27 Şubat 2007 Salı

Aşkın Kuralları

Ansiklopedi - Ansiklopedik bilgiler
Astroloji Sitesi - Astrolojiyle ilgili bilgiler
Çiçek Sitesi - Çiçeklerle ilgili bilgiler sitesi
Bedavadakiler - Bedava siteler indexi


1. Kurallari kadin koyar.
2. Hiç bir erkek asla kurallarin tümünü bilmez.
3. Kurallar her an, önceden haber verilmeksizin, degisebilir.
4. Kadin, erkegin kurallardan yarisindan fazlasini çözdügünü sezdigi anda, kurallari degistirir.
5. Kadin asla yanilmaz.
6. Eger kadin hata yapmissa mutlaka erkegin yanlis yaptigi bir seyden kaynaklanmistir.
7. "Kural 6" durumu meydana geldiginde, erkek mutlaka özür dilemelidir.
8. Kadin, her an fikir degistirebilir.
9. Erkek, kadindan yazili izin almadan fikir degistiremez.
10. Kadin her an sinirli olma hakkini elinde tutar.
11. Erkek, her an sakin olma durumundadir. Ancak, kadin erkege "Sen de sinirlen" emrini verdiyse erkek de sinirlenmelidir.
12. Erkek bu kurallarin nereden çiktigini soracak bir cüret gösterdigi taktirde, bedensel aci duyacagi sekilde cezalandirilmalidir.
13. "Asiklar Günü"nde kadinlarin bu kurallara da uyma mecburiyetleri yoktur, hiç bir kural tanimazlar.

Doğal Davranmak

Bedavalar - Bir başka bedava siteler indexi
Beden Dili - Beden dili ilgili bir site
Bilgi Sitesi - Bilgi kaynağı olan bir site
Bilim Sitesi - Bilimsel konularla ilgili bir site
Cep Telefonu - cep telefonu ile ilgili site


Bir buçuk sene önce nişanlımdan ayrıldım. Nişanlanmadan önce yalnız yaşamaktaydım ve evim, çok sevdiğim erkek veya kız arkadaşlarımla dolar taşardı. Nişanlımla da böyle bir toplantıda tanışmıştım zaten. O gece böyle kalabalık partilerden ve insanlarla birlikte olmaktan çok hoşlandığını söylemişti. Çok sevinmiştim. Ancak, biz birlikte olmaya başladıktan sonra, bizim eve gelip gitmeler seyrekleşti ve işte "-Çok yorgunum!"; ya da, "-Şimdi çağırma onları!" gibi seslerin telefon konuşmalarının arka planlarından duyulmaya başlaması ile, bu partilerin kısa bir süre sonra bıçak gibi kesilmesi bir oldu.

Bizim eve kendiliğinden gelen insanları, bu sefer ben arayıp davet eder olmuştum. Eski dostlarımla görüşmek için, balık alıyor, ızgara partileri düzenliyor, olmadı yüksek volümlü eski stil -elektro gitar, anfi ve vurmalı çalgıların da yer aldığı- partiler düzenliyor, fakat bir türlü sonuç alamıyordum. Bu tür geceler, nişanlımın "-Kusura bakmayın çok yorgunum ben yatıyorum" ya da benim "-Hayatım misafirlerle hiç ilgilenmiyorsun!", şeklinde ki sessiz, ama o nispette tehlikeli mesajların, yarattığı sevimsiz bir hava ile bitiyordu. İşin büyüsü kaçmıştı, kimse gelmiyordu artık. Biraz cesaret gösteripte gelenler, nişanlımın doğallıktan uzak, patroniçe edalarına dayanamayıp bir daha gelmemek üzere çıkıp gidiyorlardı. Erkek arkadaşlarımı çok özlemeye başlamıştım. Nişanlım bunu farkettikçe, daha da hırçınlaşıyor ve sanırım diğer arkadaşlarımı kıskanıyor ve sadece kendisine ait olmamı istiyor, beni kaybetmekten korkuyordu.

Ben se, diğer arkadaşlarımla her konudan konuşabiliyor, gerektiğinde ulu orta küfür edebiliyor, hatta çekinmeden tartışmalı kavgalara giriyor, kavga edip hemen aynı gün bir iki saat sonra barışabiliyordum. Ama nişanlımla durum farklı idi. Her tartışma ya da kötü hadiseden sonra içimde o tanıdık derin burkulma. Pişman olup özür mü dilesem, haklı olduğum için dirensem mi, arasındaki o pis çelişki. Terkedilme ya da cezalandırılma korkusu. Basit bir tartışma, feci bir hale dönüşebiliyordu bu şekilde. Aradan iki sene geçti ve ayrıldık.

Ben nişanlımdan ayrılır ayrılmaz, eski arkadaşlarım da sanki bunu bekliyormuş gibi, hepsi bizim eve doluştular. Eski günler başladı. Bir arkadaşım Doçent ve yarışmacı mimar, diğer bir arkadaşım ise aynı fakültede Doktor. Bizim evde çok sıkı bir seviye tutturduk. Her hafta en az üç gün bizim evde toplanıyor, mantı pişiriyoruz. Muhabbet acayip güzel. Doçent olan arkadaşım'ın "GAAAK" diye bir geğirmesi varki, bayılırsınız. Diğeri ise başından geçen tüm zamparalık hikayelerini, bire bin katarak öyle rahat ve kendinden geçerek anlatıyor ki bütün gece onu dinleyebilirsiniz. Tiyatroya gitmeye gerek yok. Balık kızarttığımızda ise, soğanın üzerine bir yumruk, haşır huşur, soğanla ne güzel gidiyor kızarmış balıklar. Elle yiyoruz balıkları ve kılçıklarını da masanın üzerinde bırakıyoruz bir süre. Kİmden, ne kadar ve ne için hoşlandığımızı, rahatça paylaşabiliyoruz.

Şimdi, bazı hanım okurlarımızın "-Aaaa, pis herifler!" dediğini duyar gibi oluyorum. Ancak şunu belirtmeliyi ki, bu arkadaşlar toplumda çok önemli yerlere gelmiş, çok saygıdeğer insanlar. Siz Doçent olan arkadaşımı bir sempozyumda, ya da bir resim sergisinin açılışında görün. Ya da doktor olan arkadaşımızı, büyük bir holding de bir iş toplantısında görün. Kendinizi alamazsınız.

Şimdi bu farklılık nereden kaynaklanıyor diye düşündüğümde aklıma şunlar geliyor. Biliyorsunuz, insan doğal haliyle çıplaktır. Ancak doğa karşısında zayıftır ve zor şartlara karşı korunmak için giyinir. Yazın ince bir tişort yeterli iken, hava soğudukça, kendisini koruyacak daha kalın giysiler seçer. Davranışlarımız da giysilere benziyor bence. Kimi davranışları, giysilerimiz gibi, içinde bulunduğumuz sosyal ortamların sıcaklık derecelerine göre seçiyoruz.. Kendimize yakın bulduğumuz ortamlara, daha sıcak ortamlara, doğal halimize daha yakın, daha ince bir giysi ile çıkabiliyoruz. Sosyal olaylarda ise, dış etkenler bizim için ne kadar tehlike arzediyorsa, davranışlarımız da doğal halinden o kadar uzaklaşıyor ve böyle ortamlarda daha "kalın" ve doğallıktan uzak davranışlar seçiyoruz. Bir iş toplantısı, ya da mesleki açıdan hayati bir önem arzeden bir sempozyum bizim için sosyal tehlikeler arzedebilir. Bu tür ortamlarda niçin bu kadar formal ve doğallıktan uzak olduğumuzu da bu şekilde açıklayabiliriz.

Buna göre, bir insanın en doğal olduğu -ya da olması gerektiği- kişi hemen tahmin edileceği üzere, herhalde aslında eşi olmalıdır. İnsan sadece eşinin yanıda tamamen soyunur, çıplak kalır ve doğallığın en üst düzeyini yaşar. Yani, en güven duyulması gerken kişi, aslında kişinin eşidir. Ancak eşlerine bu derce güven duyamayanlar, birbirlerine bu doğal davranışları sergileyemezler, ve eşleriyle bir arkadaş toplantısını bile paylaşamazlar.

Tatlı ve örnek ilişki olarak hep dedemle anneannemin ilişkisi gözümün önüne gelir. Hatırlıyorum dedem, dükkanında erkek arkadaşları ile nasıl konuşuyorsa, eşinin yanında aile toplantılarında da öyle konuşurdu. Davranışları gerek dükkanda, gerek evde bir farklılık göstermezdi. Annanemin de, kadın arkadaşlarının yanında, dedemin yanında davrandığından farklı bir şekilde davrandığını görmedim. Her ikisi de insanlarla birlikte olduklarında, bu doğallıkları yüzünden sevilirler, etrafa sevgi ve güven yayarlardı. Hatırlıyorum, tüm sülale, yalovaya plaja gidildiğinde, açık saçık espriler, takılmalar, herkes pür neşe, sevgi yumağı halinde dönülürdü.

Ne zaman ki, insanlar, ilişkileri bir iş ve gelecek garantisi olarak görmeye başlıyorlar, işte o ilişkiler de doğallıklarını yitiriyor. Kaybedilmesinden korkulan sosyal statü, ya da kazanılan maddi değerleri yitirme korkusunun yarattığı tehlike hissi, insanların özellikle eşlerin bile, birbirlerine yabancılaşmasını sağlıyor. Doğal davranışları engelliyor, ve kişiler birbirlerine karşı kalın giysiler giyiyorlar. Örneğin hanımının parası ve sosyal statüsü için evlenmiş olan bir arkadaşımın, eşine, kendi doğal halinden ne kadar uzak ve temkinli davrandığını hep izlemişimdir. Yazıktır ki insanlar doğallıktan uzak bu davranışlar manzumesini "saygı" kavramı altında klişeleştirip, savunarak, aslında duydukları derin acıyı hafifletmeye çalışıyorlar.

Bizim evde ise, nişanlım gittiğinden beri doğallığın, dostluğun, sevginin, birlikteliğin hası yaşanıyor. Erkek erkeğe çok mutluyuz demek değil amacımız. Karşı cinsin karşısında doğal ve olduğumuz gibi görünebilme isteği bizimkisi. Bu doğallık hissine yakın hanımları aramıza alma çabalarımız sürmekte. Aramıza katılanlardan bazıları, başlangıçta bu samimiyet ve doğallıktan ürküyorlar, ancak zamanla bu doğallık onlara da yansıyor ve bu farklılığımız onları baştan çıkarıyor, bize bağlıyor, bizi daha çok seviyorlar ve mutlu oluyorlar. Ancak onlara daha hala elle balık yedirtemedik, itiraf etmeliyim.

Sonuç olarak, eşler ve karşı cinslerin birbirlerine gösterdikleri doğallıktan uzak davranışlar, ya bir güven, ya da doğal olmayan bir beklenti sorunu olarak karşımıza çıkmakta. Samimiyet ve çıplaklık düzeyinde bir paylaşımı olanaksız kılan bu durum, erkekleri mahalle kahvesine, ya da o malum iş toplantılarına, kadınları ise konken, ya da altın günlerine sürüklemekte...

Doğada Seks

Cep Telefonu 2 - Cep telefonu ilgili siteler indexi
Cinsel Bilgiler - cinsel bilgiler indexi
Data Recovery Sites - Data Recovery Index Portal
Dedicated Server Links - Dedicated Server Links
Edebiyat Sitesi - Edebiyat bilgileriyle ilgili bir site


‘Doğada seks’ konusunu irdelemek aslında bizim gibi asıl yaşamı doğa dışında olanlar için gereklidir. Hayatlarını doğada idame ettiren kişiler, yaşamın bir parçası olan bu konuda zaten deneyim ve geleneklerle işi halledebiliyorlar. Ama dinlence, eğlence olsun diye ya da sırf merak ve ilgi nedenleriyle doğaya çıkanlar, alışık olmadıkları bu koşullarda, alışık oldukları şeyleri yapmak istediklerinde bir acemilik çekebilirler. Gittikçe artan doğa sporcuları, aktiviteleri sırasında da yaşamlarının spor dışında önemli bir bölümünü işgal eden şeyleri yapmak istemeleri çok doğaldır. Yada doğayla az çok tanışıklığı olan herkes bu konuyu, belki de bir fantezi olarak, istemiş ve uygulamıştır. Öyleyse herkesin, yada neredeyse herkesin, bildiği bir şeyi niye anlatmak ihtiyacı duyup yazıya döktük?

İyi seks yapmak iyi yemek yapmaya benzer; kendiliğinde olmaz, üzerinde çalışmak gerekir. Yemek yaparken olduğu gibi malzemeleri seçmek ve hazırlamak, zamanı ayarlamak ve sonundaki sunuş çok önemlidir. Spontane (aniden) oluşan durumların başarısı ise daha önceki deneyimlere bağlıdır.

‘Doğada seks’in hazırlıkları, olayın doğada olması nedeniyle doğaya gidiş hazırlıklarıyla birlikte yürür. Örneğin sırtçantası seçimi, yapılacak etkinliğe bağlıdır ama ne kadar küçük seçilirse o kadar iyidir, çünkü az yükle ‘Hayatım, çok yorgunum!’ bahanesi en aza indirilebilir. Kaliteli bir çanta seçimiyle uzun yürüyüşler sonrası kendinizi daha iyi hissedersiniz. Bu tür uzun yürüyüşlerin sonrası çanta kolanlarının ağrıttığı yerlere özel ilgi hoş bir başlangıçtır : ‘Omuzlarına masaj yapayım mı?’

Çadır en önemli gereçlerden biridir. Her ne kadar yıldızlar, kamp ateşi ve mehtabın romantizmi tartışılamazsa da, en fazla rahatsız edilmek istenilmediği bir anda börtü böceğin veya röntgen mütehassıslarının ilgisinin libidoya menfi etkisi vardır. Bir mumla aydınlatılmış sakin bir çadırın romantizmi de yadsınmamalıdır. Özellikle doğa deneyimi olmayan partnerler burada kendilerini daha rahat hissederler. Kolay kurulan bir çadır seçmek ve kurmayı önceden çalışmak, acil durumlarda moral bozukluğunu önler. Biraz genişçe bir çadır seçmek, burada kalınıldığı sürece tek bir pozisyona bağlı kalmayı önler. Özellikle Basecamp çadırlar grup takılmak isteyenler için idealdir.

Uyku tulumu yine temel malzemelerden biridir (uyku kelimesi yanıltmasın, illa uyunacak diye bir kural yoktur). Özellikle iyi markaların uyku tulumları birbirine birleştirilebilir. Böylece ‘yerim dar, yenim dar’ muhabbeti bir nebze engellenmiş olur ve soğuk konsantrasyonu bozmaz. Genellikle aynı marka ve tipte tulumlar birleştirilebildiğinden, bunu sağlamak için belli bir çaba gereklidir. Örnek olarak şöyle denebilir: ‘Sen şarapları getir, tulumları ben ayarlarım.’

Tulumun altına serilecek olan döşek seçimi, yine ne kadar konfor istendiğine bağlıdır. Şişme yataklar iyi yalıtım sağlamadıkları ve en önemli anda patladıkları için önerilmez. Mat diye tanımlanan kapalı hücreli döşekler en iyi yalıtımı sağlayan, pratik malzemelerdir. Son zamanlarda sıkça kullanılan kendi kendine şişen özel havalı matlar pahalı, ama konfor açısından en iyi olanlardır. Bazı kişiler yanlarında birden fazla mat taşırlar. Bunlar gerektiğinde fazla basınca maruz kalan yerlere takviye olarak kullanılır.

Aktiviteler için seçilecek kıyafet de korunma ve rahatlık açısından önemlidir. Eğer yolda yanlış giysi nedeniyle ıslanılmış, terlemiş yada üşümüş iseniz, bu kötü bir başlangıç olur. Giysi seçiminde önemli bir faktör de kolay çıkarılabilir olmasıdır. Özellikle tam tulum iç giysiler, başlangıçdaki heyecanı. dolayısıyla da zevki öldürür. Unutulmaması gereken bir konu da binlerce yıldır seksin kıyafeti hep aynı kalmıştır.

Yiyecek seçimine de, tüm doğa aktivitelerinde olduğu gibi, özen göstermek gerekiyor. Yüksek enerjili ve dengeli beslenme en önemli kuraldır. Uzun süreli gezilerde çeşitlilik moralin hep iyi kalmasını sağlar. Özellikle ilk öğünlerde partnerin sevdiği yemeklerle ona süpriz yapmak ve bazı çılgınca yiyecekleri organize etmek size puan sağlar (örn. Gobi çölü geçişi sırasında, partnere doğum günü nedeniyle kivili pasta sunmak). İçeceğin önemi bu tür aktivitelerde daha da öne çıkar. Yüksek irtifalarda olan fazla sıvı kaybı, efor nedeniyle daha da artar. Bu nedenle bol sıvı almak çok önemlidir. Özellikle bitki çayları, hem sağlık açısından hem de sizin doğallığınıza hayran kalacak partneriniz açısından şiddetle önerilir. Herzaman olduğu gibi doğada da güzel bir yemeğin süsü şaraptır. Eğer cam şişeler sizin için ağır ise, şarabı özel mataralara aktarıp aynı zamanda havalanmalarını da sağlayabilirsiniz. Yalnız unutmayın ki şarap az miktar içilince heyecanı artırır ama aşırı içildiğinde tüm duyuları uyuşturur. Eğer ertesi gün partnerinizin orgazm olup olmadığını hatırlamıyorsanız, biraz fazla içmişsinizdir. Eğer kendinizin gelip gelmediğini hatırlamıyorsanız epey fazla kaçırmışsınız demektir. Hele hele partnerinizin kim olduğunu hatırlamıyorsanız inanılmaz fazla içmişsinizdir. Kendinizin kim olduğunu hatırlamıyorsanız, bir doktora görünün. Alkolizm tedavisi gerekebilir.

Bu yukarıda anlatılan organize olmaya ve doğada belli bir konfora önem verenler içindir. Olayları daha doğal yaşamak isteyenler için çadırın yerini bir kovuk yada mağara tutabilir (hatta bazı speleoglar bunu tercih bile eder). Mat yerine kuru otlar ve saman kırsal alanlarda zaten kullanılmaktadır. Uyku tulumu sıcak günlerde fazla bile gelebilir, yiyecek yoksa aç idare edilir. Özel seks araç-gereçleri kullananlar, bu konuda daha doğal şeylere yönelebilirler. Çeşitli bitkisel yağlar sırf yemeklerde kullanılmayabilir.

Tabii ki malzemelere gösterilen ilginin daha fazlası şahsi fizik kondisyona gösterilmelidir; unutulmamalıdır ki, doğada olsun olmasın seks için en önemli malzeme hala et ve kemiktir. Eğer daha elbiseleri çıkarırken nefes nefese kalınıyorsa, kondisyon konusunda birşeyler yapmanın vakti gelmiş demektir. Her türlü doğa sporunu yapmak için de gerekli olan antremanlar, doğada seksi de kolaylaştırır. Bu antremanlarda kuvvet antremanlarından çok, mukavemet ve esneklik antremanlarına ağırlık vermek daha uygun olur.

Doğada yapacağımız her türlü aktivitede de karşımıza çıkabilecek çeşitli hastalıklardan bazıları (Hipotermia, Donma, Hipertermia, Güneş yanığı, Yüksek irtifa hastalığı gibi) özellikle hafif kıyafetle yapılan aktivitelerde dikkat edilmesi gereken konulardandır. Birde özellikle konumuzla direkt olarak ilgili bir hastalik olan fallik şok (kanın yüksek irtifalarda aniden penise hücum etmesi ile bayılma) vardır. Böyle bir bayılmada yapılacak ilk yardım, ayakları baş seviyesinin (şapka taşınan baş!) üstüne kaldırıp, kanın yine gereken yerlere geri akmasını sağlamaktır. Tabii ki doğadaki bazı mahlukatlar da dikkat edilmesi gereken konular arasındadır. Gittiğimiz bölgedeki tehlikeli böcekler, sürüngenler ve memeliler hakkında ön bilgi edinmemiz, sağlığımız açısından önemlidir. Bu konuda aklıma hep şu laf gelir:

"Bazı arkadaşlarım hareket eden her şeyle seks yaparlardı, ama ben kendimi hiçbir zaman sınırlamadım."
Emo PHILIPS

ÖZEL YERLERDE SEKS:

Sky Diving : Her ne kadar bu spor sırasında yapılmış olan seks ile ilgili elimizde pek fazla güvenilir bilgi yoksada, teorik olarak bazı şeylere dikkat etmek gerektiğini söyleye biliriz. Örneğin olayın başarıya ulaşması için atlayışa epeyce yüksekten başlamak gerekir; ve tabii ki çok acele etmek başarı oranını artırır. Bu konuda deneyimi olanlara ricamız bize bütün teknik bilgileri yollamaları. Böylece biz de sizlere daha detaylı bilgiler verebiliriz.

Yüksek irtifa ve kaya tırmanışı : Dağcılığın farklı dallarında farklı zorlukların olduğu bilinmektedir. Bu aynen bizim konumuza da yansır. Örneğin yüksek irtifa dağcılığında gerekli olan aklimatizasyon (yükseğe uyum sağlama), o irtifalarda yapılacak seks için de çok önemlidir. Kan basıncının ve nabzın düzenli hale gelmesi demek olan aklimatizasyon yeterli ise, cinsel aktivite de olabilir. Yani yan çadırdan gelen sesler bu aktivitenin yapıldığını size belli ediyorsa, o çadırda kalanlar yeteri kadar aklimatize olmuşlardır ve siz de çekinmeden onlarla çıkışınıza devam edebilirsiniz. Kaya tırmanışı sırasında, özellikle birkaç gün duvarda kalınacaksa, kaya hamağında seks yapmanın bazı vazgeçilmez emniyet kuralları olmalıdır. Her zaman emniyet kolonunuz takılı ve emniyet noktasına bağlı olmalıdır. Bu tabii her iki partner için de geçerlidir. Bu halde nasıl hareket edeceğiniz ve pozisyon değiştireceğiniz tamamıyla sizin becerinize kalmıştır.

Mağara : Mağaralar mekan olarak pek çok avantaj sunmaktadır. Sessizlik, yalnız kalabilme, seslerin hoş bir şekilde yankılanması bu tür avantajlar arasında sayılabilir. Dezavantaj olarak ise mağaraların bazı kişiler için ürkütücü olması, nem ve yarasalar sayılabilir. Eğer böyle mekanlara alışıksanız, neme karşı uygun döşek ve kıyafetiniz varsa ve yarasaları rahatsız etmezseniz aslında büyük bir sorun yaşanmaz. Seçtiğiniz mağara eğer sürünerek girilen galerilere sahipse, bu durum yatay pozisyona uyum için bir avantaj olabilir.

Akarsu : Akarsu denilince çoğunlukla rafting akla geliyor. Aslında bu spor, geniş bir botun varlığı nedeniyle seks için çok uygundur. Kendinizi su yatağındaymış gibi rahat hissedebilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken konular ise mutlaka can yeleği taşımak ve 3. bir kişinin de (dümenci olarak !) botta bulunması gerekliliğidir. Eğer işi bir kanoda yapmak istiyorsanız, gereksiz eşyaları su geçirmez bir bidona koyup, kanonun yanında yüzdürmeniz tavsiye edilir. Ayrıca ağırlık noktasının mümkün oldukça alçakta tutulması ve pozisyon değişikliklerinin önceden özenle planlanması gerekmektedir.

SAFE SEX (EMNİYETLİ SEKS):

Bu konuda dikkat edilecek şeyleri üç konu başlığı altında toplayabiliriz:

1) Çevre (örn. soğuğa karşı korunma), 2) Sağlık (örn. partnerin geçmişi nasıl), 3) Hamilelik (örn. prezo ne kadar zamandır ilk yardım çantasında). İlk başlıkla ilgili bilgiler zaten doğa sporları yapanlar tarafından yeteri kadar bilinmektedir. Önemli olan işin heyecanına kapılıp bunları unutmamak. İkinci başlık günümüzde normal olarak her yerde herkesi ilgilendirmektedir. Cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklara (özellikle AIDS) karşı korunma, bu işi nerede yaparsak yapalım önemlidir. Partnerin geçmişini bilmek ve prezervatif kulanmak ilk elde söylenecek şeylerdir. Üçüncü konu ise bildik korunma yöntemleriyle engellenebilir (tabii isteniyorsa). Elinizin altında klasik korunma aletlerinden hiç biri yoksa, bir Aspirin bu işi çok iyi bir şekilde çözer. Aspirin hapı bayan partner tarafından iki dizin arasına yerleştirilir ve ne olursa olsun hap bırakılmaz. Bu yöntemin korumasının %100 olduğu söylenmektedir.

Görüldüğü gibi doğada seks bazı ayrıntılara dikkat edildiği sürece evdekinden farklı değildir. Özellikle hayatlarının bazı dönemlerini doğada geçiren kişiler, yaşamın önemli bölümlerinden olan bu olayı da gerekli ciddiyet ve tutkuyla yaşayabilmelerine yardımcı olduğumuzu umut ederiz. Lütfen bu konuda yaşadığınız deneyimleri ve başınıza gelen ilginç olayları bana yazın. Böylece ilerki sayılarda yaşanmış olaylara dayanan bir başka yazımız çıkabilir.

Başlamadan Bitenler

Evlilik Sitesi - Evlilikle ilgili bir site
Evlilikpedi - Evlilikle ilgili bir site
Free Online Games - Free Online Games
Gazete Siteleri - Gazete siteleryle ilgili bir site
Kadınlarla İlgili - Kadın siteleri indexi


Bizim ülkede, ne zaman bir erkek ile bir hanım, biraz ileri düzeyde arkadaşlık etmeye başlasa, ikinci dereceden ne kadar akraba, eş, dost ve arkadaş varsa, hemen hepsi büyük bir yaygara koparır, olayla ilgili, ilgisiz, herkes işin içine karışır ve sanki kıyamet kopmuşçasına bir telaş ve panik içerisinde, konu ile aslen hiç ilgisi olmayan insanlar fikir beyan edip, tarafları yalan, yanlış, kâh kötüler, kâh över, bu durum daha yeni birbirini tanımaya ve sevmeye çalışan bu insanların başına bir kabus gibi çöker ve insan yeni bir ilişkiye mi başladığını, yoksa mahkemeye mi çıktığını anlayamaz.

Vatandaşlarımızın çevre, kültür ve eğitim farklarının bu durumu hiç etkilemediğini, istinasız yukarıdaki kuralın işlediğini görürüz hep.

İlk olarak hanım arkadaşımızın en yakın, yarenlik kız arkadaşı arızalanıp, yakın bir dostunun ilgisini kaybetmenin verdiği hüzün ve telaş içerisinde, hele oğlan iyi bir insansa, hafif de bir kıskançlıkla, ona gelip geçici bir insanmış muamelesi yapar, hanımın asıl kalıcı dostunun kendisi olduğunu, oğlanın ise gelip geçici olduğunu ima eder. Yalnız başına caddede bile yürüyemeyecek denli birbirine bağımlı olan genç kızlar için bu panik kaçınılmazdır aslında.

Aynı yakın kız arkadaş, bir de, yeni kız için yakın çevresinden söz geçirebileceği başka bir erkeği düşünmüş ve bir takım çöpçatanlık çalışmalarına da başlamışsa, bu yeni ilişkiye müdahalesi daha da acımasız olur ve bu ilişkiyi baltalamak için tüm gayreti gösterir.

Erkek cephesinde de, bu "en yakın arkadaş" konusu pek farklı değildir aslında. Ancak "en yakın erkek arkadaş", açıkça bu kıskançlığı belirtmez ve başlarda ilişkiyi destekler görünür. Ancak bu sinsi bir davranıştır. Bu arkadaş ileride ortaya çıkacak problemlerde, "-Bırak abi o kızı!" şeklinde özetlenebilecek, dosthane(!) bir harekât için hazır beklemektedir. Bu "en yakın erkek arkadaş" ta aynı dinamikle, biraz kıskançlık, biraz da dostunu kaybetme korkusu ile, ya da eskisi gibi birlikte vakit geçiremedikleri gibi basit bir nedenle bu şekilde davranmaktadır.

Konu derhal, ilgili ilgisiz tüm gerekli kişilere iletilir. Bunlara, tabii ki, her iki tarafın, daha önceki sevgilileri de dahildir. Kızın daha önceki sevgilisi,(eğer varsa) eski kız arkadaşını tamamen kaybettiğini, ancak o kız başka biri ile birlikte olduğunda anlar. O ana kadar, suçlu olan kendisi dahi olsa, "bir ara tekrar birlikte oluruz nasılsa" diyen, ya da "beni bırakamaz" megalomanyasının esiri olan eski erkek, kafasına yeni dank eden bu acı gerçeğin etkisiyle, bir canavara dönüşerek, kızı tekrar elde etmek için, en ağır ve en taş kalpli hanımların bile dayanamayacağı bir vicdan sömürüsüne başlar.

Yukarıda sıralanan tüm bu olaylar, yeni bir ilşkinin arifesindeki hanım arkadaşımızın kafasını biraz karıştırır. Bu kafa karışıklığını hisseden yeni erkek, birazda duyarlı bir kişi ise, başarısızlığa uğrama ve hoşlandığı, yeni kız arkadaşını muhtemelen kaybetme korkusu ile, iyice keyifsizlenir ve hırçınlaşır. Erkeğin, yeni kız arkadaşının insiyatifsizliği karşısında, belki de haklı olarak göstrediği tepkisel davranışlar, kafası karışan hanım arkadaşımızın, kafasını daha da karıştırmaktan öteye gitmez.

Bunlara sağdan soldan, bir de olayı bir hafiye titizliğiyle inceleyip, psikoloji kitaplarında dahi zor rastlanan yorumlarla, pireyi büyük bir zevkle deve yapan aynı "yakın çevre", olayın tuzu biberi olur.

Son olarak,can havliyle ailelerden gizlenmeye çalışılan ilişki, hele kız tarafının ailesi tarafından da öğrenilince cendere tamamlanır, "genel ahlak ve toplum kuralları" çerçevesinde, ilişkinin icabına bakılır ve bir kır çiçeğine, ya da yeni baş gösteren bir tomurcuğa benzeyen yeni ilişki, arkaik ve dehşet verici, vahşi sayılabilecek negatif düşünceler ve hislerle, elbirliği ile bir kabusa dönüştürülür.

İşte size acıklı bir "mutsuz son" sahnesi…

Yukarıdaki sosyolojik olgular, sanat alanında, önemli bir "Türk Filmi" ve "Senaryo" külliyatının birikimine neden olmuştur biliyorsunuz.

Şimdi sahneyi biraz değiştirelim…

Viyana'da, "Kunsthistorisches Museum", yani ünlü Sanat Tarihi Müzesi'nde, Flemenk Ressam Bruegel'in tablolarının önündeyiz. Burada gözümüze ilk çarpan, köylü insanların, ortaçağda hasat zamanını kutlamak için kadınlı erkekli aynı masada yiyip, içip, şarkı söyleyerek eğlendiklerini görürüz.

"Köylü Dansı", Pieter Bruegel, y.1568; Sanat Tarihi Müzesi, Viyana

Elimizdeki kitapta, "Hümanizm, insana ve insan değerlerine en büyük ağırlığı veren düşünsel yaklaşım, Rönesans'ın temel kültürel akımıdır." yazmaktadır. Aklımıza, İtalya'da gördüğümüz, çıplak insan bedenlerinin süslediği duvarlar gelir. Hümanizm'i daha iyi kavrarız. "insan'a ait olanı sevme", "insan'a ait olandan utanmama" nın adıdır hümanizm.

Bu güzel Pazar günü gezisinden sonra, Pazartesi olur ve herşeyin insanlar için yapıldığı sokaklardan, insanlar için inşa edilmiş olan lokal taşıt araçlarını ve metroları kullanarak, insanlar düşünülerek yapılmış kanunların gölgesinde, huzurlu, kendisine değer ve kıymet verildiğinin bilincinde, ofisin yolunu tutar insan. Kişiye sadece huzur içinde çalışmak ve üretmek kalmıştır.

Ofiste, hoş bir kız size gülümser, siz de ona gülümserken, diğer insanlar bunu hemen farkederler. Onlar da gülümsemektedir. Akşamüstü saat tam 18:00'de paydos olur. Siz, size gülümseyen kızla, birlikte ofisin arkasındaki kahve salonuna geçersiniz, diğer insanlarda gelip size katılırlar, siz sohbet ederken, size getirdikleri çay, ya da kahveyi yudumlarken, yeni başlayan arkadaşlığınızın çevrenizde yarattığı ortak sevinci izlersiniz hayretle, buna hiçte alışmamış bir insan olarak.

Edindiğiniz farklı ve sevimli statü, tüm çevrede içten bir sevinç yaratmıştır gizlice. Gülümseyen kızla, yeni başlayan arkadaşlığınız, bir kutlamaya dönüşür böylece, safça ortak bir sevinç yaratır tüm çevrede. İlerleyen günlerde sizi fazla rahatsız etmemek için, yalnız bırakmaya gayret edecek, sizi kırmamaya özen göstereceklerdir. Toplum olarak bu birlikteliğe değer ve kıymet verilecek, saygı gösterilecektir. Nasıl, yeni açan bir tomurcuğu, ağaçları, hayvanları, çevreyi, kendilerini ve tüm tabiatı koruyup, kolladıkları gibi, yeni başlayan "insan ilişkisi"ni de öylesine sevinçle karşılayacak, onu koruyup gözeteceklerdir. Hiç tanımadığınız bir histir bu. Aklınıza bir gün önce, Pazar günü gördüğünüz 450 yıl öncesine ait Bruegel tabloları gelir.

Adem ve Havva ile başlayan bu ilahi birliktelik, kutsaldır bu resimlerde.

Bizde ise utanılacak ve kötü bir şeydir. "Dünya nimetleri" ve "İnsan" kötüdür bizde. Bu şekilde, bütün bir hayat kalitesiz ve boşa geçer. Umutlar ise, doğal olarak, başka bir sefere....

Gelişmenin ve ilerlemenin, "insan" olarak kendimizle barışmamızın kolay bir şey olmadığını kavrarsınız bir kere daha...

Aşk en Güzel Yalan

Karizma Resimler - Resimlerle ilgili siteler portalı
Oyunlar - Oyun siteleri indexi portalı
Psikoloji Sitesi - Psikolojiyle ilgili bir site
Rüya Tabileri - Rüya tabirleriyle ilgili bir site
Resim Siteleri 2 - Resim siteleriyle ilgili bir başka site


Bir gün içimden gittin, anladım. Nereye gittiğin değildi önemli olan... Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.


“Bana kalan,
Beni kalansız bölen bu şehir.
Ah! bu şehir, yalan şehir”


demek isterdim; ama yalan olan sendin. Benim yarattığım, inanmak için yıllarımı harcadığım kocaman bir yalandın sen. Gerçek olduğunu gördüm. Sen gittin...

Aslında içimden giden sevgili değildi. Ben sadece, yalanıma inanmıştım. O, gerçekti... Aşk bitmişti. Düşünüyorum da acaba aşk, ruhumuzun derinliklerinde yaratılan koca bir yalan mı? Şiirde, müzikte ya da sözde, nerede aşk varsa orada bir de yalan yok mu? Aşk ve yalan, güzel ile çirkin, iyi ile kötü gibi birbirini besleyen, değiştiren ve dönüştüren; biri olmadan diğeri varolamayan ya da anlamsız kalan evrimin temel dinamiklerinden ikisi olabilir mi? Ya da aşk, yalana sesdeş mi? “Seni seviyorum” derken, aslında içimizde yarattığımız en güzel yalana övgüler mi düzüyor, kendimize olan hayranlığımızı mı dile getiriyoruz?

“Bir gün içimden gittin, anladım.”


Aşk, uydurduğumuz en güzel yalan! Ve aşk, yalan varsa aşktı.


İnsanın doğasında var. Doğrular ne kadar da az cezbeder bizi. Yasaklı ya da yanlış ne varsa, yaptıklarımız hanesine yazmak isteriz. Durduralamaz bir dürtüdür bu. Yalanı bazen istem dışı kullanırız. Söyleyen biz değilizdir ama, söyleten ta kendimizdir.

İçimizdeki yasaklı kimliktir O:


Mülkiyet duygusu ve egosu olağanüstü gelişmiş; ihtiraslı, doyumsuz ve aşka her zaman hazır. Pembedir, mavidir ve daha çok kırmızı. Cıvıl cıvıldır, yerinde duramaz. Yaz gibidir: Islak ve sıcak. Zaafları vardır, yasak ve güzel olan herşeye. O cennetteki en güzel meyveyi tadan, ilk ihaneti gerçekleştirendir. Kısacası O, yaşayan tarafımızdır. En güzel anılarımız, en heyecanlı anlarımızdır...

Bir gün içimden gittin, anladım. Nereye ve neden gittiğin değildi önemli olan... Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.

Aldatma ve Adrenalin

Resimler Sitesi - Resim siteleri indexi
Seçilmiş Siteler - Özel seçilmiş siteler
Site Ekle - Site kayıt
SSK Siteleri - SSK siteleriyle ilgili siteler indexi
Ufo Sitesi - Ufolarla ilgili bir site

Kimisi bungee jumping yapar, kimisi paragliding yapar, kimisi rafting...

Ben aldatıyorum. Ve bu sporlarda insanın adrenalini ne kadar yükseliyorsa, aldatma bende de aynı etkiyi yapıyor.

Düşünsenize... İşyerimdeki masamda karşımda sevgilim oturuyor. O sırada ben ICQ”da bir başka sevgilimle konuşuyorum. Tam o sırada masamdaki telefon çalıyor. Bir başkası bana akşam için ne program yapalım diye soruyor. Daha ona yanıt veremeden cep telefonumdan bir başkası...

İnanılmaz bir adrenalin yükselmesi. Dilim damağım kuruyor resmen. Hepsine soğukkanlılıkla yanıt vermeye çalışıyorum. Masamda oturan sevgilim, bana “Neler oluyor” diye soran gözlerle bakıyor. Ona elimle “Bir dakika” işareti yapıyorum. ICQ’dakine, “Tel geldi” diyor ve beklemeye alıyorum. İşyerini arayan sevgilime “Bi saniye cep çalıyor” diyorum. Ceptekine ise “Şu anda çok meşgulum, seni 10 dakika sonra ararım” diyorum.

Yeniden diğer telefona dönüp “Akşam kaçta çıkacağım belli olmaz. Erken çıkarsam ben seni ararım” yanıtını veriyorum. ICQ’da beklemeye aldığıma ise pişkinlikle “Şu telefonlardan rahat yok, 5 dakika bırakmadılar ki seninle konuşayım. Sonunda istifa edeceğim bu işten” diyorum. Ve yalanın en büyüğünü karşımda oturana patlatıyorum.

“İş telefonundaki ablamdı. Akşam eniştemin doğum günüymüş, beni de çağırıyorlar. Ama ben seninle olmak istediğim için ona geç çıkacağımı söyledim”...

O daha “Cepteki kimdi” diye sormadan ben cevabı yetiştiriyorum: Sevgilisini aldatan bir arkadaşım var. Olay ortaya çıkmış, ne yapacağım diye bana soruyor. Ben de meşgulum dedim... Sonra da gözlerinin içine bakıyorum. Söylediklerime niandı mı diye anlamaya çalışıyorum. Kalbim deli gibi atıyor. Ensemde soğuk terler biriktiğini hissediyorum. Kulaklarımın beni ele vermesinden korkuyorum. Çünkü yanıyorlar... Bu onların kıpkırmızı olması demek... Bakarken, “Bu akşam seninle birlikte olmamı hiçbir şey engelleyemeyecek” diyorum. Gözleri parlıyor. Gülümsüyor. Biliyorum ki o aslında inanmak istediğine inanıyor. Tıpkı bungee jumping’den atladıktan sonra artık hız yavaşlamaya başladığında hissedilen rahatlama gibi ben de bir dinginlik içine giriyorum.

Bir restoranda uzun bir masadayız. 15 – 16 kişi yiyor, içiyor, gülüşüyoruz. Yanımda sevgilim, karşımda daha önce biri kısa, diğeri uzun iki ilişki yaşadığım iki ex sevgilim... Kimsenin birbirinden haberi yok. Çünkü uzunu ilişkiyi yaşadığım dönemde o kısa ilişki ortaya çıkmıştı. Ve uzun olanı bitmeden kısası bitmişti. Onlar birbirlerini tanıyorlar. Yeni sevgilim de aynı çevreden. Ama o da eskileri bilmiyor. Restorana biri giriyor. İnanamıyorum. O gece için atlatmaya çalıştığım bir başka sevgilim... Terlemeye başlıyorum. Yine aynı heyecan. Kalbimin atışı hızlanıyor. Tansiyonum yükseliyor. Kahretsin.. Kulaklarım yine kızardı. Neyse ki yanımdaki sevgilimle el ele değildim. Ayağa kalkıyorum. Biraz mahçup bir tavır takınıp karşılıyorum. Masaya buyur ediyorum. Beni orada görmeyi hiç ummadığı suratından belli. Çünkü ona göre işte olmalıydım. Yanıma geliyor, yanaklarından öpüyorum. Sonra onu da diğer yanıma alıyorum. Müthiş bir şey bu... İki yanımda iki sevgilim, karşımda iki eski sevgilim. Yeni gelen surat yapıyor. Kulağıma “Bana yalan söyledin” diyor. Oysa ilişkiye başlarken benden bir tek şey istemişti. “Bana karşı dürüst ol...” Ben de ona söz vermiştim.

Şimdi zekamın çalışma zamanı... Olayın çok ani geliştiğini söylüyorum. Masadaki hemen herkes çalıştığım yerden. “İşyerindeki arkadaşlarla aniden karar verdik. Seni arayacaktım ama, çekindiğim için aramadım. Bana bozulmandan korktum” diyorum. Bu onu ikna etmiyor. Bu arada diğer sevgilim elini bacağımın üzerine koyuyor. Hayır... Hiç sırası değil bunun... Ona dönüyorum ve “G....r’in canı çok sıkkın, bana biraz izin ver” diyorum.

Tekrar diğeriyleyim. İkna edemezsem olay büyüyebilir. Ama daha da önemlisi, başarısızlığa uğramış olmak beni çok etkileyebilir. Bir yol bulmalıyım... “Sen niye buradasın” diyorum. Beklemediği bir soru. Çünkü o da bana bunu haber vermedi... “Evde canım sıkıldı çıktım” diyor. Hemen saldırıya geçiyorum. “Sen de haber verebilirdin ama yapmadın. Bazen olur böyle” diyorum... Konuşma uzuyor. Gözlerinden yumuşadığını sezebiliyorum. Ama bu kez ikisini birden aynı yerde nasıl idare edebileceğimi düşünüyorum. Heyecanım artıyor. Masa masa dolaşan bir saz heyetini görüyorum. Hemen çağırıyorum. Kemancının kulağına “Bu gece kapalısın. Başka masaya gitmeyeceksin. Parayı düşünme” diyorum. Çalmaya başlıyorlar. Abartılı bir şekilde eşlik ediyorum. Masadaki herkesi de eşlik etmeye çağırıyorum. Bir süre sonra alkolün de etkisiyle herkes kendini eğlenceye kaptırıyor. Kendimi iyice masaya yaklaştırıyorum. Bir elim sağımdakinin, diğer elim solumdakinin bacakları üzerinde... Şimdi halletmem gereken bir sorun daha var... Masadan hangisiyle kalkacağım? Geceyi hangisiyle tamamlayacağım?

Beynim deli gibi çalışıyor. Tuvalet bahanesiyle kalkıyorum. İşyerimi arıyorum. Nöbetçi çocuğa, 10 dakika sonra beni aramasını ve işyerine çağırmasını söylüyorum.

Rahatlamış bir vaziyette yerime dönüyorum. Kemancıya habire para veriyorum. Susmaması gerekiyor. Kimse konuşmasın, sadece şarkı söylesin istiyorum. Telefon çalıyor. “Eyvah işyeri...” diyerek açıyorum. Ciddi bir tavır takınıp, “Peki ne yaptınız... Bir şeyi beceremiyorsunuz... Tamam hiçbir şeye dokunmayın, ben geliyorum... İnsanı bir rahat bırakmıyorsunuz ki... İki kadeh rakıyı boğazıma dizdiniz...” diyorum. Telefonu kapatıp ayağa kalkıyorum. “Hepinizden özür dilerim ama benim gitmem gerek” diyorum. İki yanımdaki sevgililerim bozuluyor. Ama işim konusunda tavizim olmadığını bildiklerinden susuyorlar. Biri “Geri dönebilecek misin?” diye soruyor. Üzgün bir tavırla “Maalesef tatlım... Böyle olmasını istemezdim ama yapabileceğim bir şey yok” diyorum.

Restorandan çıkıyorum. Yüzümde gülümseme, kalbimin ritmi düzeldi... Resmen kendimle övünüyorum. İnanıp inanmadıkları umurumda değil. Ama yarın sabah her ikisini de rahatlatabilecek şeyler bulabilirim. Arabama biniyorum. Cep telefonumu alıyorum elime... Numarayı çeviriyorum. Uykulu bir ses açıyor. “Uyudun mu” diyorum. “Uyumak üzereydim” yanıtı geliyor. “Ben de işten şimdi çıktım. İnanılmaz gerginim” diyorum. Ve beklediğim teklif geliyor. “Bana gelsene...”

Bu tadı seviyorum...

Seks Teklifi

Uydu Siteleri - Uydu siteleriyle ilgilig bir site
Yeni Oyun siteleri - Oyun siteleri indexi portalı
Ekonomi Sitesi - Ekonomi siteleri indexi portalı
Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili bir başka index sitesi
Süper Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili yine bir başka index sitesi


Seks teklif eden bir erkeğin kabul edilme olasılığı nedir?

Doğrudan, kısa, hedefe kilitlenmiş ve kibar bir tekliften bahsediyorum. Biraz bakışma sonrası, karşılıklı olarak en azından üçüncü kez gözgöze geldikten sonra, gülümseyen bir yüzle, doğrudan hanımefendinin yanına gidip, “sizi çok beğendim, beraber olabilir miyiz?” tarzı bir teklif. “Verme” fiilinin geçmediği, yatakta aralarında geçecek olayların tarif edilmediği, ya da dil ve dudak namelerinin yer almadığı, direkt olmaktan çok bir taciz niteliği taşımayan, ancak, “saatiniz kaç”, “kokunuzun markası ne”, ya da “arkadaşımla bahse girdik” gibi amatör ve endirekt yaklaşımdan da uzak bir teklif. Yalın ve sade.

“Tootsie”de, Dustin Hoffman kadın kılığındayken kendisine, “neden hiç bir erkek böyle direkt bir teklifle gelmiyor, hepsi yalancı, biri söylesin hemen beraber olacağım” diyen kız arkadaşına, erkek kılığındayken doğrudan seks teklif ettiğinde hem tokat yemiş, hem de kendisine hakaret edilmişti. Büyük olasılıkla, yazının burasında, her iki cinsiyetten okur da kafasını sallamıştır. “Müstahak tabii”. Nesi tabii efendim, hiç de tabii değil. Doğa bu tür direkt tekliflerle dolu, ve bu teklifler, teklif edildiği üslupla reddedilir, ne eksik ne fazla. Kibar bir teklifi, “hayır ilgilenmiyorum, yine de ilginiz için teşekkür ederim” diye reddetmek varken, neden adama hakaret ediliyor?

Elbette, uygarlık çıtası yükseldikçe, hanımların o toplumdaki seçme ve seçilme özgürlüğüyle doğru orantılı olarak, bazı toplumlarda kibar teklifler, “tabii ki” kibarca reddediliyor. İsveç’in büyük şehirleri ve Benelux ülkelerinde belki. Bunun dışında erkeğin seks teklifi, teklifin üslubundan çok daha kaba bir üslupla reddediliyor. Pekiyi neden bu teklif reddedilmek zorunda? Ön yargınız sizi şaşırttı mı? Kendinize itiraf edin, yazının burasına kadar böyle bir teklifin hemen kabul edileceğini düşünmemiştiniz. Neden kabul edilmesin?

Sağlıklı, vücudunu seven her kadının, zaten hakkı da olduğu üzere, kendisine önerildiği anda, hemen o anda, sekse kavuşma imkanı veren, doğal bir ihtiyacının karşılanması için bir de üstüne üstlük kendisine bu ihtiyacını minimum zahmetle karşılayabileceği bir teklifte bulunulmuşken bu teklifi kabul etmemesi insanlığın en büyük trajedilerinden biridir. Hem kadınlar, hem de erkekler için.

Oysa aynı teklif bir erkeğe yapılsa, yani birinci paragraftaki mizansende taraflar rol değiştirse, erkeğin bunu reddetmesi düşünülemez. Erkek, inanamadığı bir mucizenin gerçekleşmesini huşu ve hayret içinde izlerken, kontrolsüz bir şekilde kadının bundan sonraki direktiflerini dinlemeye hazır, hızlı bir şekilde konuşamayacağından korkarak ve olayın herhangi bir söz ya da ses tonu problemi yüzünden sekteye uğramasından çekinerek, kafasını hızlı hızlı sallar ve teslim olur. Kadının ne tür bir sapık ya da cani olabileceği, kurban olarak seçilip seçilmediği, ya da henüz yarım saat önce bir cinsel deneyim yaşayıp yaşamadığından bağımsız ve koşulsuz olarak teklifi kabul eder. Bu da insanlığın en büyük trajedilerinden ikincisidir.

İnsanlığın trajedilerinden dersler çıkarmak hepimizin görevi. Bu nedenle bundan sonra kurulacak olan uygarlıkları bu trajedilerden korumak, umutsuz olsa da, toplumumuza da bir nebze faydalı olmak için,ve sosyal psikologların incelemesi ve çözümünü bulması için aşağıdaki önermeyi geliştirdim. İşte önerme: Toplumdan topluma değişmekle birlikte, bütün toplumlarda, bir erkeğin bir kadına yaptığı seks teklifinin kabul edilme olasılığı, bir kadının bir erkeğe yaptığı seks teklifinin reddedilme olasılığına eşittir.