Super Oyunlar - Süper Oyun siteleri
Neden erkeklerin %10'nu cennete gider ?
%100 gitseydi orası cehennem olurdu...
Erkekler neden zeki kadınlardan hoşlanır?
Zıtlıklar birbirini çeker...
Erkekler plajda nasıl egzersiz yaparlar?
Her bikinili kadın gördüklerinde midelerini içeri çekerek...
Bir erkek geleceği düşündüğünü nasıl gösterir?
Bir yerine iki kasa bira alarak...
Tanrı erkeği yarattığında ne dedi?
Daha iyisini yapabilirim...
Yarım akıllı bir erkeğe ne denir?
Şanslı...
Kendini Tanrı'nın bir hediyesi olarak gören erkeğe ne yapılır?
Değiştirilir
Her şeyi olan bir erkeğe ne vermelisiniz?
Bunları kullanmasını öğretecek bir kadın...
Tanrı neden önce erkeği yarattı?
Her mükemmel şeyin önce taslağı yapılır...
Kaynak:gelinliksec.com
18 Şubat 2007 Pazar
Erkek Severse
Yeni Oyun siteleri - Oyun siteleri indexi portalı
Ekonomi Sitesi - Ekonomi siteleri indexi portalı
Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili bir başka index sitesi
Süper Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili yine bir başka index sitesi
Felsefe Sitesi - Felsefe terimleriyle ilgili bir site
Erkek severse katıksız sever
Erkek severse delikanlı gibi sever
Erkek severse sınır tanımaz, çapkınlık yapmaz
Erkek severse kırmaz
Erkek severse ağlar fakat ağlatmaz,incitmez
Erkek severse şeffaf sever, kalpten sever
Erkek severse yalan olmaz, yalan söylemez
Erkek severse para harcar
Erkek severse yaratır ve araştırır
Erkek severse seksi düşünmez
Erkek severse cömert olur, nazik olur, adam olur
Erkek severse ölümüne sever, bir kere sever
Erkek severse ayrılmaz, aldatmaz
Erkek severse telefon parasından batar
Erkek severse aç kalır boğazından bişey geçmez
Erkek severse romantikleşir
Erkek severse en aptal aşk şarkılarını bile çok manalı bulur
Erkek severse bir sırını açıklar
Erkek severse biranın yerine sevgilisini tercih eder
Erkek severse Türkiye 1.Ligi onu alakadar etmez
Erkek severse Türkiye 1.Ligi onu alakadar etse bile sevgilisinle maça gider :)
Erkek severse iç güdüleri gelişir
Erkek severse şımarır
Erkek severse her zorluğa katlanır, evlenmekten korkmaz
Erkek severse ileriyi düşünür, kararlı olur
Erkek severse hayvani duygularından arınır
Erkek severse kızgın kumlardan serin sulara gider
Erkek severse her şeyi yapar
Erkek severse hassaslaşır, aptallaşır, afallar
Erkek severse kavga etmez
Erkek severse arada bir düşüp bayılır :)
Erkek severse sürpriz yapmak ister
Erkek severse heveslendirir
Erkek severse kışkırtır
Erkek severse kanatlandırır
Erkek severse ısırır, doğal olur
Erkek severse yaşamayı sever, sorumluluk hisseder
Erkek severse hiç yapmadığı şeyleri yapabilir
Erkek severse hayatı dondurur
Erkek severse sevdiğini söler
Erkek severse yerinde duramaz(Hiperaktifleşir)
Erkek severse şiir yazar
Erkek severse sıkılmaz, saklamaz, vazgeçmez
Erkek severse rüyada gidir
Erkek severse aşk yarası çeker
Erkek severse pul koleksiyonunu atar
Erkek severse dağlardan çiçek toplar
Erkek severse mektup yazar
Erkek severse umudunu hiç bir zaman kaybetmez
Erkek severse olgunlaşır
Erkek severse sinekleri öldürmez
Erkek severse akşamları uyurken kuzu saymaz
Erkek severse günde 1 saat ona yeter
Erkek severse çekip gitmez
Erkek severse erkek sinekten bile sevgilisini kıskanır
Erkek severse güzel sözler etmeye bayılır
Erkek severse gönülden yanar
Erkek severse aşktan yorgan döşek yatar
Erkek severse zamanın nasıl geçtiğini anlamaz
Erkek severse özel günleri asla unutmaz
Erkek severse sarhoş olur
Erkek severse arkadaşlarının başının etini yer
Erkek severse son kullanma tarihi geçmiş şeyleri yemez
Erkek severse gözünü dört açar
Erkek severse minibüslere kalemle sevgilisinin adını yazar
Erkek severse haklı olsa bile haksız olduğunu bazen kabul eder
Erkek severse bağışlar
Erkek severse dilencilere para verir
Erkek severse çiçek yaptırır, hediye alır
Erkek severse çok kolay kandırılır
Erkek severse unutmaz
Erkek severse sevgilisinin telefon numarasını kendi numarasından daha iyi bilir
Erkek severse kendine güvenir
Erkek severse ileriye yönelik yatırımlar yapar
Erkek severse doğru yoldadır
Erkek severse kazanır
Erkek severse söz dinler
Erkek severse eline geçen fırsatları iyi değerlendirir
Erkek severse güneşin doğuşunu izlemek için erken kalkar
Erkek severse hep dua alır
Erkek severse kul,köle olur
Erkek severse aşıklara saygı duyar
Erkek severse dans dersleri alır, eğlenmesini bilir
Erkek severse inanmak istemediği şeylere inanmaz
Erkek severse kalp'inden ağrı çeker
Erkek severse gözleriyle konuşabilir
Erkek severse bir çok şeyi göze alır
Erkek severse soğan ve sarımsaktan uzak durur
Erkek severse gençleşir
Erkek severse içi hep kıpır kıpırdır
Erkek severse kuşlar gibidir
Erkek severse hoşgörülü olur
Erkek severse inkar etmez
Erkek severse asla laf söyletmez
Erkek severse yanında nazar boncuğu taşır
Erkek severse içindeki zamparayı öldürür
Erkek severse sevgilisinin kokusunu 100 km uzaktan alır
Erkek severse alaskadayken bile içi yanar
Erkek severse sevgilisini ailesiyle tanıştırır
Kaynak:gelinliksec.com
Ekonomi Sitesi - Ekonomi siteleri indexi portalı
Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili bir başka index sitesi
Süper Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili yine bir başka index sitesi
Felsefe Sitesi - Felsefe terimleriyle ilgili bir site
Erkek severse katıksız sever
Erkek severse delikanlı gibi sever
Erkek severse sınır tanımaz, çapkınlık yapmaz
Erkek severse kırmaz
Erkek severse ağlar fakat ağlatmaz,incitmez
Erkek severse şeffaf sever, kalpten sever
Erkek severse yalan olmaz, yalan söylemez
Erkek severse para harcar
Erkek severse yaratır ve araştırır
Erkek severse seksi düşünmez
Erkek severse cömert olur, nazik olur, adam olur
Erkek severse ölümüne sever, bir kere sever
Erkek severse ayrılmaz, aldatmaz
Erkek severse telefon parasından batar
Erkek severse aç kalır boğazından bişey geçmez
Erkek severse romantikleşir
Erkek severse en aptal aşk şarkılarını bile çok manalı bulur
Erkek severse bir sırını açıklar
Erkek severse biranın yerine sevgilisini tercih eder
Erkek severse Türkiye 1.Ligi onu alakadar etmez
Erkek severse Türkiye 1.Ligi onu alakadar etse bile sevgilisinle maça gider :)
Erkek severse iç güdüleri gelişir
Erkek severse şımarır
Erkek severse her zorluğa katlanır, evlenmekten korkmaz
Erkek severse ileriyi düşünür, kararlı olur
Erkek severse hayvani duygularından arınır
Erkek severse kızgın kumlardan serin sulara gider
Erkek severse her şeyi yapar
Erkek severse hassaslaşır, aptallaşır, afallar
Erkek severse kavga etmez
Erkek severse arada bir düşüp bayılır :)
Erkek severse sürpriz yapmak ister
Erkek severse heveslendirir
Erkek severse kışkırtır
Erkek severse kanatlandırır
Erkek severse ısırır, doğal olur
Erkek severse yaşamayı sever, sorumluluk hisseder
Erkek severse hiç yapmadığı şeyleri yapabilir
Erkek severse hayatı dondurur
Erkek severse sevdiğini söler
Erkek severse yerinde duramaz(Hiperaktifleşir)
Erkek severse şiir yazar
Erkek severse sıkılmaz, saklamaz, vazgeçmez
Erkek severse rüyada gidir
Erkek severse aşk yarası çeker
Erkek severse pul koleksiyonunu atar
Erkek severse dağlardan çiçek toplar
Erkek severse mektup yazar
Erkek severse umudunu hiç bir zaman kaybetmez
Erkek severse olgunlaşır
Erkek severse sinekleri öldürmez
Erkek severse akşamları uyurken kuzu saymaz
Erkek severse günde 1 saat ona yeter
Erkek severse çekip gitmez
Erkek severse erkek sinekten bile sevgilisini kıskanır
Erkek severse güzel sözler etmeye bayılır
Erkek severse gönülden yanar
Erkek severse aşktan yorgan döşek yatar
Erkek severse zamanın nasıl geçtiğini anlamaz
Erkek severse özel günleri asla unutmaz
Erkek severse sarhoş olur
Erkek severse arkadaşlarının başının etini yer
Erkek severse son kullanma tarihi geçmiş şeyleri yemez
Erkek severse gözünü dört açar
Erkek severse minibüslere kalemle sevgilisinin adını yazar
Erkek severse haklı olsa bile haksız olduğunu bazen kabul eder
Erkek severse bağışlar
Erkek severse dilencilere para verir
Erkek severse çiçek yaptırır, hediye alır
Erkek severse çok kolay kandırılır
Erkek severse unutmaz
Erkek severse sevgilisinin telefon numarasını kendi numarasından daha iyi bilir
Erkek severse kendine güvenir
Erkek severse ileriye yönelik yatırımlar yapar
Erkek severse doğru yoldadır
Erkek severse kazanır
Erkek severse söz dinler
Erkek severse eline geçen fırsatları iyi değerlendirir
Erkek severse güneşin doğuşunu izlemek için erken kalkar
Erkek severse hep dua alır
Erkek severse kul,köle olur
Erkek severse aşıklara saygı duyar
Erkek severse dans dersleri alır, eğlenmesini bilir
Erkek severse inanmak istemediği şeylere inanmaz
Erkek severse kalp'inden ağrı çeker
Erkek severse gözleriyle konuşabilir
Erkek severse bir çok şeyi göze alır
Erkek severse soğan ve sarımsaktan uzak durur
Erkek severse gençleşir
Erkek severse içi hep kıpır kıpırdır
Erkek severse kuşlar gibidir
Erkek severse hoşgörülü olur
Erkek severse inkar etmez
Erkek severse asla laf söyletmez
Erkek severse yanında nazar boncuğu taşır
Erkek severse içindeki zamparayı öldürür
Erkek severse sevgilisinin kokusunu 100 km uzaktan alır
Erkek severse alaskadayken bile içi yanar
Erkek severse sevgilisini ailesiyle tanıştırır
Kaynak:gelinliksec.com
Erkekler Neden Konuşmaz
Resimler Sitesi - Resim siteleri indexi
Seçilmiş Siteler - Özel seçilmiş siteler
Site Ekle - Site kayıt
SSK Siteleri - SSK siteleriyle ilgili siteler indexi
Ufo Sitesi - Ufolarla ilgili bir site
Uydu Siteleri - Uydu siteleriyle ilgilig bir site
Konuştukça konuşası gelen bir kadın ve suskunluğa gömüldükçe gömülen bir erkek... Bu çift size pek yabancı gelmiyordur herhalde.
Kadın - erkek ilişkilerinin çoğunda durum aynıdır, hatta o kadar aynıdır ki kadının erkekten çok daha fazla konuştuğu saptaması bilimsel araştırmalara bile konu olmuştur.
Bir kadının ağzından günde 23 bin kelime çıkarken (ki hiç fena bir rakam değil!), erkeğin ağzından en iyi ihtimalle bunun yarısı kadar kelime çıkar, tabii eğer avukat değilse... Dolayısıyla birlikte olduğunuz erkeğin az konuşmasına, özellikle de kritik durumlarda sessiz kalmayı tercih etmesine aranızdaki bir sorun olarak değil, erkek doğasının kabul edilmesi gereken bir parçası olarak bakmaya başlasanız iyi olur.
Zamanlamaları farklı
İşten eve yorgun argın dönen bir kadın oturup gününün nasıl geçtiğiyle ilgili sohbet etmeyi bir yorgunluk olarak görmez. Oysa erkek o esnada tek bir kelime etmeyi bile büyük bir külfet sayar. Yani kadınla erkeğin sohbet konusundaki zamanlaması farklıdır. Aynı şey kavgalar için de geçerli... Kadın olayı patlak verdiği yerde ve zamanda çözmek ister, bunun tek yolunun ise konuşmak olduğunu düşünür. Oysa erkek olayın üzerinden biraz vakit geçmesini, yani ateşin küllenmesini beklemeyi tercih eder. Bu durumda kadının yapabileceği en iyi şey, duyarlılığını kullanarak, ne zaman karşısındaki erkeğin üzerine gidip onu konuşmaya zorlamasının, ne zaman onu bir müddet rahat bırakmasının daha doğru olacağını kestirmektir.
Kaynak:gelinliksec.com
Seçilmiş Siteler - Özel seçilmiş siteler
Site Ekle - Site kayıt
SSK Siteleri - SSK siteleriyle ilgili siteler indexi
Ufo Sitesi - Ufolarla ilgili bir site
Uydu Siteleri - Uydu siteleriyle ilgilig bir site
Konuştukça konuşası gelen bir kadın ve suskunluğa gömüldükçe gömülen bir erkek... Bu çift size pek yabancı gelmiyordur herhalde.
Kadın - erkek ilişkilerinin çoğunda durum aynıdır, hatta o kadar aynıdır ki kadının erkekten çok daha fazla konuştuğu saptaması bilimsel araştırmalara bile konu olmuştur.
Bir kadının ağzından günde 23 bin kelime çıkarken (ki hiç fena bir rakam değil!), erkeğin ağzından en iyi ihtimalle bunun yarısı kadar kelime çıkar, tabii eğer avukat değilse... Dolayısıyla birlikte olduğunuz erkeğin az konuşmasına, özellikle de kritik durumlarda sessiz kalmayı tercih etmesine aranızdaki bir sorun olarak değil, erkek doğasının kabul edilmesi gereken bir parçası olarak bakmaya başlasanız iyi olur.
Zamanlamaları farklı
İşten eve yorgun argın dönen bir kadın oturup gününün nasıl geçtiğiyle ilgili sohbet etmeyi bir yorgunluk olarak görmez. Oysa erkek o esnada tek bir kelime etmeyi bile büyük bir külfet sayar. Yani kadınla erkeğin sohbet konusundaki zamanlaması farklıdır. Aynı şey kavgalar için de geçerli... Kadın olayı patlak verdiği yerde ve zamanda çözmek ister, bunun tek yolunun ise konuşmak olduğunu düşünür. Oysa erkek olayın üzerinden biraz vakit geçmesini, yani ateşin küllenmesini beklemeyi tercih eder. Bu durumda kadının yapabileceği en iyi şey, duyarlılığını kullanarak, ne zaman karşısındaki erkeğin üzerine gidip onu konuşmaya zorlamasının, ne zaman onu bir müddet rahat bırakmasının daha doğru olacağını kestirmektir.
Kaynak:gelinliksec.com
Yaşı Horozdan 19 Öğüt
Karizma Resimler - Resimlerle ilgili siteler portalı
Oyunlar - Oyun siteleri indexi portalı
Psikoloji Sitesi - Psikolojiyle ilgili bir site
Rüya Tabileri - Rüya tabirleriyle ilgili bir site
Resim Siteleri 2 - Resim siteleriyle ilgili bir başka site
1. Bir gun icinde ne kadar seks yapmis olursan ol, yeni bir teklif aldiginda yine kabul et... Cunku alacagin her teklifin son teklif olma ihtimali vardir.
2. Bir sihirbazin elindeki cubugun uzunlugu degil, o cubukla ne numaralar yapabildigi onemlidir.
3. Seks, kar gibidir. Icine ne kadar gomulucegini onceden bilemezsin, ne kadar surecegini de...
4. Bakireligin tedavisi vardir.
5. Erkegi seyinden yakalarsan, kalbi ve akli da pesinden gelir.
6. Seksin ilaci daha fazla sekstir.
7. Yakisikli prensi bulmanin yolu, bir suru cirkin kurbaga opmekten gecer.
8. Hayatta seksten daha iyi seyler vardir, seksten daha kotu seyler de vardir, ama seks gibi bir sey daha yoktur...
9. Ask bir kimya olayidir, seks bir fizik olayi...
10. Kadin sahip olabilecegi erkegi asla unutmaz.. ... Erkek ise sahip olamadigi kadini...
11. Evdeki bir erkek sokaktaki 2 taneye bedeldir.
12. Bir kadinin bir erkekte ilk vuruldugu ozellikler, yillar sonra onda en sinir olacaklaridir...
13. Cinsel cazibe %50 sende olan hersey + %50baskalarinin sende oldugunu sandigi herseydir
14. Seks kalitimsaldir... Ananla baban hic yapmamislarsa senin de yapma sansin olamaz.
15. Arkadasini sev, ama esine yakalanma !
16. Ask, hayal gucunun zekaya ustunluk saglamasidir.
17. iki tur kadinla asla tartisma: - Yorgun, - Dinlenmis.
18. Bir erkek her kadinla mutlu olabilir, yeter ki asik olmasin.
19. Konu "asik olmak"sa bir bilgeyle bir aptal arasinda hicbir fark yoktur.
Kaynak:gelinliksec.com
Oyunlar - Oyun siteleri indexi portalı
Psikoloji Sitesi - Psikolojiyle ilgili bir site
Rüya Tabileri - Rüya tabirleriyle ilgili bir site
Resim Siteleri 2 - Resim siteleriyle ilgili bir başka site
1. Bir gun icinde ne kadar seks yapmis olursan ol, yeni bir teklif aldiginda yine kabul et... Cunku alacagin her teklifin son teklif olma ihtimali vardir.
2. Bir sihirbazin elindeki cubugun uzunlugu degil, o cubukla ne numaralar yapabildigi onemlidir.
3. Seks, kar gibidir. Icine ne kadar gomulucegini onceden bilemezsin, ne kadar surecegini de...
4. Bakireligin tedavisi vardir.
5. Erkegi seyinden yakalarsan, kalbi ve akli da pesinden gelir.
6. Seksin ilaci daha fazla sekstir.
7. Yakisikli prensi bulmanin yolu, bir suru cirkin kurbaga opmekten gecer.
8. Hayatta seksten daha iyi seyler vardir, seksten daha kotu seyler de vardir, ama seks gibi bir sey daha yoktur...
9. Ask bir kimya olayidir, seks bir fizik olayi...
10. Kadin sahip olabilecegi erkegi asla unutmaz.. ... Erkek ise sahip olamadigi kadini...
11. Evdeki bir erkek sokaktaki 2 taneye bedeldir.
12. Bir kadinin bir erkekte ilk vuruldugu ozellikler, yillar sonra onda en sinir olacaklaridir...
13. Cinsel cazibe %50 sende olan hersey + %50baskalarinin sende oldugunu sandigi herseydir
14. Seks kalitimsaldir... Ananla baban hic yapmamislarsa senin de yapma sansin olamaz.
15. Arkadasini sev, ama esine yakalanma !
16. Ask, hayal gucunun zekaya ustunluk saglamasidir.
17. iki tur kadinla asla tartisma: - Yorgun, - Dinlenmis.
18. Bir erkek her kadinla mutlu olabilir, yeter ki asik olmasin.
19. Konu "asik olmak"sa bir bilgeyle bir aptal arasinda hicbir fark yoktur.
Kaynak:gelinliksec.com
Yüz Yüze
Evlilik Sitesi - Evlilikle ilgili bir site
Evlilikpedi - Evlilikle ilgili bir site
Free Online Games - Free Online Games
Gazete Siteleri - Gazete siteleryle ilgili bir site
Kadınlarla İlgili - Kadın siteleri indexi
Güncel bir konu olduğu için, internet'te kurulan arkadaşlıklar, sanal sohbet, hatta aşk, çeşitli ortamlarda sıkça sorgulanır oldu. Hatta daha da ileriye gidilip, internet'in insanları ilişkilerde gerçeklikten uzaklaştırdığı, "kişilerin kendilerini olduklarından farklı gösterdikleri" dikkat çekilen konular arasında.
Ben ise bu konunun, bu yaklaşımlardan biraz daha derin olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki düşüncelerimi, bana sıkça sorular soran bir okuruma, sorularına daha çabuk yanıt verebilmek için (hayatımda 2. kez) icq numaramı verdiğimde, aldığım;
"- Daha kolayı var! -(okur telefon numarasını veriyor)- Ben chat yapmam da!"
cevabından sonra kafamdan şimşek gibi;
"- Ben de telefonda konuşmayı sevmem! Yakın otursaydık da, yakınlardaki bir kahveye gidip bir çay içseydik!" diye cevap vermek geçince, kafamda iyice toparlamış oldum.
Her şeyden önce, sanırım telefon da ilk kez ortaya çıktığında, insanlar aynı tür girdaplara düşmüşlerdir. Sadece sesini duydukları bir insan karşısında, acaba nasıl birine benziyor, mimikleri yüz hatları konuşurken neler söylüyor, kıyafeti nasıl, gibi sorulara cevap verememenin sıkıntısını yaşamışlardır. Halbuki konuşmacı, o sırada yanındaki kız arkadaşının bacaklarını okşuyor olabilir. Ya da çok ciddi bir iş görüşmesi için yapılan, saygı dolu bir konuşmayı, üzerinde iç çamaşırlarıyla, ya da yanındaki arkadaşına boş ver gibisinden ağız yamultmaları yaparak sürdürüyor olabilir. Günümüze baktığımızda ise, insanoğlunun telefona hemen alıştığını ve hem kendisini, hem de "sosyal ilişki" biçimlerini de bu alışkanlık doğrultusunda değiştirdiğini görüyoruz.
Bizim eve (İstanbul Suadiye!) telefon, ilk başvurduğumuzdan, daha doğrusu ben hatırlamıyorum annemler evlenir evlenmez Fatih'ten başvurmuşlar, tam 18 sene sonra geldi. Komşularımızın, ve en yakın mahalle arkadaşlarımın hiç birisinde, babaları doktor olanlar hariç, telefon yoktu.(1972)
Komşular, ya da yakın dostlar, ve aslında çevremizdeki tüm insanlar için tek "sosyal ilişki" kurma şekli, biraz yürüyerek, "sosyal ilişki" kurulacak kişinin kapısındaki zili çalmak, biz çocuklar içinse, aramızda belirlediğimiz şifreli ıslığı, "sosyal ilişki" kurmak istediğimiz arkadaşımızın balkonunun altına giderek hızlı bir şekilde çalmak olurdu. Yani uzun lafın kısası "sosyal ilişki" şekli bizim çocukluğumuzda, hatta gençliğimizde, telefon olmadığı günlerde, "yüz yüze görüşmek" şeklinde başlardı ve "yüz yüze görüşmek" şeklinde sürerdi.
Ne kadar hazindir ki, bugün neredeyse en çok yadsınan ve garip gelen şey olan, "bir insana telefon etmeden, ona çat kapı uğramak", o günlerin yegane "sosyal ilişki" biçimiydi ve açıkçası kimse de bundan şikayetçi değildi. İnsanlar için, birbirlerini doğal ve gerçek hali ile görmek, o hali ile sevmek, ayrı bir lezzet, ayrı bir mutluluk kaynağı idi. Bu yüzden insanlar birbirlerinden ve kendilerinden korkmazlar, birbirlerini gerçek manada tanıdıkları için birbirlerine güvenirler, gönüllerini ve kapılarını sevdikleri insanlara ardına kadar açarlardı.
Şimdi kimilerimiz "privacy" yi yani, Türkçe'sini nasıl bulayım şimdi ben, bakın Türkçe'de kelimesi bile yok!?, hadi "özel hal" diyelim, savunabilirler ve haklıdırlar da. Kişilerin yalnız kalmaları gereken durumlar çoktur. Özellikle kimileri çalıştıkları ve konsantre oldukları vakit dikkatlerini toplayabilmek adına yalnız kalmak isteyebilirler. Ancak bununla samimiyetsizliği, entrikayı, yalan ve dolanı birbirine karıştırmamak gerek. Karşımızdaki kırılmasın kisvesi altında, "yalan söyleme"yi, nedense hiç kabullenemedim ve aynı yere koyamadım.
Hele gözümün önüne, saygısızca, ne yaptığını hiç düşünmeden, sekreteri iki adım ötedeki telefonda başka birine " - Şu anda toplantıda efendim!" derken, elini ve kaşlarını yukarı, yukarı kaldırıp indiren o sözde iş adamları gelince, sinirlenmeden edemiyorum. Ne kadar kanıksanıyor, ve hayatımızın içine doluyor değil mi, yalan söylemek? Yani ne kadar duyarsızlaşıyoruz yalan söylemeye. Bu iş kolay olanla başlıyor, telefonda, internette, yani aksinin ispat edilmesinin zor olduğu bir durumda. Aynı sekreter, yüz yüze konuşurken yalan söylediğinde yüzü kızaracak biri iken, bir süre sonra hiç zorluk çekmeden, örneğin şimdi uğraşmayayım diye, erkek arkadaşına da yalan söyleyebilir hale geliveriyor günümüzde.
Biraz daha derinleştirirsek, madalyonun başka ve enteresan bir yüzü daha çıkıyor ortaya. Haberleşme kolaylığının ticaret ve üretim alanında sağladığı kolaylıkları düşündüğümüzde faydası göz ardı edilemez boyutta, ancak olayı bir de "insan ilişkileri" bağlamında değerlendirdiğimizde sonuç pek de iç açıcı değil. Zaten ticari sistem, bizim anladığımız anlamda bir "insan ilişkisi" biçimine temelde ters düşmekte, hatta karşı çıkmakta. İçinde bulunduğumuz yaşam biçiminin bize dayattığı şey, her anlamda "karşısındakinin rakibi olma hali" dir. Yani bu düzen aslında bizden eski anlamda dost olmamızı değil, birbirimizle rakip olup, daha fazla ve daha kaliteli(!) üretmemizi öngörmüyor mu? Ve biz bu sistemin yarattığı olanaklardan yararlanmıyor muyuz? O zaman bozulan insan ilişkilerinden, aile ilişkilerinden de şikayet etmeye hiç hakkımız yok. Hele benim gibi yalan söyleyen sekreteri kafaya takmak, bir çeşit ruhsal hastalık olsa gerek.
Hele şu meşhur, "ilk iş görüşmesi" ne gidiş, insanoğlunun yaratmış olduğu en samimiyetsiz ilişki anı değildir de nedir? Yüzlerce kişi içerisinden biri olarak sizi kolay seçebilmeleri, ya da aslında daha kolay eleyebilmeleri için, kısa ve öz olması gereken bir C.V. yazarak, yarış atı muamelesi görmek, ne kadar onur kırıcıdır. Hiç tanımadığınız, belki de dolandırıcılık ve soygun peşinde koşan bir şirketin görevlileri karşısında nazik davranmaya çalışmak ne kadar zordur. Yapılmayan, ya da yapılıp da söylenmeyen hobiler, konuşulamayan lisanlar eşliğinde, kendi kendisine, gerçekten sevip benimseyebileceği bir iş olmadığını bile bile, ben bu şirkette çalışmaktan çok hoşlanacağım, diye yalan söyleyen insanın kendisinden tutun da, sizin iyiliğiniz bizim için ön planda, diyen şirket yetkilisine kadar herkes, yapılan iş, ya da sürdürülen ilişki süresince kanıksanana kadar devam eden, bu yalanlar ve samimiyetsizlikler zincirine boğazı dolanarak boğulmuş ve kendisine yabancılaşmış olan yaratık, "insan" ın, ta kendisi değil midir? Bu durumu ancak, gerçekle ve yaşamla yüzleşmekten korktukları için, görmezlikten gelenler, daha da kötüsü, savunanlar olabilir.
Karşılaştığımız bu duruma alternatif, farklı bir model önermeden bu yazıyı bitirmek olmaz. Dünya'yı ve yaşamı farklı algılamamı sağlayan dostlarımdan biri de E. abi dir. E. abi, aslında bir arkadaşımın babası. Ülkemize büyük faydaları dokunmuş, tanınmış bir bilim adamı. E. abi'nin evine ilk girdiğimde saat gecenin 3'ü idi ve aşağı yukarı kızlı erkekli sekiz kişiydik. Gürültülü bir şekilde eve daldığımızda, evdeki eşyaların sıcaklığı ve bizim için hazırlanmış olduğu izlenimi, bizi sessizliğe davet etti. İki buzdolabından birini açtığımızda, içerisinin bir orduya yetecek kadar içecek ve yiyecekle dolu olduğunu gördük. Ayrıca müzik, sinema ve diğer sanat eserlerini izleyeceğimiz bir sürü alet, edevat ve en önemlisi kütüphane hizmetimize hazır bir şekilde önümüzde duruyordu. E. abi salonda yoktu, yatıp uyumuş, ya da içeride olduğunu, sıkı sıkıya kapanmış evin içerisine doğru ilerleyen gizemli bir koridor kapısından anlıyorduk. Ve bu kapalı duran kapı, bize, daha E. abi ile seneler sürecek olan yakın dostluğumuz boyunca, "privacy" nin, yani"özel hal" in ne olduğunu ve nasıl davranılması gerektiğini bize, hiç konuşmadan sessizce anlatacaktır.
Sabah olduğunda, ben uyumamış, hukuk okuyan bir arkadaşımla bir şeyler tartışıyorduk, birlikte geldiğimiz diğer altı kişiden, kimileri orada bulunan hoş ve sıcak battaniyeleri üzerlerine çekmiş, birbirlerine sarılmış kedi gibi uyuyorlar, kimi bir kitap okuyor, kimi de videoya koyduğu bir filmi sessizce sabah olmasına rağmen seyrediyordu. E. abi kalktı, bize kısaca gülümsedi ve mutfağa giderek kendisine bir kahvaltı hazırladı. Akşamdan kalmış olmamızdan, sere serpe evinin salonuna dağılmış olmamızdan, en ufak bir rahatsızlık duymadan, bizimle birlikte aynı masaya oturarak kahvaltısını etti, bir iki şey konuştuk iş hayatı ile ilgili ve daha sonra özür dileyerek kalktı ve işe gitti.
Daha sonraları, gecenin kaçında olursa olsun, paspasın altındaki anahtarı alarak dahi girdiğim, ve birbirinden güzel insanlarla tanışıp kaynaştığım bu evde, anladım ki, E. abinin mülkiyet anlayışında bazı farklılıklar vardı. O evinin salonundaki, kitaplarından, t.v. cihazlarından ve diğer eşyalarından çok, insanlara önem ve değer veriyordu. Evinin salonunu, sokak ile yatak/okuma odası arasında bir yarı kahve, yarı komünal bir alan haline getirmiş, oranın iaşesini ve techizatını sağlamış ve oradan geçip, giden yada doğal seçimle kalan kaliteli ve hoş bir kalabalığa bırakmıştı. Kendisi geceleri uykusu gelene kadar bizimle sohbet eder ve sohbetin durumuna göre, belirli bir saatte kalkar ve içeri geçer, diğer insanlar orada yatar kalkar yer ve içerler ve birbirleri ile tanıştıkları ve faydalandıkları bu ortamı değil gürültüye boğmak, korumak için ellerinden geleni yaparlardı. Aramızda en haylaz olanlar bile o eve geldiklerinde uslanırlar ve birlikte sohbet etmekten, arkadaş olmaktan zevk alırlardı. Yoo, hayıflanmayın, E. abi bekar değildi. İsveç'li bir ressam olan hanımı ile birlikteliklerini anlatmak, bu yazının konusunu fersahlarca aşar. Tüm bu anlattıklarım içerisindeki en önemli detay ise, o eve gidip, gelmeye başladığımdan 6 sene sonra dahi, E. abi nin yatak ve okuma odasını görmemiş olmamdı. Ve bu konudaki konsensüs aramızda da hiç konuşulmadan sağlanmıştı.
Tahmin edebileceğiniz gibi, E. abi'ye gitmeden önce telefon etmezdik. Ve edenler, ya da bu tür davranış biçimlerini abartanlar, bu incelikleri anlamamış olan, sıradan, ya da samimiyetsiz insanlar olarak algılanır ve hafif alay konusu olurlardı. Onlar hakkında genellikle ard niyetli olduklarına dair öngörülerde bulunur ve zaman içerisinde, çoğu zaman haklı çıkardık.
Demek ki, doğal neden olan; yalnız kalma ve bir şeye konsantre olup üretme/çalışma halinin dışında, genel anlamı ile "yabancı olandan korkma", ya da türevleri olan, "özel hal" bahaneleri ile, "telefon etmeden gelmeyin" isteklerinin, ya da açık, bire bir ve "yüz yüze" görüşmelerden kaçınılmasının ardında, ya bizim mülkiyet saplantılarımız, ya da en önemlisi, aslında kendimizden korkmamız ve kendimize güvenmememiz rol oynamakta değil mi? Bunu tartmak da bize, yani yine kendimize düşüyor.
Konumuza tekrar geri dönelim, ve bu tür iletişim araçları ile "kişilerin kendilerini olduklarından farklı gösterebilecekleri" tehlikesine değinelim. Siz sanıyor musunuz ki, insanlar ilk yüz yüze görüşmelerinde kendilerini oldukları gibi gösteriyor? İlk buluşmamızda, sevgilimize ne kadar gerçek yüzümüzü gösterdiğimizi hatırlayalım? Öz kokumuzdan bile rahatsız olup, parfüm sürmedik mi? O, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadı mı? Bu yüzden, hayatımız,"- Onu tanıyamamışım, gerçek yüzünü görememişim!" lerle dolu değil mi? Peki biz birlikte olduğumuz, ya da olacağımız insanları nasıl tanıyacağız, onlarla gerçek anlamda nasıl yakınlaşacağız?
Geriye cevap olarak, yine yalnızca, "- İnsanlara doğal, samimi ve olduğumuz gibi yaklaşarak, onların da doğal hallerine inip, onları oldukları gibi severek, onlarla istedikleri ve benimseyebildikleri konularda birlikte bir şeyler üreterek ve paylaşarak, insanları daha iyi tanıyabilir, sağlıklı ve kalıcı ilişkiler kurabiliriz!" cevabı kalıyor. Kaldı ki, bu yolda uğradığımız, ya da uğrayacağımız hayal kırıklıkları da, en azından bu yolda bulduğumuz can dostlarımız kadar bizi zenginleştiren unsurlardan değil mi sizce?
En başa geri dönersek eğer, ben bu okurumuza telefon etmek istemiyorum. Onunla yüz yüze görüşmek istiyorum...
Kaynak:gelinliksec.com
Evlilikpedi - Evlilikle ilgili bir site
Free Online Games - Free Online Games
Gazete Siteleri - Gazete siteleryle ilgili bir site
Kadınlarla İlgili - Kadın siteleri indexi
Güncel bir konu olduğu için, internet'te kurulan arkadaşlıklar, sanal sohbet, hatta aşk, çeşitli ortamlarda sıkça sorgulanır oldu. Hatta daha da ileriye gidilip, internet'in insanları ilişkilerde gerçeklikten uzaklaştırdığı, "kişilerin kendilerini olduklarından farklı gösterdikleri" dikkat çekilen konular arasında.
Ben ise bu konunun, bu yaklaşımlardan biraz daha derin olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki düşüncelerimi, bana sıkça sorular soran bir okuruma, sorularına daha çabuk yanıt verebilmek için (hayatımda 2. kez) icq numaramı verdiğimde, aldığım;
"- Daha kolayı var! -(okur telefon numarasını veriyor)- Ben chat yapmam da!"
cevabından sonra kafamdan şimşek gibi;
"- Ben de telefonda konuşmayı sevmem! Yakın otursaydık da, yakınlardaki bir kahveye gidip bir çay içseydik!" diye cevap vermek geçince, kafamda iyice toparlamış oldum.
Her şeyden önce, sanırım telefon da ilk kez ortaya çıktığında, insanlar aynı tür girdaplara düşmüşlerdir. Sadece sesini duydukları bir insan karşısında, acaba nasıl birine benziyor, mimikleri yüz hatları konuşurken neler söylüyor, kıyafeti nasıl, gibi sorulara cevap verememenin sıkıntısını yaşamışlardır. Halbuki konuşmacı, o sırada yanındaki kız arkadaşının bacaklarını okşuyor olabilir. Ya da çok ciddi bir iş görüşmesi için yapılan, saygı dolu bir konuşmayı, üzerinde iç çamaşırlarıyla, ya da yanındaki arkadaşına boş ver gibisinden ağız yamultmaları yaparak sürdürüyor olabilir. Günümüze baktığımızda ise, insanoğlunun telefona hemen alıştığını ve hem kendisini, hem de "sosyal ilişki" biçimlerini de bu alışkanlık doğrultusunda değiştirdiğini görüyoruz.
Bizim eve (İstanbul Suadiye!) telefon, ilk başvurduğumuzdan, daha doğrusu ben hatırlamıyorum annemler evlenir evlenmez Fatih'ten başvurmuşlar, tam 18 sene sonra geldi. Komşularımızın, ve en yakın mahalle arkadaşlarımın hiç birisinde, babaları doktor olanlar hariç, telefon yoktu.(1972)
Komşular, ya da yakın dostlar, ve aslında çevremizdeki tüm insanlar için tek "sosyal ilişki" kurma şekli, biraz yürüyerek, "sosyal ilişki" kurulacak kişinin kapısındaki zili çalmak, biz çocuklar içinse, aramızda belirlediğimiz şifreli ıslığı, "sosyal ilişki" kurmak istediğimiz arkadaşımızın balkonunun altına giderek hızlı bir şekilde çalmak olurdu. Yani uzun lafın kısası "sosyal ilişki" şekli bizim çocukluğumuzda, hatta gençliğimizde, telefon olmadığı günlerde, "yüz yüze görüşmek" şeklinde başlardı ve "yüz yüze görüşmek" şeklinde sürerdi.
Ne kadar hazindir ki, bugün neredeyse en çok yadsınan ve garip gelen şey olan, "bir insana telefon etmeden, ona çat kapı uğramak", o günlerin yegane "sosyal ilişki" biçimiydi ve açıkçası kimse de bundan şikayetçi değildi. İnsanlar için, birbirlerini doğal ve gerçek hali ile görmek, o hali ile sevmek, ayrı bir lezzet, ayrı bir mutluluk kaynağı idi. Bu yüzden insanlar birbirlerinden ve kendilerinden korkmazlar, birbirlerini gerçek manada tanıdıkları için birbirlerine güvenirler, gönüllerini ve kapılarını sevdikleri insanlara ardına kadar açarlardı.
Şimdi kimilerimiz "privacy" yi yani, Türkçe'sini nasıl bulayım şimdi ben, bakın Türkçe'de kelimesi bile yok!?, hadi "özel hal" diyelim, savunabilirler ve haklıdırlar da. Kişilerin yalnız kalmaları gereken durumlar çoktur. Özellikle kimileri çalıştıkları ve konsantre oldukları vakit dikkatlerini toplayabilmek adına yalnız kalmak isteyebilirler. Ancak bununla samimiyetsizliği, entrikayı, yalan ve dolanı birbirine karıştırmamak gerek. Karşımızdaki kırılmasın kisvesi altında, "yalan söyleme"yi, nedense hiç kabullenemedim ve aynı yere koyamadım.
Hele gözümün önüne, saygısızca, ne yaptığını hiç düşünmeden, sekreteri iki adım ötedeki telefonda başka birine " - Şu anda toplantıda efendim!" derken, elini ve kaşlarını yukarı, yukarı kaldırıp indiren o sözde iş adamları gelince, sinirlenmeden edemiyorum. Ne kadar kanıksanıyor, ve hayatımızın içine doluyor değil mi, yalan söylemek? Yani ne kadar duyarsızlaşıyoruz yalan söylemeye. Bu iş kolay olanla başlıyor, telefonda, internette, yani aksinin ispat edilmesinin zor olduğu bir durumda. Aynı sekreter, yüz yüze konuşurken yalan söylediğinde yüzü kızaracak biri iken, bir süre sonra hiç zorluk çekmeden, örneğin şimdi uğraşmayayım diye, erkek arkadaşına da yalan söyleyebilir hale geliveriyor günümüzde.
Biraz daha derinleştirirsek, madalyonun başka ve enteresan bir yüzü daha çıkıyor ortaya. Haberleşme kolaylığının ticaret ve üretim alanında sağladığı kolaylıkları düşündüğümüzde faydası göz ardı edilemez boyutta, ancak olayı bir de "insan ilişkileri" bağlamında değerlendirdiğimizde sonuç pek de iç açıcı değil. Zaten ticari sistem, bizim anladığımız anlamda bir "insan ilişkisi" biçimine temelde ters düşmekte, hatta karşı çıkmakta. İçinde bulunduğumuz yaşam biçiminin bize dayattığı şey, her anlamda "karşısındakinin rakibi olma hali" dir. Yani bu düzen aslında bizden eski anlamda dost olmamızı değil, birbirimizle rakip olup, daha fazla ve daha kaliteli(!) üretmemizi öngörmüyor mu? Ve biz bu sistemin yarattığı olanaklardan yararlanmıyor muyuz? O zaman bozulan insan ilişkilerinden, aile ilişkilerinden de şikayet etmeye hiç hakkımız yok. Hele benim gibi yalan söyleyen sekreteri kafaya takmak, bir çeşit ruhsal hastalık olsa gerek.
Hele şu meşhur, "ilk iş görüşmesi" ne gidiş, insanoğlunun yaratmış olduğu en samimiyetsiz ilişki anı değildir de nedir? Yüzlerce kişi içerisinden biri olarak sizi kolay seçebilmeleri, ya da aslında daha kolay eleyebilmeleri için, kısa ve öz olması gereken bir C.V. yazarak, yarış atı muamelesi görmek, ne kadar onur kırıcıdır. Hiç tanımadığınız, belki de dolandırıcılık ve soygun peşinde koşan bir şirketin görevlileri karşısında nazik davranmaya çalışmak ne kadar zordur. Yapılmayan, ya da yapılıp da söylenmeyen hobiler, konuşulamayan lisanlar eşliğinde, kendi kendisine, gerçekten sevip benimseyebileceği bir iş olmadığını bile bile, ben bu şirkette çalışmaktan çok hoşlanacağım, diye yalan söyleyen insanın kendisinden tutun da, sizin iyiliğiniz bizim için ön planda, diyen şirket yetkilisine kadar herkes, yapılan iş, ya da sürdürülen ilişki süresince kanıksanana kadar devam eden, bu yalanlar ve samimiyetsizlikler zincirine boğazı dolanarak boğulmuş ve kendisine yabancılaşmış olan yaratık, "insan" ın, ta kendisi değil midir? Bu durumu ancak, gerçekle ve yaşamla yüzleşmekten korktukları için, görmezlikten gelenler, daha da kötüsü, savunanlar olabilir.
Karşılaştığımız bu duruma alternatif, farklı bir model önermeden bu yazıyı bitirmek olmaz. Dünya'yı ve yaşamı farklı algılamamı sağlayan dostlarımdan biri de E. abi dir. E. abi, aslında bir arkadaşımın babası. Ülkemize büyük faydaları dokunmuş, tanınmış bir bilim adamı. E. abi'nin evine ilk girdiğimde saat gecenin 3'ü idi ve aşağı yukarı kızlı erkekli sekiz kişiydik. Gürültülü bir şekilde eve daldığımızda, evdeki eşyaların sıcaklığı ve bizim için hazırlanmış olduğu izlenimi, bizi sessizliğe davet etti. İki buzdolabından birini açtığımızda, içerisinin bir orduya yetecek kadar içecek ve yiyecekle dolu olduğunu gördük. Ayrıca müzik, sinema ve diğer sanat eserlerini izleyeceğimiz bir sürü alet, edevat ve en önemlisi kütüphane hizmetimize hazır bir şekilde önümüzde duruyordu. E. abi salonda yoktu, yatıp uyumuş, ya da içeride olduğunu, sıkı sıkıya kapanmış evin içerisine doğru ilerleyen gizemli bir koridor kapısından anlıyorduk. Ve bu kapalı duran kapı, bize, daha E. abi ile seneler sürecek olan yakın dostluğumuz boyunca, "privacy" nin, yani"özel hal" in ne olduğunu ve nasıl davranılması gerektiğini bize, hiç konuşmadan sessizce anlatacaktır.
Sabah olduğunda, ben uyumamış, hukuk okuyan bir arkadaşımla bir şeyler tartışıyorduk, birlikte geldiğimiz diğer altı kişiden, kimileri orada bulunan hoş ve sıcak battaniyeleri üzerlerine çekmiş, birbirlerine sarılmış kedi gibi uyuyorlar, kimi bir kitap okuyor, kimi de videoya koyduğu bir filmi sessizce sabah olmasına rağmen seyrediyordu. E. abi kalktı, bize kısaca gülümsedi ve mutfağa giderek kendisine bir kahvaltı hazırladı. Akşamdan kalmış olmamızdan, sere serpe evinin salonuna dağılmış olmamızdan, en ufak bir rahatsızlık duymadan, bizimle birlikte aynı masaya oturarak kahvaltısını etti, bir iki şey konuştuk iş hayatı ile ilgili ve daha sonra özür dileyerek kalktı ve işe gitti.
Daha sonraları, gecenin kaçında olursa olsun, paspasın altındaki anahtarı alarak dahi girdiğim, ve birbirinden güzel insanlarla tanışıp kaynaştığım bu evde, anladım ki, E. abinin mülkiyet anlayışında bazı farklılıklar vardı. O evinin salonundaki, kitaplarından, t.v. cihazlarından ve diğer eşyalarından çok, insanlara önem ve değer veriyordu. Evinin salonunu, sokak ile yatak/okuma odası arasında bir yarı kahve, yarı komünal bir alan haline getirmiş, oranın iaşesini ve techizatını sağlamış ve oradan geçip, giden yada doğal seçimle kalan kaliteli ve hoş bir kalabalığa bırakmıştı. Kendisi geceleri uykusu gelene kadar bizimle sohbet eder ve sohbetin durumuna göre, belirli bir saatte kalkar ve içeri geçer, diğer insanlar orada yatar kalkar yer ve içerler ve birbirleri ile tanıştıkları ve faydalandıkları bu ortamı değil gürültüye boğmak, korumak için ellerinden geleni yaparlardı. Aramızda en haylaz olanlar bile o eve geldiklerinde uslanırlar ve birlikte sohbet etmekten, arkadaş olmaktan zevk alırlardı. Yoo, hayıflanmayın, E. abi bekar değildi. İsveç'li bir ressam olan hanımı ile birlikteliklerini anlatmak, bu yazının konusunu fersahlarca aşar. Tüm bu anlattıklarım içerisindeki en önemli detay ise, o eve gidip, gelmeye başladığımdan 6 sene sonra dahi, E. abi nin yatak ve okuma odasını görmemiş olmamdı. Ve bu konudaki konsensüs aramızda da hiç konuşulmadan sağlanmıştı.
Tahmin edebileceğiniz gibi, E. abi'ye gitmeden önce telefon etmezdik. Ve edenler, ya da bu tür davranış biçimlerini abartanlar, bu incelikleri anlamamış olan, sıradan, ya da samimiyetsiz insanlar olarak algılanır ve hafif alay konusu olurlardı. Onlar hakkında genellikle ard niyetli olduklarına dair öngörülerde bulunur ve zaman içerisinde, çoğu zaman haklı çıkardık.
Demek ki, doğal neden olan; yalnız kalma ve bir şeye konsantre olup üretme/çalışma halinin dışında, genel anlamı ile "yabancı olandan korkma", ya da türevleri olan, "özel hal" bahaneleri ile, "telefon etmeden gelmeyin" isteklerinin, ya da açık, bire bir ve "yüz yüze" görüşmelerden kaçınılmasının ardında, ya bizim mülkiyet saplantılarımız, ya da en önemlisi, aslında kendimizden korkmamız ve kendimize güvenmememiz rol oynamakta değil mi? Bunu tartmak da bize, yani yine kendimize düşüyor.
Konumuza tekrar geri dönelim, ve bu tür iletişim araçları ile "kişilerin kendilerini olduklarından farklı gösterebilecekleri" tehlikesine değinelim. Siz sanıyor musunuz ki, insanlar ilk yüz yüze görüşmelerinde kendilerini oldukları gibi gösteriyor? İlk buluşmamızda, sevgilimize ne kadar gerçek yüzümüzü gösterdiğimizi hatırlayalım? Öz kokumuzdan bile rahatsız olup, parfüm sürmedik mi? O, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadı mı? Bu yüzden, hayatımız,"- Onu tanıyamamışım, gerçek yüzünü görememişim!" lerle dolu değil mi? Peki biz birlikte olduğumuz, ya da olacağımız insanları nasıl tanıyacağız, onlarla gerçek anlamda nasıl yakınlaşacağız?
Geriye cevap olarak, yine yalnızca, "- İnsanlara doğal, samimi ve olduğumuz gibi yaklaşarak, onların da doğal hallerine inip, onları oldukları gibi severek, onlarla istedikleri ve benimseyebildikleri konularda birlikte bir şeyler üreterek ve paylaşarak, insanları daha iyi tanıyabilir, sağlıklı ve kalıcı ilişkiler kurabiliriz!" cevabı kalıyor. Kaldı ki, bu yolda uğradığımız, ya da uğrayacağımız hayal kırıklıkları da, en azından bu yolda bulduğumuz can dostlarımız kadar bizi zenginleştiren unsurlardan değil mi sizce?
En başa geri dönersek eğer, ben bu okurumuza telefon etmek istemiyorum. Onunla yüz yüze görüşmek istiyorum...
Kaynak:gelinliksec.com
Kriz ve Değişenler
Cep Telefonu 2 - Cep telefonu ilgili siteler indexi
Cinsel Bilgiler - cinsel bilgiler indexi
Data Recovery Sites - Data Recovery Index Portal
Dedicated Server Links - Dedicated Server Links
Edebiyat Sitesi - Edebiyat bilgileriyle ilgili bir site
Ekonomik krizler hiç bir zaman kendi başlarına gelmezler. Bu aralar sık rastlansa da, bahsettiğim kalp krizleri değil. Ekonomik kriz toplumların, zaman içinde oluşturduğu iç dengeyi bozar. Ekonomik daralma ve küçülme, sosyal dinamik ve sınıfların yön ve yerleri çok hızlı bir değişime zorlar. Sosyal kriz doğar. Sosyal patlamalar, gösteriler ve isyanlar, toplumun bazı bölümlerinin değişime direnmesinin sonucudur. Direnen gruplar da değişimin değiştirilemezliğini fark ettiklerinde, bu kez politik kriz farkedilir: sistem yeni dengelere uygun olarak yeniden şekillendirilmelidir. Bu nedenle, bütün ekonomik krizlerin çözümü siyasidir.
Kriz dönemlerinde libido meselesini tartıştığım yazıdan farklı ama paralel olarak, bu yazıda krizin estetik değerlerde yarattığı değişimi, kişisel ve ampirik bir perspektiften incelemek istiyorum. Böyle bilimsel ve ağdalı bir girişe aldanmayın, basit bir konu bu.
Kıtlık dönemleri sırasında, erkekler beğeni kriterlerini hemen değiştirirler. İnce, genç ve diri vücutlar yerine, sağlıklı, oturmuş, ve balık eti vücutlara yönelirler. Toplu kadınlar, iri kadınlar, olgun kadınlar kendilerine dönük talebin kriz öncesine göre artmasını, bu yazıya kadar değerlendirememiş olabilirler, ama krize borçlular. Kriz, erkeklerin kaprise dayanma limitlerini çok aşağıya çektiğinden, ve erkekler maddi ve manevi olarak savurabilecekleri artı değerleri kaybettikleri için, şımarık, naif, narin ve kırılgan hanımların, sağlam, güçlü ve dayanıklı hanımlara rekabet üstünlüğü tersine döner.
Tarih öncesi çıktığı avdan, ya da eski çağlarda çıktığı askeri seferden başarısız dönen erkekle, zaferle dönen erkek ne kadar farklıysa, aynı süngü düşüklüğü farkı, kriz öncesi ve kriz sonrası erkek arasında da vardır. En güvenli, en huzurlu, en az zarar göreceği, yıkılmış olan egosunu yeniden inşa edebileceği tek yer olan annesinin kolları ve göğüslerine, ya da ona en çok benzeyen kadının kolları ve göğüslerine sığınmak ister. İki dirhem etin örttüğü ayıpları bırakıp, gerçekleri örten iki okka etin altına saklanmak ister. Ayrıca bir çok avantajı daha vardır toplu kadınların: gerektiğinde açlığa çok daha uzun süre dayanabilmeleri, kışın ısınma konusundaki reddedilemez katkıları, neşeleri, konuşkanlıkları, lezzetli yemeklere eğilimleri, kendilerini güzelleştirme ve bakımlı olma konusundaki gayretleri, kıskanç olmamaları vs. vs.
İstisnalar tabii ki vardır. Ama bu yazıyı okuyana kadar fark etmediğinizi sandığım bu değişim çok çok yaygın. Bir çok arkadaşımla tartıştım, kişisel olarak bu yönde bir değişim yaşadıklarını onayladılar. Hatta biri, "eldeki kuş, daldaki kuş" benzetmesini hatırlattı. Evlilerin evlerine, köylülerin köylerine dönerken, yoldaşlığa, sağlamlığını ispatlamış eskileri seçtiğini anlattı. Önümüzdeki günlerde bu trend gittikçe belirginleşecek. Şimdi olası sonuçları inceleyelim:
Çoktan başladı, ama artarak yayılıyor. Zayıflamayı, bu konuda sonu gelmez çaba ve işkenceleri bir kenara bırakıyoruz. Spora evet, stresi atmamıza yardımcı oluyor. Ama diyete hayır, ödediğimiz bunca diyet varken, bir de güzel şeyler (ve çok) yemenin keyfinden de mi olalım?
Toplu hanımları daha güzel gösterecek şekilde değişiyor moda. Zaten onlar da eski çekingenliklerini hızla atıyorlar. Yastık (ayvanın biraz büyüğü) göbekler açıkta bırakılıyor, geniş basenlerin üstünde dar ya da kısa bluzlar görüyoruz. Kadın çekiciliği katsayısının Akdeniz ölçeğindeki formülü "kalça çevresi bölü bel çevresi" hesabını yapınca, bazı güzelliklerden bu kadar zaman neden mahrum kaldığımıza hayıflanıyoruz.
Zayıf kadınlar, eski talebi bulamayınca, manevi bedellerinde indirime gidiyorlar. Daha olumlu, daha az beklentili, daha az nazlı oluyorlar. Rekabet ve piyasanın görünmez eli, yapay değerleri silip atıyor.
Bütün kadınlardan şefkat görmeye alışkın olmayan erkekler de, başka bir şey değil de insan oldukları için, kendilerine iyi davranan kadınlara iyi davranıyorlar. Olumlu bir kısır döngü içinde, değişime direnmeye çalışıp da ilişkilerini berbat eden istisnaları da not ederek elbette, özel ilişkilerinde daha çok mutluluk bulan bir toplum oluyoruz.
"Sayın yazar, ne yani kriz iyi mi oldu?" diyenlere, hiç bir şeyin ne iyi ne kötü olduğunu hatırlatacağım. Ya da herşeyin hem iyi, hem kötü olduğunu. Baktığınızı hangi filtrelerle gördüğünüze bağlı herşey. Yarım bardak su gibi. Kimi dolu der, kimi boş der, bazıları da alıp içer. İçelim arkadaşlar...
Kaynak:gelinliksec.com
Cinsel Bilgiler - cinsel bilgiler indexi
Data Recovery Sites - Data Recovery Index Portal
Dedicated Server Links - Dedicated Server Links
Edebiyat Sitesi - Edebiyat bilgileriyle ilgili bir site
Ekonomik krizler hiç bir zaman kendi başlarına gelmezler. Bu aralar sık rastlansa da, bahsettiğim kalp krizleri değil. Ekonomik kriz toplumların, zaman içinde oluşturduğu iç dengeyi bozar. Ekonomik daralma ve küçülme, sosyal dinamik ve sınıfların yön ve yerleri çok hızlı bir değişime zorlar. Sosyal kriz doğar. Sosyal patlamalar, gösteriler ve isyanlar, toplumun bazı bölümlerinin değişime direnmesinin sonucudur. Direnen gruplar da değişimin değiştirilemezliğini fark ettiklerinde, bu kez politik kriz farkedilir: sistem yeni dengelere uygun olarak yeniden şekillendirilmelidir. Bu nedenle, bütün ekonomik krizlerin çözümü siyasidir.
Kriz dönemlerinde libido meselesini tartıştığım yazıdan farklı ama paralel olarak, bu yazıda krizin estetik değerlerde yarattığı değişimi, kişisel ve ampirik bir perspektiften incelemek istiyorum. Böyle bilimsel ve ağdalı bir girişe aldanmayın, basit bir konu bu.
Kıtlık dönemleri sırasında, erkekler beğeni kriterlerini hemen değiştirirler. İnce, genç ve diri vücutlar yerine, sağlıklı, oturmuş, ve balık eti vücutlara yönelirler. Toplu kadınlar, iri kadınlar, olgun kadınlar kendilerine dönük talebin kriz öncesine göre artmasını, bu yazıya kadar değerlendirememiş olabilirler, ama krize borçlular. Kriz, erkeklerin kaprise dayanma limitlerini çok aşağıya çektiğinden, ve erkekler maddi ve manevi olarak savurabilecekleri artı değerleri kaybettikleri için, şımarık, naif, narin ve kırılgan hanımların, sağlam, güçlü ve dayanıklı hanımlara rekabet üstünlüğü tersine döner.
Tarih öncesi çıktığı avdan, ya da eski çağlarda çıktığı askeri seferden başarısız dönen erkekle, zaferle dönen erkek ne kadar farklıysa, aynı süngü düşüklüğü farkı, kriz öncesi ve kriz sonrası erkek arasında da vardır. En güvenli, en huzurlu, en az zarar göreceği, yıkılmış olan egosunu yeniden inşa edebileceği tek yer olan annesinin kolları ve göğüslerine, ya da ona en çok benzeyen kadının kolları ve göğüslerine sığınmak ister. İki dirhem etin örttüğü ayıpları bırakıp, gerçekleri örten iki okka etin altına saklanmak ister. Ayrıca bir çok avantajı daha vardır toplu kadınların: gerektiğinde açlığa çok daha uzun süre dayanabilmeleri, kışın ısınma konusundaki reddedilemez katkıları, neşeleri, konuşkanlıkları, lezzetli yemeklere eğilimleri, kendilerini güzelleştirme ve bakımlı olma konusundaki gayretleri, kıskanç olmamaları vs. vs.
İstisnalar tabii ki vardır. Ama bu yazıyı okuyana kadar fark etmediğinizi sandığım bu değişim çok çok yaygın. Bir çok arkadaşımla tartıştım, kişisel olarak bu yönde bir değişim yaşadıklarını onayladılar. Hatta biri, "eldeki kuş, daldaki kuş" benzetmesini hatırlattı. Evlilerin evlerine, köylülerin köylerine dönerken, yoldaşlığa, sağlamlığını ispatlamış eskileri seçtiğini anlattı. Önümüzdeki günlerde bu trend gittikçe belirginleşecek. Şimdi olası sonuçları inceleyelim:
Çoktan başladı, ama artarak yayılıyor. Zayıflamayı, bu konuda sonu gelmez çaba ve işkenceleri bir kenara bırakıyoruz. Spora evet, stresi atmamıza yardımcı oluyor. Ama diyete hayır, ödediğimiz bunca diyet varken, bir de güzel şeyler (ve çok) yemenin keyfinden de mi olalım?
Toplu hanımları daha güzel gösterecek şekilde değişiyor moda. Zaten onlar da eski çekingenliklerini hızla atıyorlar. Yastık (ayvanın biraz büyüğü) göbekler açıkta bırakılıyor, geniş basenlerin üstünde dar ya da kısa bluzlar görüyoruz. Kadın çekiciliği katsayısının Akdeniz ölçeğindeki formülü "kalça çevresi bölü bel çevresi" hesabını yapınca, bazı güzelliklerden bu kadar zaman neden mahrum kaldığımıza hayıflanıyoruz.
Zayıf kadınlar, eski talebi bulamayınca, manevi bedellerinde indirime gidiyorlar. Daha olumlu, daha az beklentili, daha az nazlı oluyorlar. Rekabet ve piyasanın görünmez eli, yapay değerleri silip atıyor.
Bütün kadınlardan şefkat görmeye alışkın olmayan erkekler de, başka bir şey değil de insan oldukları için, kendilerine iyi davranan kadınlara iyi davranıyorlar. Olumlu bir kısır döngü içinde, değişime direnmeye çalışıp da ilişkilerini berbat eden istisnaları da not ederek elbette, özel ilişkilerinde daha çok mutluluk bulan bir toplum oluyoruz.
"Sayın yazar, ne yani kriz iyi mi oldu?" diyenlere, hiç bir şeyin ne iyi ne kötü olduğunu hatırlatacağım. Ya da herşeyin hem iyi, hem kötü olduğunu. Baktığınızı hangi filtrelerle gördüğünüze bağlı herşey. Yarım bardak su gibi. Kimi dolu der, kimi boş der, bazıları da alıp içer. İçelim arkadaşlar...
Kaynak:gelinliksec.com
Koşulsuz Sevgi Soruları
Bedavalar - Bir başka bedava siteler indexi
Beden Dili - Beden dili ilgili bir site
Bilgi Sitesi - Bilgi kaynağı olan bir site
Bilim Sitesi - Bilimsel konularla ilgili bir site
Cep Telefonu - cep telefonu ile ilgili site
Sevgi hak edilir mi? Size emek ve mesai harcadığı için birini sevebilir misiniz? Pekiyi, size hiç emek ve mesai harcamayan birini sevebilir misiniz?
Genetik kökenli sevgileri, akrabalık ilişkilerini yazının sonraki bölümlerinde ele almak üzere bir kenara bırakalım. Sizin iradenizle, risk alarak seçtiğiniz sevgilere gelelim. Aşk dahil, bir şarta bağlanmamış bir sevgi alış ve verişiniz oldu mu? "Ne olursan ol, yine gel" dediniz mi, tövbeler ve yenilgiler sonrası, yeminler ve zaferler kadar geniş açtınız mı kollarınızı sevdiğinize?...
Yoksa, sevgiliniz istemediğiniz şekilde giyindiği için yanağınızı mı esirgediniz? Anneniz ısrar ettiği için onu terslediniz mi? Arkadaşınız sulu bir şaka yapınca, lafı ağzına mı tıktınız? Minik kızınız özür dilemeye çalıştığında duymazdan mı geldiniz?
Yoksa bir sürü "yoksa karışmam"lar mı var ilişkilerinizde? "Benim istediklerimi yap", "benim istemediklerimi yapma", "sadece benim istediklerimi". Daha ileri mi gittiniz? "Sen, kendi seçtiğin yolda gidersen mutsuz olursun, mutluluğa ancak benim senin için uygun gördüğüm şartlarla ulaşırsın". Bu sevgi mi?
Şartlar-koşullar dikte etmek, didaktik bir öpücük, eleştiren-ayıplayan bir bakış sevgi olabilir mi? Birini, sevginizi hak etmeye zorlamak, değilse sevmemekle tehdit etmek, "sevilesi kalıp"ın içine tıkmak, sığmayan bölümlerini kendisinin kesip atmasını istemek hak mıdır?
"My fair lady-Pygmalion" fantezisi, geçek hayata uygulanabilir mi? Uygulansa bile, kökünde sisteme bir meydan okuma mı vardır, sevgi mi? Bu durumda öykünülen Tanrı, siz profesör kadar hoşgörüsüz müdür?
Emek ve mesai, başında veya sonunda sevgidir de, sevgi illa emek ve mesai midir? Aşk her şeyi affetmez mi? Aslında yok olan kadınlar seven üstatlar, var olanları koşullarına uymadıkları için mi reddetmişlerdir?
Seçmediğiniz sevgilere dönersek, anne ve babanın eğitim güdüleriyle, terbiye amaçlı esirgedikleri sevginin, ancak hak edildiği zaman ulaşılabilen bir ödüle dönüşmesi, kurutmamışsa eğer, kaçımızın hayatını güdük bırakmıştır? Toplumsal saygınlık kazanabilmeleri için, çocukların bireysel sevgi potansiyelleri tırpanlanabilir mi? Karın-daş olan iki insanı birbirlerine destek olarak yönlendirmek, birbirlerinin kapasitesini zorlayacak rakiplere dönüştürmekten daha mı zor? Anne-babalık hedefleri uğruna, neşe ve eğlence ıskalanmalı mı?
Bütün dinler tersini önerse de, sevgiyi koşullara bağlamak, nesilden nesile geçen sosyo-genetik bir hastalık mıdır? Uygulanabilir bir tedavisi var mıdır?
Sorular, cevapları götürür mü? Götürmezse de, beni sever misiniz?
Kaynak:gelinliksec.com
Beden Dili - Beden dili ilgili bir site
Bilgi Sitesi - Bilgi kaynağı olan bir site
Bilim Sitesi - Bilimsel konularla ilgili bir site
Cep Telefonu - cep telefonu ile ilgili site
Sevgi hak edilir mi? Size emek ve mesai harcadığı için birini sevebilir misiniz? Pekiyi, size hiç emek ve mesai harcamayan birini sevebilir misiniz?
Genetik kökenli sevgileri, akrabalık ilişkilerini yazının sonraki bölümlerinde ele almak üzere bir kenara bırakalım. Sizin iradenizle, risk alarak seçtiğiniz sevgilere gelelim. Aşk dahil, bir şarta bağlanmamış bir sevgi alış ve verişiniz oldu mu? "Ne olursan ol, yine gel" dediniz mi, tövbeler ve yenilgiler sonrası, yeminler ve zaferler kadar geniş açtınız mı kollarınızı sevdiğinize?...
Yoksa, sevgiliniz istemediğiniz şekilde giyindiği için yanağınızı mı esirgediniz? Anneniz ısrar ettiği için onu terslediniz mi? Arkadaşınız sulu bir şaka yapınca, lafı ağzına mı tıktınız? Minik kızınız özür dilemeye çalıştığında duymazdan mı geldiniz?
Yoksa bir sürü "yoksa karışmam"lar mı var ilişkilerinizde? "Benim istediklerimi yap", "benim istemediklerimi yapma", "sadece benim istediklerimi". Daha ileri mi gittiniz? "Sen, kendi seçtiğin yolda gidersen mutsuz olursun, mutluluğa ancak benim senin için uygun gördüğüm şartlarla ulaşırsın". Bu sevgi mi?
Şartlar-koşullar dikte etmek, didaktik bir öpücük, eleştiren-ayıplayan bir bakış sevgi olabilir mi? Birini, sevginizi hak etmeye zorlamak, değilse sevmemekle tehdit etmek, "sevilesi kalıp"ın içine tıkmak, sığmayan bölümlerini kendisinin kesip atmasını istemek hak mıdır?
"My fair lady-Pygmalion" fantezisi, geçek hayata uygulanabilir mi? Uygulansa bile, kökünde sisteme bir meydan okuma mı vardır, sevgi mi? Bu durumda öykünülen Tanrı, siz profesör kadar hoşgörüsüz müdür?
Emek ve mesai, başında veya sonunda sevgidir de, sevgi illa emek ve mesai midir? Aşk her şeyi affetmez mi? Aslında yok olan kadınlar seven üstatlar, var olanları koşullarına uymadıkları için mi reddetmişlerdir?
Seçmediğiniz sevgilere dönersek, anne ve babanın eğitim güdüleriyle, terbiye amaçlı esirgedikleri sevginin, ancak hak edildiği zaman ulaşılabilen bir ödüle dönüşmesi, kurutmamışsa eğer, kaçımızın hayatını güdük bırakmıştır? Toplumsal saygınlık kazanabilmeleri için, çocukların bireysel sevgi potansiyelleri tırpanlanabilir mi? Karın-daş olan iki insanı birbirlerine destek olarak yönlendirmek, birbirlerinin kapasitesini zorlayacak rakiplere dönüştürmekten daha mı zor? Anne-babalık hedefleri uğruna, neşe ve eğlence ıskalanmalı mı?
Bütün dinler tersini önerse de, sevgiyi koşullara bağlamak, nesilden nesile geçen sosyo-genetik bir hastalık mıdır? Uygulanabilir bir tedavisi var mıdır?
Sorular, cevapları götürür mü? Götürmezse de, beni sever misiniz?
Kaynak:gelinliksec.com
Kim Daha Uysal
Ansiklopedi - Ansiklopedik bilgiler
Astroloji Sitesi - Astrolojiyle ilgili bilgiler
Çiçek Sitesi - Çiçeklerle ilgili bilgiler sitesi
Bedavadakiler - Bedava siteler indexi
Merhaba, Erkekadam'ı sürekli takip eden biri olarak kadınlarla erkeklerin ilişkilerini okuyup yorumlarken hep birebir kurulan ilişkilerin ve de hep aşkların konu edilmesi bence biraz durumu tam göremememize yol açıyor. Bundan dolayı ben başka bir yönden olaya yaklaşmak istiyorum. Yazdıklarım ne kadar doğru, ne kadar erkeklerin genel düşüncelerini yansıtır buna siz karar verin.
Geçtiğimiz aylardan birinde bir gazetede Almanyada yapılan bir araştırmada okullarda kızların erkeklerin uysallaşması için kullanıldığını yazıyordu. Biraz daha açacak olursak aslında daha asi ruhlu olan erkeklerin karma eğitimle kızların arasına katılarak her şeyi kabullenmeye daha yatkın olan ve de daha itirazsız daha problemsiz ve daha uysal olan kızlar sayesinde erkeklerin bu özelliklerinin törpülendiği ve uysallaşmalarının sağlandığı iddia ediliyordu.
Bu yazıyı okuyunca bu konuda daha önce benimde bilinçaltımda var olan ama adını bir türlü koyamadığım bir takım fikirlerin sanki kuraklıktan sonra sulanmaya başlayan çiçekler gibi yeşermeye başladığını gördüm.
Geçen gün bizim okuldan yeni mezunlarından biriyle karşılaştım hala bir iş bulamamıştı halbuki genelde bizim mezunlar işsiz kalmazdı bende ona nedenini sordum verdiği cevabın bir bölümü konumuzla yakından ilgili şunları söyledi : Ben çalışacağım işi sevmek istiyorum, ilgimi çeken bir iş olmasını istiyorum, iş ortamında rahat olacağım kafama uyan bir iş olmasını istiyorum onun için bekledim şu ana kadar ve de bekleyeceğim, bunun yerine girdiğim mülakatlarda azıcık çalışmak istediğimi belli eden bir şeyler yapsam şimdiye kesin çalışıyor olurdum ama mesela kızlar için böyle bir sorun yok onlar üniversiteden sonra yapılarına uygun olsun olmasın her işe giriyorlar dedi. Seçici olan kızlar bile sırf seçtikleri iş popüler diye o işle başkalarına hava atabilecekler diye bekliyorlar. Bu sözler üzerine biraz düşündüm de hocaların verdiği ödevleri en itirazsız biçimde hiç karşı koymadan harfi harfine yerine getirenler hep kızlar. En ufak bir şey için hemen hocanın yanına koşanlar, herhangi bir dersten biraz yüksek not alınca başıma üşüşenler hep kızlar.
Ve buna şimdi part time çalıştığım yerdeki kadınları ekliyeyim burası bir insan kaynakları şirketi ve dolayısıyla da müdürü hariç çalışanlarının hepsi kadın ve bir de ben varım erkek. Buradaki kadınlardan sürekli azar işitiyorum çünkü her şeyi o kadar kılı kırk yararcasına inceliyor en ufak şeylerde bile bana bir ton nasihatler ediyorlar ki. Bu kadınların patronlarına davranışlarına bakıyorum da sanki kapıkullarının padişahlarına davranışları gibi her dediğini eksiksiz yerine getiriyorlar hatta adam yapması gereken şeyleri bazen bunların üstüne yüklüyor ve de en ufak bir itirazla karşılaşmıyor. Düşünüyorum da bizim patron her halde başka hiçbir yeri burası kadar kolay yönetemez. Tabii bunlar patronlarına nasıl davranıyorlarsa, benim de onlara öyle davranmamı istiyorlar galiba ki sürekli bana nutuklar, imalar. Halbuki benimle beraber çalışan bir tane daha part time eleman var ama o kız ve onunla çok iyi anlaşıyorlar bir kerecik olsun fırça yediğine şahit olmadım. Ben size kızın sınıfının en iyilerinden olduğunu, biz dersleri sürekli dersleri ekerken o kırk yılda bir dersi kaçırmışsa gidip hemen ondan bundan ders notu bulmaya çalıştığını söylersem, sanırım bu kızın işyerindeki halinin nasıl olacağını anlarsınız. Ama olayın erkekler açısından iyi olan bir tarafı var. Bütün bunlara rağmen bu ot gibi, ya da robot gibi işlerine sarılan kadınların yaratıcılıkları da aynen otların ya da robotların yaratıcılıkları kadar. Yeni bir şey bulma konusunda sıfırlar, ortaya yeni bir şey çıkınca sudan çıkmış balığa dönüyorlar, panik içinde sağa sola koşturuyorlar.
Düşünüyorum da ilerde yönetici olursam yaratıcılık gerektirmeyen bütün işlerimde kadınları kullanacağım, ne gerek var erkeklerle uğraşmaya...
Kaynak:gelinliksec.com
Astroloji Sitesi - Astrolojiyle ilgili bilgiler
Çiçek Sitesi - Çiçeklerle ilgili bilgiler sitesi
Bedavadakiler - Bedava siteler indexi
Merhaba, Erkekadam'ı sürekli takip eden biri olarak kadınlarla erkeklerin ilişkilerini okuyup yorumlarken hep birebir kurulan ilişkilerin ve de hep aşkların konu edilmesi bence biraz durumu tam göremememize yol açıyor. Bundan dolayı ben başka bir yönden olaya yaklaşmak istiyorum. Yazdıklarım ne kadar doğru, ne kadar erkeklerin genel düşüncelerini yansıtır buna siz karar verin.
Geçtiğimiz aylardan birinde bir gazetede Almanyada yapılan bir araştırmada okullarda kızların erkeklerin uysallaşması için kullanıldığını yazıyordu. Biraz daha açacak olursak aslında daha asi ruhlu olan erkeklerin karma eğitimle kızların arasına katılarak her şeyi kabullenmeye daha yatkın olan ve de daha itirazsız daha problemsiz ve daha uysal olan kızlar sayesinde erkeklerin bu özelliklerinin törpülendiği ve uysallaşmalarının sağlandığı iddia ediliyordu.
Bu yazıyı okuyunca bu konuda daha önce benimde bilinçaltımda var olan ama adını bir türlü koyamadığım bir takım fikirlerin sanki kuraklıktan sonra sulanmaya başlayan çiçekler gibi yeşermeye başladığını gördüm.
Geçen gün bizim okuldan yeni mezunlarından biriyle karşılaştım hala bir iş bulamamıştı halbuki genelde bizim mezunlar işsiz kalmazdı bende ona nedenini sordum verdiği cevabın bir bölümü konumuzla yakından ilgili şunları söyledi : Ben çalışacağım işi sevmek istiyorum, ilgimi çeken bir iş olmasını istiyorum, iş ortamında rahat olacağım kafama uyan bir iş olmasını istiyorum onun için bekledim şu ana kadar ve de bekleyeceğim, bunun yerine girdiğim mülakatlarda azıcık çalışmak istediğimi belli eden bir şeyler yapsam şimdiye kesin çalışıyor olurdum ama mesela kızlar için böyle bir sorun yok onlar üniversiteden sonra yapılarına uygun olsun olmasın her işe giriyorlar dedi. Seçici olan kızlar bile sırf seçtikleri iş popüler diye o işle başkalarına hava atabilecekler diye bekliyorlar. Bu sözler üzerine biraz düşündüm de hocaların verdiği ödevleri en itirazsız biçimde hiç karşı koymadan harfi harfine yerine getirenler hep kızlar. En ufak bir şey için hemen hocanın yanına koşanlar, herhangi bir dersten biraz yüksek not alınca başıma üşüşenler hep kızlar.
Ve buna şimdi part time çalıştığım yerdeki kadınları ekliyeyim burası bir insan kaynakları şirketi ve dolayısıyla da müdürü hariç çalışanlarının hepsi kadın ve bir de ben varım erkek. Buradaki kadınlardan sürekli azar işitiyorum çünkü her şeyi o kadar kılı kırk yararcasına inceliyor en ufak şeylerde bile bana bir ton nasihatler ediyorlar ki. Bu kadınların patronlarına davranışlarına bakıyorum da sanki kapıkullarının padişahlarına davranışları gibi her dediğini eksiksiz yerine getiriyorlar hatta adam yapması gereken şeyleri bazen bunların üstüne yüklüyor ve de en ufak bir itirazla karşılaşmıyor. Düşünüyorum da bizim patron her halde başka hiçbir yeri burası kadar kolay yönetemez. Tabii bunlar patronlarına nasıl davranıyorlarsa, benim de onlara öyle davranmamı istiyorlar galiba ki sürekli bana nutuklar, imalar. Halbuki benimle beraber çalışan bir tane daha part time eleman var ama o kız ve onunla çok iyi anlaşıyorlar bir kerecik olsun fırça yediğine şahit olmadım. Ben size kızın sınıfının en iyilerinden olduğunu, biz dersleri sürekli dersleri ekerken o kırk yılda bir dersi kaçırmışsa gidip hemen ondan bundan ders notu bulmaya çalıştığını söylersem, sanırım bu kızın işyerindeki halinin nasıl olacağını anlarsınız. Ama olayın erkekler açısından iyi olan bir tarafı var. Bütün bunlara rağmen bu ot gibi, ya da robot gibi işlerine sarılan kadınların yaratıcılıkları da aynen otların ya da robotların yaratıcılıkları kadar. Yeni bir şey bulma konusunda sıfırlar, ortaya yeni bir şey çıkınca sudan çıkmış balığa dönüyorlar, panik içinde sağa sola koşturuyorlar.
Düşünüyorum da ilerde yönetici olursam yaratıcılık gerektirmeyen bütün işlerimde kadınları kullanacağım, ne gerek var erkeklerle uğraşmaya...
Kaynak:gelinliksec.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)