19 Şubat 2007 Pazartesi

Aceleci Erkekler

Ansiklopedi - Ansiklopedik bilgiler
Astroloji Sitesi - Astrolojiyle ilgili bilgiler
Çiçek Sitesi - Çiçeklerle ilgili bilgiler sitesi
Bedavadakiler - Bedava siteler indexi
Bedavalar - Bir başka bedava siteler indexi
Beden Dili - Beden dili ilgili bir site


Aşkın ilk günleri keyiflidir, heyecanlıdır. Randevular, buluşmalar, kaçamak bakışmalar, ürkek dokunuşlar... Her kadın en çok aşkın ilk günlerini sever. Ama kadınların tersine erkekler acelecidir, hemen yatak odasına geçmek isterler. Oysa her şeyin bir zamanı olduğu gibi sevişmenin de zamanı vardır.
Her erkek bir ilişkinin başlangıç günlerinde telaşlı ve aceleci olur. Özellikle de cinsel anlamda erkeklerin çoğu son derece aceleci davranırlar. "Bir an önce tenlerimizi buluşturalım, ruhların buluşması zaten beraberinde olur..." Bu cümle sürekli dillerde dolaşır durur. Kadınlar ise bu bakımdan erkeklerden farklıdır. Onlar romantik günlerin uzatılmasını, yaşanan tatlı heyecanları daha çok severler. Ayrıca kadınlar erkeklere oranla seksüel anlamda daha sabırlıdırlar. Hatta bundan büyük keyif alırlar. Evet, bir ilişkinin ilk günleri her erkek için çok önemlidir. Ama zannettiğiniz gibi o günlerde yaşananlar, iki kişinin birbirini tanıma çabaları, ilk günlerin heyecanları değildir onlar için önemli olan. Ne zaman sevişeceğiz? Bu sorunun cevabını aramakla, o anın gelip gelmediğini anlamak için yanar tutuşurlar. Karşısındaki kadınla yaptıkları tüm sohbetler, onlara yönelttikleri tüm soruların altında, cinselliğe yönelik bir sinyal, beklenen o müthiş anla ilgili ufak da olsa bir ipucu ararlar. Zaten bu ilk günler de aylarca sürmez. Gerçekten de birkaç gün, bilemediniz, bir iki hafta...

İlk günlerin sırrı
Bir kadının isterse yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Böyle düşünür erkekler. Aslında yanıldıklarını söylemek de yanlış olur. Bir kadın ilişkinin ilk günlerinde kendini olduğu gibi ortaya koymayı başarırsa, yani sıcak, sevimli ve dürüst olursa, ondan etkilenmeyecek hiçbir erkek yoktur. Çünkü erkeklerin en önem verdikleri şey; samimiyet, sıcaklık ve sahiciliktir. Onlar sahtelikten ve yapmacık davranışlardan nefret ederler. Karşılarındaki kadın, kendini beğendirmek için birtakım numaralar yapıyorsa, şansını kaybeder. İlk günlerde zaten kafası karışık olan, bir an önce yatak odasına geçmeye çalışan erkek, duygusal anlamda kadından uzaklaşır ve tek bir hedefe yönelir. Tek gecelik tensel ilişki... Kadın bu birkaç günü iyi değerlendirirse, sıcaklığı ve samimiyeti ile erkeğin güvenini kazanırsa, onun sevgisini de ele geçirmeye başlamış demektir. Onu istiyorsanız, sizi tanımasına ve böylece sizi sevmesine şans tanıyın. Yani dürüst ve açık olun. Ona yalnızca ne kadar seksi, başarılı bir kadın olduğunuzu değil, ayrıca onun için neşeli bir dost, yürekten bir arkadaş, muzip bir sevgili olabileceğinizi de göstermelisiniz ki, sizi gerçekten sevmeye başlasın. Böylece karşınızdaki o eski aceleci erkeğin nasıl romantikleştiğini ve yatak odasına gitmeden önce sizin gönlünüzü kazanmak için nasıl deli divane olduğunu göreceksiniz.
Erkeklerin üzerindeki çocukluktan beri yüklenen cinsel baskıyı da unutmamak gerek. Çünkü onlar "başarılı" olmak, her an "erkekliğini" ispatlamak duygularıyla büyütülmüşlerdir. Bu yüzden de kendilerini bu anlamda ispatlama dürtüsüyle hareket ederler ve bir an önce seksüel ilişkiye geçmek isterler... Eğer onların bu duygusunu, kişiliğiniz, sevecenliğiniz ve samimiyetinizle ikinci plana atmayı başarırsanız, onların üstünden bir yükü alır ve size güven duyarak rahatlamalarını sağlarsınız. O zaman da o aceleci erkek gider, yerine sevgi dolu bir aşık gelir. Bu da demektir ki, aşk ve tutku dolu günler sizinle beraber...

Kaynak:gelinliksec.com

Erkekçe Sözlük

Bilgi Sitesi - Bilgi kaynağı olan bir site
Bilim Sitesi - Bilimsel konularla ilgili bir site
Cep Telefonu - cep telefonu ile ilgili site
Cep Telefonu 2 - Cep telefonu ilgili siteler indexi
Cinsel Bilgiler - cinsel bilgiler indexi


Erkeklerin söyledikleriyle söylemek istedikleri ne yazık ki birbirinden çok farklı. Onlar bazı kelimelere farklı anlamlar yüklüyorlar ve kendi aralarında oluşturdukları erkek sözlüğünü kullanıyorlar. Siz de erkekçe sözlüğe bir göz atarsanız onları çok daha kolay anlarsınız...
Birbirimizi görüyoruz: Erkeklerin sözlüğünde, birbirimizi görmeye başladık demek birkaç geceyi birlikte geçirdik ve bunlardan en az biri zevkli dakikalarla son buldu anlamına gelir Bu kelimeyi kullanmaları onların başka kızları da görmelerini engellemez.

Flört ediyoruz: Bu cümle, birbirimizi görüyoruz durumundan biraz daha ileri boyutta olduklarını anlatır. Diğer kızlarla görüşmesini engellemeseniz bile, onlara oranla ilerisi için daha şanslı olduğunuz belli olur.

Çıkıyoruz: "Sizi kız arkadaşımla tanıştırayım" diyen bir erkek aslında çok şeyi ortaya koyar. Sadece görüşmenin dışında duygusal bir şeyler paylaştığınızı ve sizinle mutlu olduğunu anlatmaya çalışır. Diğer kızlarla aranızda fark vardır.

Birkaç tane: "Birkaç tane bira içtim ya da birkaç kaçamağım oldu" diyen bir erkeğin göründüğü kadar masum olmadığını bilmelisiniz. Birkaç tane demek elbette birden çok ama, kesinlikle 50'den az demek de olabilir.

Sessiz bir gece istiyorum: Demek ki geceyi evde geçirmek istiyor. Ama bu sessizlik kavramı görecelidir. Kimilerine göre evde romantik dakikalar geçirmek anlamına gelirken, kimilerine göre de televizyon seyretmek anlamına gelebilir. Ama her iki durumda da seks kaçınılmazdır.

Şirin: "Bu kadın çok şirin." Bu masum iltifat aslında gizli anlamlar saklar. "Bu kadın çok az makyaj yapıyor, yine de çok güzel, göğüsleri çok çekici ve ne kadar güzel ki, hep gülüyor. Hemen muhabbet kurabilirim..." Pek de şirin değil...

Müthiş: "Aman allahım şu kadın ne kadar müthiş. "Erkeklerin en sık kullandığı cümle. Asıl anlamı çok bakımlı, kendine çok iyi bakıyor ve gerçekten çok güzel". Onlara göre kendine bakan her kadın güzeldir...

Çekici: Bir kadını çekici bulan bir erkek aslında kendisi için de bazı şeyleri itiraf eder. Karşısındaki kadının çok güzel olmadığını itiraf ederken, belirsiz bir cazibenin kendisini etkilemesini engelleyemediğini de açıklar.

Doğal: "Dün geceki parti çok doğaldı" diye karşınıza çıkan erkek arkadaşınızdan şüphelenmenize hiç gerek yok. T-shirt'ü ve jean'ini giyerek gittiği doğal bir arkadaş toplantısı olduğunu anlarsınız. Yani hiçbir kaçamak yapılmamıştır.

Temizlik: "Evimi çok güzel temizledim, görmek ister misin?" Teklif çok ilginç ama karşınıza süper temiz bir ev çıkacağını beklemeyin. Erkeklerin temizlik anlayışına göre bütün dağınıklık dolaba sıkıştırılmış, tozlar halının altına doğru atılmış anlamına gelir.

Orgazm: "Daha fazla orgazm olmak istiyorum!" Yani; "Daha fazla oral seks istiyorum!" Seçim size kalmış artık.

Aşığım... Erkeklerin sıkça kullanmadığı ama kadınların duymak istediği en önemli kelime. Bunun birçok anlamı olabilir. Birincisi, "Yataktaki olağandışı tutumu beni gerçekten çok etkiliyor." İkincisi ve en güzel olanı da; "Beni gerçekten çok mutlu ediyor. Onunla zaman geçirmeyi çok seviyorum."

Kaynak:gelinliksec.com

Farklılıklarımız

Data Recovery Sites - Data Recovery Index Portal
Dedicated Server Links - Dedicated Server Links
Edebiyat Sitesi - Edebiyat bilgileriyle ilgili bir site
Evlilik Sitesi - Evlilikle ilgili bir site
Evlilikpedi - Evlilikle ilgili bir site


Neden erkeklerin %10'nu cennete gider ?
%100 gitseydi orası cehennem olurdu...

Erkekler neden zeki kadınlardan hoşlanır?
Zıtlıklar birbirini çeker...

Erkekler plajda nasıl egzersiz yaparlar?
Her bikinili kadın gördüklerinde midelerini içeri çekerek...

Bir erkek geleceği düşündüğünü nasıl gösterir?
Bir yerine iki kasa bira alarak...

Tanrı erkeği yarattığında ne dedi?
Daha iyisini yapabilirim...

Yarım akıllı bir erkeğe ne denir?
Şanslı...

Kendini Tanrı'nın bir hediyesi olarak gören erkeğe ne yapılır?
Değiştirilir

Her şeyi olan bir erkeğe ne vermelisiniz?
Bunları kullanmasını öğretecek bir kadın...

Tanrı neden önce erkeği yarattı?
Her mükemmel şeyin önce taslağı yapılır...

Kaynak:gelinliksec.com

Mutlu evli Çiftler Vardır

Free Online Games - Free Online Games
Gazete Siteleri - Gazete siteleryle ilgili bir site
Kadınlarla İlgili - Kadın siteleri indexi
Karizma Resimler - Resimlerle ilgili siteler portalı
Oyunlar - Oyun siteleri indexi portalı


Mutlu evli çift vardır. Biz mutluyuz. Beş yıla geliyoruz, ve evli ve çocuklu olanlar bilirler, birinci ve sonra ikinci çocuk bunalımlarını da aştık ve gün geçtikçe birbirimizi daha çok seviyoruz. Kritik olan ve burada tartışmak istediğim şu: Sadece birbirimizi daha çok seviyor olmamız bizi mutlu tutmaya yetmez ve ikimiz de bunu biliyoruz.

Öncelikle şunu kabul etmek lazım. İnsanlar yanlış insanlarla evleniyorlar. Çünkü evliliğin gerçekte ne olup olmadığı konusunda, kendilerinin ve müstakbel eşlerinin gerçek bir evlilikte nasıl roller benimseyecekleri konusunda bir fikirleri yok. İkincisi, çoğu yalnız başlarına bir süre yaşamadıkları için, ailelerinin empoze ettiği değerler bütünüyle, kendi değerler sistemlerini oluşturmadan evleniyorlar. Yani henüz birey olmadan, bireylik hak ve kimliklerinin sınırlarını keşfetmeden, “aslında” kim olduklarını öğrenmeden, neyin onlar için vazgeçilmez, neyin uzlaşılabilir olduğunu bilmeden. Üçüncüsü, karşı cinsi yeterince tanımadan evleniyorlar. Bahsettiğim tanımak karşı cinste hangi özellikleri istediğini bilmek değil, hangi özellikleri istemediğini bilmek. Yani en azından bir kaç ciddi ilişki sonrası, partnerlerini neden “artık” beğenmediklerini, neden “o insan” olmadıklarını fark etmek, ve sonraki ilişkilerde bu dersleri unutmamak. Dördüncüsü, insanlarla değil, imajlarla evleniyorlar. Gece uyandıklarında, uyurken bir bebeğe benzeyen ve bu yüzden yanağını okşayıp üstünü örtmek isteyecekleri biriyle değil, ulaşılmaz bir ciddiyetle “cool” ve mesafeli duranlarla. Sevdikleri değil, toplumun saydığı insanlarla. Konuşacakları değil, sevişecekleri insanla. Daha da ilginci, son yıllarda, fiziği güzel olanla değil, imajı parlak olanla. Nedensiz, nasılsız, sadece kim, ne zaman ve nerede sorularıyla.

Aslında bu kimsenin suçu değil. Maalesef, gördüğümüz evlilikler genelde mutsuz oldukları için, bu konuda “bir şeylerin yapılabileceğini”, evliliklerin çabayla daha iyi, terim size garip gelebilir ama, daha başarılı bir hale getirilebileceğini bilmiyoruz. Zannediyoruz ki, evlenmeyi düşündüğümüz insan bir piyango bileti, büyük ikramiye de çıkabilir, “gelecek sefere” umut da bağlanabilir. Kişisel tasarruf yok, herşey külli iradenin kapsamında. Ama öyle değil. Seçim tabii çok önemli, ama aslolan sizin vereceğiniz emek. Bence her şey geçtiğimiz yıllarda, Gülriz Sururi’nin programına çıkan Güneri Civaoğlu’nun söylediği bir cümlede saklı: “Karım bana kendisini sevmem için her gün yeni nedenler veriyor.”

Bütün ilişkiler bir süre sonra, insanın doğasındaki bencillik yüzünden yıpranıyor. Bütün sevgiler eskiyor. Kısır döngüler ilişkiyi yeniden üretme yeteneklerini iğdiş ediyor. Elindeki asgariler insanın aç doğasına hiç yetmiyor. Bunun nedeni şartlandığımız ve bilmeden belki de dini ve ahlaki değerlerden bile daha sofu ve kayıtsız ve şartsız benimsediğimiz “terazi” kavramı. Yani aldığımızla verdiğimizin dengesi. “Almadan vermek Allah’a mahsus” gibi şartlanmalar. Terazide gözünüz hep karşı tarafın kefesinin sizin kefenize göre ne kadar dolu olduğunda. Burada da kalmıyor bu tıkanma. Bir süre sonra aldığınız ve verdiğinizin dengesi de önemini yitiriyor ve “önce almak, sonra vermek” şartlanması ve bitiş başlıyor.

Evlilik, belki unutanlar vardır, kuruluşu ve tasfiyesi açısından, hatta günlük işleyişin ve üye ya da ortakların arasındaki ilişkilerin kanunlarla düzenlenmesi nedeniyle, şirketler, dernekler, teşkilatlara çok benzeyen gibi bir kurum. Ortak çıkar ve amaçların olduğu, bunlara ulaşmanın ortak metotlarla denendiği bir işbirliği. Saint-Exupery’nin tarif ettiği aşk kavramına paralel, “aşkın göz göze bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmak olduğu” bir ilişki. Ortak amaç, Dali ve Gala’da olduğu gibi bir dahinin desteklenmesi de olabilir, ikisi de memur çocuğu olan genç profesyonel bir çiftin ya da bunlardan birinin sınıf atlaması da. Ortak çıkar, evliliklerinin başarısız olduğunu kimsenin kolay kolay iddia edemeyeceği hanım politikacımız ve iş adamı eşi gibi şahsi servetlerini arttırmak da olabilir, pazar magazinlerinde ve sosyete dergilerinde gördüğümüz çiftlerin, “cemiyet hayatında” görünerek yarattıkları ekonomik ya da cinsel potansiyel de. Bu ortak amaç ve çıkarları, ve bunlara ulaşılacak yol planını eğer tarafların ikisi de benimsiyorsa, o evlilik başarılı bir evliliktir. Başarılı evliliklerin mutlu olması şart değildir. Ve genelde, eşler, bazen mutlu olmasalar da, istediklerine kavuştukları için başarılı evliliklerden şikayet etmezler.

Mutluluk ise üzerinde bir çok filozofun fikir yürüttükleri bir kavram. Bence evliliğe en uygunu, bir önceki paragrafla uyum da sağlaması nedeniyle, “başarı istediğini elde etmektir, mutluluk elde ettiğini istemeye devam etmek” tanımı. Elde ettiğinizi istemeye devam ediyor musunuz? O zaman mutlusunuz. Artık istemiyor musunuz, pekiyi o zaman istemeye devam etmek için ne yaptınız? Kritik nokta Civaoğlu’nun noktası. Siz ilişkiyi beslediniz mi? Çiçeği suladınız mı? Benim kişisel katkım da şu: Bütün ilişkiler bir süre sonra kısır bir döngüye dönüşüyor. Eğer, egonuza yenilir ve “ben onu mutlu etmek için bu kadar fedakarlık yaptım, sıra onda” ve “neden ben, o yapsın” tuzaklarına düşerseniz, negatif kısır döngü girdabına girer ve kesinlikle mutsuz olursunuz. Kısır döngüyü siz yaratın, ama pozitif olarak. Aslında bu da bir alışveriş, ve burada da bir terazi var. Ama, herkes kendi kefesini dolduracağına, siz onun kefesini doldurun o sizinkini. Dengeyi böyle kurmaya çalışın. Yani “onun beni mutlu etmesini istiyorum, beni mutlu etmek için kendisini borçlu hissetmesini istiyorum, o halde onu nasıl mutlu edebilirim” kısır döngüsüne girin. Bu karşılıklı olsun. Olmazsa, karşınızdaki buna karşılık vermezse, zaten yazının başındaki yanlışlardan birini yapmış ve yanlış biriyle evlenmişsiniz demektir. Ama olursa, harika olur.

Bilinen hikayedir. Çeşitli versiyonları var. Adam ölmüş, günahları-sevapları eşit. Seçimi ona bırakıyor ve önce cehennemi , sonra da cenneti gösteriyorlar. Cehennemde iki ucu da sonsuza giden bir masanın üstünde bütün güzel yemekler, cennet taamı, kuş sütü bile var. Ama masada oturanların ellerindeki kaşıklar, kollarından daha uzun. Kaşıklara doldurdukları lezzetleri bir türlü ağızlarına götüremiyorlar. İşkencenin en ölümcülü. Cennete gidiliyor. Masa aynı masa, yiyecekler, hatta kaşıklar bile aynı. Ama cennettekiler, uzun kaşıkları birbirlerinin ağzına götürerek, hem karşılarındakileri besliyorlar, hem de kendileri yiyorlar.

Yeryüzü cenneti zor değil. Terazide onun kefesini doldurmaya başlayın. Pazar sabahları gazete ve onun sevdiği pastanenin poğaçalarını almaya gittiğinizde, sapları kısa da olsa, küçük bir gül demeti alın, onu uyandığında görmesi için yastığınızın üstüne koyun. Ona gereksiz ve küçük e-mail’ler gönderir, gün içinde duyduğunuz bütün komik fıkraları telefonla hemen ona anlatın. Beraber gittiğiniz alışverişte, kararsız kaldığında ona iki bluzu da alın. Bütçeniz o sırada kısıtlı olsa da, size son derece komik gelse de, onun istediği komik mutfak ve banyo malzemelerini, onu teşvik ederek hatta zorlayarak alın. Siz onu öyle görseniz de, onun da ikna olması için dünyadaki en güzel hamile olduğunu ona defalarca anlatın, size doğuracağı -çünkü gerçekten onları size doğurmaktadır- çocukları ne kadar heyecanla beklediğinizi, üstelik çocukların ona ve onun komik yanlarına benzemesini istediğinizi söyleyin. Küçük bir çocuk gibi hissedip, büyük bir insan olduğu için ağlayamadığında, ona sarılın ve sadece saf şefkat gösterin. Emin olun o da karşılığını verir, hem de belki de aslında sizin hak etmemiş olduğunuz kadarını da verir.

Mutlu evli çift vardır, ama bunun için çaba ve özen gösterdikleri için mutludurlar. Bu dünya üzerinde çaba gösterilmeden elde edilen hiç bir şey yok. “Allah öyle yarattığı” için sonsuza dek süren mutluluklar da. Ama her şeyin size ve tercihlerinize bağlı olduğu gibi bu da size ve tercihlerinize bağlı.

Kaynak:gelinliksec.com

Laf Atma Üzerine

Psikoloji Sitesi - Psikolojiyle ilgili bir site
Rüya Tabileri - Rüya tabirleriyle ilgili bir site
Resim Siteleri 2 - Resim siteleriyle ilgili bir başka site
Resimler Sitesi - Resim siteleri indexi
Seçilmiş Siteler - Özel seçilmiş siteler


Özel arabam olmadığından ulaşım için sık sık taksileri kullanırım. Taksicilerin hiç sevmediği müşteri tiplerinden biriyim. Bütün muhabbetim gideceğim yeri söylemek ve inerken teşekkür etmekten ibarettir, o kadar.

Yine bir gün iş çıkışı Taksim’e gitmek için Teşvikiye’den taksiye bindim. Olanağanüstü bir durum yoktu aslında. Trafik her zamanki kadar yoğundu ve ben yine taksiciyle iki laf etmemek için gazetemi okuyordum. Birbenbire taksicimin canhıraş haykırışıyla irkildim:

-Anneni yiyim tavuk, bu ne biçim yumurta!

“Oooha!” dedim içimden. Bu ne menem bir laftır böyle ve neye söylenmiştir. Bunca yıldır konuşmak ve yazışmak için Türkçeyi kullanırım, ilk kez böyle bir cümleye tanıklık ediyordu kulaklarım. Dumurum dumur üstündeydi. Hemen etrafa baktım. Ortada ne bir tavuk vardı, ne de yumurta. Taksicinin baktığı yöne bakınca, bu olağandışı cümlenin, salına salına karşıya geçmekte olan iki Hellen sütunu bacağa atfedildiğini gördüm. Dumurumun katsayısı daha da artmıştı. Anladım ki olay mahallinde yumurta, sadece bir imgeydi. İki olağanüstü güzel bacağı (hakkını teslim edelim) tasvir etmekte kullanılmıştı.

Şaşkınlığım ve hayranlığım yol boyunca nutkumun tutulmasına yol açmıştı. Taksim’e geldiğimizde “müsait bir yerde indirir misiniz, lütfen” dedim. “Okeydir abi!” dedi. “Ne okeyi? Dur geri alayım” şeklinde bir dumur espirisi yapayım dedim; ama göze alamadım. Açıkçası arkasından söyleyeceği herhangi bir lafı (muhtemelen ilk kez duyacağım) kaldıramazdım. Parayı uzatıp, teşekkür ettim ve taksiden indim.

Yürümeye başladığımda hala aklımın her karışını o cümle işgal ediyordu. Hangi sürrealist yaklaşım yumurtanın formuyla, bir kadın bacağı formunu aynı potada eritebilirdi? Yanıtı bulmak çok zor olmadı: Güzel yurdumun ‘delikanlılık kurumu’, kendi jargonunu ve yaratıcı gücünü öylesine geliştirmişti ki bir kadına “ne güzel bacakların var” demenin akla gelebilecek 1001 yolu varken, “Anneni yiyim tavuk, bu ne biçim yumurta!” yolunu bulabiliyordu. Sen büyüksün Allahım!

Biraz daha yürüdüğümde aslında ‘Laf atma sanatı” diye bir kavram olduğu gerçeğine doğru yol alıyordum. Bu sanatı icra eden delikanlılarımız (pardon sanatçılarımız) olağanüstü kreatif çalışmalar sergiliyorlardı. Bu da onlardan sadece biriydi aslında. Bir erkek ve grafik sanatçısı olarak kendimden utanç duydum. Bu sanata şimdiye kadar hiç bir katkım olmamıştı. Bir kıza atabildiğim tek laf (sanırım lisedeydim) ‘gözlerin ne kadar da güzel’di olmuştu. Tanrım, ne kadar da sıradan! İki güzel göz gören her erkeğin aklına gelebilecek ilk cümleydi bu. Yerin dibine girmiştim, bununla da kalmayıp taksicinin yaratıcılığını müthiş kıskanmıştım. Acaba bizim ajansta metin yazarlığı yapar mıydı? Eminim aynı yaratıcı ekipte yer alırsak ondan çok şey öğrenebilirdim. Öğrenemesem bile bulaşabilirdi değil mi?

Şaka bir yana, acı bir gerçeğin bir kez daha farkına varmak beni fazlasıyla üzmüştü. Bu gerçek, kimi erkeklerin –sosyal konumu, kültürü, eğitimi ne olursa olsun- kadınları; yolda, işyerinde, alışverişte ya da belediye otobüslerinde doymak bilmeyen cinsel arzularına ortak etme çabası içinde olduğu gerçeğiydi. Taciz etmek eylemi hayatımızın bir parçası artık. İki güzel bacak, iki güzel göz ya da gögüs yaratıcılığın sınırlarını zorlayan fanteziler üretmemize yetiyor da artıyor bile. Bazılarımız bu dürtüyü çeşitli barikatlar koyarak engelleyebiliyor; ama taksici örneğinde olduğu gibi biraz özgür bir ruh, içimizdeki doymak bilmeyen hayvanın, avazı çıktığı kadar bağırarak istemini dile getirmesine engel olmuyordu. Üstelik bunu yaparken de en kutsal değerlerimizden biri olan annelerimizi de işin içine katıyordu.

Aslında o taksici sadece bir simge. Ahlakdışı, dejenere ve saygısız bir toplumun, dizginlenemeyen, dişavurmuş erkeksi arzuların bir simgesi. Biliyorum ki, benim kulaklarımın tanıklık ettigi o cümleden çok daha ilginç ve yaratıcı(!) sözleri kadınlarımız hergün duyuyor. Her gün evinden çıkıp işine ya da alışverişe giden kadınlar, sokaklarda serseri mayın gibi dolaşan bu ‘delikanlılar’ın tacizlerine uğruyor. Bizlerse bazılarına sadece tanık olabiliyoruz. Yazık!

Baki Kara
Kaynak:gelinliksec.com

Kriz ve Libido

Ana fikir fıkrada gizli;Trakyalı çiftlik sahibi Hüsmen Aga, orta yaşlı ve evli bir adamdır. Çifti çubuğu yerindedir, keyfi de yerindedir, ama karısı yerinde duramayan bir hanımdır. Adamcağız yorgun argın geldiği evde, sürekli olarak borçlu olduğu bir veresiye defteri burnuna uzatılmakta, borçları hatırlatılmaktadır. Hüsmen Aga, büyük bir hata eder, ve gencecik bir delikanlı olan İbrahim’i çiftliğine kahya olarak alır. İbrahim bütün gün, sürüleri toparlamakta, tarlaları sürmekte, sütleri sağıp, yoğurdu ve peyniri mayalamakta, diğer işçileri kontrolde eksik bırakmamakta, buna rağmen akşam evine koşarak gitmektedir. Hüsmen Aga’nın karısı, ona İbrahim’in evinde geç saatlere kadar yanan ışıklardan, her sabah yıkanan çarşaflardan, İbrahim’in karısının gün içinde attığı kahkahalardan bahsetmeye, hatta sadece bunları konuşmaya başlamıştır. Hüsmen Aga düşünür, düşünür, bir çare bulmalıdır. Çağırır İbrahim’i. “Bak oğlum”, der,” Ben seni çok sevdim. Şu koyunların yüz tanesini ortak sahiplenelim. Sen hem işini yap, hem de bu koyunlardan para kazan.” İbrahim teklifi ikiletmez, ağasının ellerine sarılır, filan. Aradan bir süre geçer. İbrahim işlerini yine yapmaktadır. Ama o sürü yok mu, o sürü? Koyunun birinin memesi iltihaplanır, arpa pahalanır, koç isteksiz davranır, ikiz kuzu doğmaz, peynir maya tutmaz, baytar zamanında gelmez, koyun sayısı azalır. İbrahim’in evinde ışık yanan akşam sayısı seyrelir, karısının suratı asılır. İbrahim’in varlığı artmış, ama yokluğu da artmıştır.

Bu hikaye çok evrensel. Belki bunu uzun bir öykü olarak yazmalıyım. Fıkranın bu yazıdaki görevine dönersek, arkadaşlar, erkekadamlar ve hanımkadınlar: Dünyevi sorunlar, libidomuzu düşürüyor.

Tarihi incelersek, doğum kontrol yöntemleri henüz bu kadar gelişmemişken bile, ekonomik kriz ve savaş dönemlerinde nüfus artışı durmuş, hatta bazı Batı ülkelerinde azaldığı yıllar olmuştur. Gelecekten umudunu kesen insanlar, olası çocuklarının getireceği külfetler ve yaşayacağı imkansızlıklar nedeniyle kıtlık dönemlerinde, üremeyi reddetmişlerdir. Bu dönemlerde, aslında diğer bütün eğlenceler, pahalı ve ulaşılmaz hale geldiği için, ucuzluğu nedeniyle daha sık yapılması beklenen cinsel eğlenceler, motivasyon eksikliği nedeniyle adeta durmuştur. Ama asıl ilginç olan, krizlerin daha çok erkek libidosunu vurmalarıdır. Özel iç çamaşırı ve cinsel eşya satışlarının kriz dönemlerinde artması, kesilen iştah probleminin seksist davranarak, ağırlıklı olarak erkekleri vurduğunun bir göstergesidir.

Yaşama ve hayatta -bugünlerde ayakta- kalma içgüdüsünün üreme, ve haz alma güdülerinin bu kadar önüne geçmesi, kriz nedeniyle İbrahimlerin Hüsmen Agalara dönüşmesi, bilimsel olarak da açıklanabiliyor. Vücudunuz bazı hormonları üretmeyi durduruyor. Siz istemeseniz bile. Mi?

Alternatif Tıp’ta, libidonun merkezi kök çakra olarak tamamlanır ve tam olarak iki bacağın birleşme noktasındadır. Bu merkez cinsel ve yaşam enerjilerinizi ve iştahınızı kontrol eder. Dünyayla ve gerçekleriyle bağınız bu çakradan geçer. Psikolojideki süper egonuz, tasavvuftaki beşer yönünüz, ve kanunun size yasakladığı bir çok tavır bu noktanın tetiklemesiyle harekete geçer.

Kainatın dengesi gibi, insan vücudunun da bir dengesi olduğunu savunan Alternatif Tıp, bu çakrayı dengelemek için başka bir çakrayı kullanır. O da tam iki kaşınızın arasındaki üçüncü göz çakrasıdır. Bu nokta, insanların düşünce aktivitesinin merkezidir (Yeri olmasa da size bir sır: etkilemek istediğiniz insanların iki kaşının arasına bakarak konuşun, çok daha ikna edici olacaksınız). Dünyevi ve ruhsal bütün düşünceler bu merkezden geçer. Problemleri çözen, kararları alan, seçimleri yapan nokta burasıdır.

Kök çakra ve üçüncü göz çakrası birbirinin dengesini doğrudan etkiler. Tabii ki dengesizliğini de. Sürekli olarak problem çözmeye, engel aşmaya, karar vermeye, seçim yapmaya konsantre bir vücudun, iştah ve libido üretememesi bu dengesizlikten kaynaklanır. Nitekim, “cinsel kapasitesi yüksek erkek” fantezilerinde, konu mankeninin genellikle, entelektüel kapasitesi düşük erkeklerden seçilmesi tesadüf değildir, ya da tatillerde artan yaramazlık güdüleri güneş ve sıcaktan değil, boşalmış ve rahatlamış zihinler yüzündendir. Bu çerçevede, son zamanlarda ortaya çıkan polemikteki gibi, entelektüeller daha az sevişir argümanı, Alternatif Tıp tarafından, “kafaları daha meşgul olduğu için öyledir” açıklamasıyla doğrulanıyor. Ne yazık ki, tersi de doğru. Cinsel aktivite yüksekliğine bağlı olarak, zihinsel kapasite de düşüyor.

Çare herşeyde olduğu gibi, dengede. Kararında, dengeli, ölçülü yaşamakta. Değiştiremeyeceğiniz koşullar için zihninizi yormayıp, enerjinizi değiştirebileceğiniz sorunlara konsantre etmekte. Hayatınızdaki şartlanmaları gözden geçirmekte. Öncelikleri yeniden sıralamakta. İki İbrahim’den hangisi olmak istediğinizi seçmekte.

Arkadaş bunlar zor, radikal ve yorucu, libidomuzu geri kazanmanın daha kolay yolu yok mu diyenler? Var. Keşke zor yolu seçip, İskender gibi düğümü kesseniz. Ama kolay çözüm yolu da var.

Alternatif tıp, doktorsuz, ilaçsız ve herkesin kendi kendine yapabileceği bazı metotlarla, enerjilerinizi dengelemeyi öğretiyor. “Çakra dengelemesi” her insanın yapabileceği bir uygulama, ve bu konuda internette binlerce sayfa var. Bütün vücudunuzu dengelerken, ağırlığı kök çakraya ve üçüncü göz çakrasına verin.

Ben yaptım, oldu...

Kaynak:gelinliksec.com

Kadınların Gerçek Yüzü

Ekonomi Sitesi - Ekonomi siteleri indexi portalı
Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili bir başka index sitesi
Süper Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili yine bir başka index sitesi
Felsefe Sitesi - Felsefe terimleriyle ilgili bir site
Super Oyunlar - Süper Oyun siteleri


Öperseniz beyefendi degilsinizdir,

Öpmezseniz adam degilsiniz.

Iltifat edersiniz yalan der

Etmezseniz birakir gider.

Her istegine evet derseniz karaktersiz olursunuz

Karsi çikarsaniz anlayissiz.

Çok yanina giderseniz sıkıldım der

Az giderseniz küser.

Iyi giyinirseniz çapkinsin der

Dikkat etmezseniz zevksizlikle suçlar.

Kıskanırsınız huyun kötü der

Kıskanmazsınız sevmiyorsun der.

Siz bir dakika geç kalin kiyamet kopar

Kendisi bir saat gecikirse bunda ne var.

Arkadasinizla bulusursunuz adi ihmal olur

O bulusur "Bizim kizlar" olur.

Siz baska kadina bakacak olsaniz gözleriniz oyulur

Baska bir adam ona baktığında adı hayranlık konur.

Konustugunuz anda dinlemenizi ister

Dinlediginiz anda "Neden konusmuyorsun?" der

Kisacasi...

Sade ama çok karışık.

Zayif gibi ama çok güçlü.

Akil karıştıran ama hayranlık uyandıran.

Insani çıldırtan ama mükemmel!

Bu arada tercümelerin de kadın gibi oldugunu belirtmek isterim...

Çok güzelse nadiren sadıktır.

Çok sadıksa da nadiren güzel

Kaynak:gelinliksec.com