompaci karisi olacaktin." " Sevgilim " diye yanitlar karisi, " Onunla evlenseydim, o genel müdür, sen pompaci olurdun."
kaynak:gelinliksec.com
Bekar Erkeğin Avantajları
Ekonomi Sitesi - Ekonomi siteleri indexi portalı
Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili bir başka index sitesi
Süper Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili yine bir başka index sitesi
Felsefe Sitesi - Felsefe terimleriyle ilgili bir site
Super Oyunlar - Süper Oyun siteleri
Vücudundaki kılları mütemadiyen aldırmak zorunda değilsin.
Bıyıkların utanç degil çogu zaman övünç kaynağıdır.
Beş günlük tatil için ufak bir çanta yeter. Her kavanozu tek basina açma kabiliyetine sahipsindir.
Tazelemek zorunda olduğun bir makyajin olmadigi için zırt pırt tuvalete gitmezsin.
Kilo aldığında dostların sana acıyarak bakmaz.
Ayakkabılarının topugu ve tırnağın asla kırılmaz, çorabin kaçmaz. Göbegin bile bir çekicilik unsuru olarak sunulabilir.
"Bu göbek değil sevgilim, aşk halkasi" İş görüşmelerinde kalça ve göğüslerinin güzelliği hiç önemli değildir.
Pisirecegin hayvani kendin avlayabilecek güçtesindir.
Duş yapman ve giyinmen en fazla on dakika sürer.
Gereksiz esyalarin bulundugu bir çantayi tasima aliskanligin yoktur.
Ceketini alip çikarsin.Besli paket halindeki donlarin fiyati, tek bir sütyenin kikadardir.
40 yaşına da gelsen kimse evde kaldigini iddia edemez.
Çişinle Italyanca " Seni Seviyorum " yazabilecek kadar kabiliyetlisindir.
Yüzündeki tüm renkler orijinaldir ve ne silince, ne yağmurda, ne de aglayinca çikmaz.
Sokakta muz yemen hiç ayıp sayılmaz, Magnum yerken etiketi saklamak zorunda kalmazsin.
Bira sisesinin açacak kullanmadan açmanin en az bes yolunu bilirsin.
Sohbet ettigin insanlar bakışlarını göğüslerine doğru kaydırmaz.
Evlenince soyadini degistirmek zorunda kalmazsın.
Her zaman tek parça mayo giyersin Karsi cinsle esit olduğunu kanitlamak için yaratılmış hemcinslerin yoktur.
Kahvehaneler, stadyumlar, genelevler, sirf senin daha keyifli bir hayat sürmen için vardir.
Topuklu ayakkabi gibi bir seyin üstünde hokkabazlik yapmak zorunda degilsin.
Sen hiç "Erkek Hastalıkları Uzmanı" diye bir kavram duydun mu?
kaynak:gelinliksec.com
Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili bir başka index sitesi
Süper Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili yine bir başka index sitesi
Felsefe Sitesi - Felsefe terimleriyle ilgili bir site
Super Oyunlar - Süper Oyun siteleri
Vücudundaki kılları mütemadiyen aldırmak zorunda değilsin.
Bıyıkların utanç degil çogu zaman övünç kaynağıdır.
Beş günlük tatil için ufak bir çanta yeter. Her kavanozu tek basina açma kabiliyetine sahipsindir.
Tazelemek zorunda olduğun bir makyajin olmadigi için zırt pırt tuvalete gitmezsin.
Kilo aldığında dostların sana acıyarak bakmaz.
Ayakkabılarının topugu ve tırnağın asla kırılmaz, çorabin kaçmaz. Göbegin bile bir çekicilik unsuru olarak sunulabilir.
"Bu göbek değil sevgilim, aşk halkasi" İş görüşmelerinde kalça ve göğüslerinin güzelliği hiç önemli değildir.
Pisirecegin hayvani kendin avlayabilecek güçtesindir.
Duş yapman ve giyinmen en fazla on dakika sürer.
Gereksiz esyalarin bulundugu bir çantayi tasima aliskanligin yoktur.
Ceketini alip çikarsin.Besli paket halindeki donlarin fiyati, tek bir sütyenin kikadardir.
40 yaşına da gelsen kimse evde kaldigini iddia edemez.
Çişinle Italyanca " Seni Seviyorum " yazabilecek kadar kabiliyetlisindir.
Yüzündeki tüm renkler orijinaldir ve ne silince, ne yağmurda, ne de aglayinca çikmaz.
Sokakta muz yemen hiç ayıp sayılmaz, Magnum yerken etiketi saklamak zorunda kalmazsin.
Bira sisesinin açacak kullanmadan açmanin en az bes yolunu bilirsin.
Sohbet ettigin insanlar bakışlarını göğüslerine doğru kaydırmaz.
Evlenince soyadini degistirmek zorunda kalmazsın.
Her zaman tek parça mayo giyersin Karsi cinsle esit olduğunu kanitlamak için yaratılmış hemcinslerin yoktur.
Kahvehaneler, stadyumlar, genelevler, sirf senin daha keyifli bir hayat sürmen için vardir.
Topuklu ayakkabi gibi bir seyin üstünde hokkabazlik yapmak zorunda degilsin.
Sen hiç "Erkek Hastalıkları Uzmanı" diye bir kavram duydun mu?
kaynak:gelinliksec.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)