Yeni Oyun siteleri - Oyun siteleri indexi portalı
Ekonomi Sitesi - Ekonomi siteleri indexi portalı
Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili bir başka index sitesi
Süper Bedava Siteleri - Bedavalarla ilgili yine bir başka index sitesi
Felsefe Sitesi - Felsefe terimleriyle ilgili bir site
Biz erkekler hiç bir zaman, kadınların ilgisinin ve beğenilerinin merkezi olan bazı erkeklerin, neden kadınlara çekici geldiklerini anlayamamışızdır. Uzun boylu-ince belli hanımların yanındaki şekilsiz ayılar, yüksek sınıf saç ve kıyafetli hanımefendilerin yanındaki bıyıklı-pis sakallı magandalar, kariyer güzellerinin yanındaki çulsuzlar, rafine entellektüellerin yanındaki saf delikanlılar bizi hep kızdırır. Cıvık, ya da soğuk, maço ya da efemine, güzel ya da yakışıklı, yetenekli ya da yeteneksiz, başarılı ya da başarısız olsunlar, bazı erkekler kadınları çeker. Kadınların bu erkeklere olan zaaflarını anlayabilmek için, esprili olmak, kaliteli genlere sahip olmak gibi bazı bilinçaltı nedenleri bahane ederiz. Ama bunların hiç birine sahip olamayan adamlar bile, bizim gözümüzde en “iyi” hanımları “kandırabilmektedir”. Oysa burada dalyan gibi delikanlılar vardır.
Acı ama gerçek, aslında bu erkeklerin ortak bir yönü vardır. Bu erkekler kadınları severler. Bu kadar basit mi? Maalesef, evet. Onlar kadınları sever ve anlamaya çalışırlar. Kadınları anlamamak, tanıyamamak, tahmin edememek onlar için sorun değildir. Kedi seven insanlar gibi, sevdikleri varlığı yargılamadan sevmeyi, üsluplarına ve bu üslupların istisnalarına saygı duymayı, farklılığa toleransı öğrenmişlerdir.
İsteseniz de istemeseniz de, “Türk Rüyası”nın kahramanı türkücü ve talk show’cunun kadınları sizden daha iyi anladığını, kumarbaz ve çapkın showman çarkıfelekçinin o iki arada bir derede bir arada olduğu kadınlara kafasının içinde sizden daha sadık olduğunu, şimdi askerde olan komedyenin yırtık çirkinliğinin ardında sizinkinden çok daha derin bir duyarlılık olduğunu, yine şimdi askerde olan çok evli çapkının kadınlara sizden çok daha aşık bakabildiğini, ve hepsinin, ve kadınların sevdiği diğer bütün erkeklerin, kadınları erkeklerden farklı ve kadın yapan bütün özellikleri sevdiğini kabul etmek zorundasınız. Detaylar konusundaki kararsızlıklarını, zaman yönetimi konusundaki eksikliklerini, diğer kadınlarla partizan siyasilermişçesine rakip-dost ilişkilerini, çelişkilerini seviyorlar. Kadınlara vakit ayırıyor, onları gerçekten dinliyor, gereksiz iktidar gösterileri yapmıyorlar. Kadınlara bir aidiyet-sahibiyet iddiası dikte etmeden, ve kadınlar ihtiyaç duymasalar bile, sevgi verebiliyorlar. Son ve vurucu nokta, bu erkekler kadınlarını, sanki onların babalarıymışçasına sıcak, şefkatli ve yumuşak sevebiliyorlar.
Garipsediğimiz, reddettiğimiz, komik bulduğumuz, “çok feminen” diyerek küçümsediğimiz nüansları, bu erkekler tolere ediyor, seviyor, hatta kadınları bu konularda teşvik ediyorlar. Kadın ruhu ve ihtiyaçları konusu bir yazıdan çok daha geniş bir konu. Bir kitap, ya da bir yazı dizisi belki. Ama genelde göz ardı ettiğimiz Ahmet Altan romanlarının, Bridget Jones’un günlüklerinin ve sayısı son yıllarda artan, erkek başrolü olmayan kadın filmlerinin mesajları, çok daha kolay ulaştığımız aylık kadın dergilerinin çizdiği resimden farklı. Kadının bedeni ve sosyal yaşamı ile ruhu arasındaki fark, kapitalist tüketim toplumunda aldığı rolün gücüyle orantılı olarak erkekleşerek artıyor. Bu nedenle, ve özellikle bu nedenle, kadının ruhunu anlamak, bu ruhla iletişim kurmak, hem zorlaşıyor, hem de daha fazla yetenek ve daha fazla sevgi gerektiriyor. Durum bizler için gittikçe zorlaşıyor. Daha fazla zaman, daha fazla ilgi, daha fazla anlayış gerekiyor.
Kadınları seven erkekler, bu sevgiye emek vermeye de bizden daha hazırlar. Ama yetmez. Bu erkeklerin de öğrenmesi gereken şeyler var. Kadın cinsiyetini ve tüm kadınları sevdikleri için, iki temel konuda daha da fazla özen göstermeliler. Birincisi, kadınları sevmek onlara öykünmek, gıpta etmek değil. Onları severken erkek kalmak. İkincisi, kadınları severken, tek tek kadınların duyarlılıklarını küçümsememek. Her kadının mahremine girip, “eteğinin altına bakarken”, onun da küçük bir çocuk olduğunu unutmamak.
kaynak:gelinliksec.com
17 Şubat 2007 Cumartesi
İnternet'ten Kızmı Alınır
Seçilmiş Siteler - Özel seçilmiş siteler
Site Ekle - Site kayıt
SSK Siteleri - SSK siteleriyle ilgili siteler indexi
Ufo Sitesi - Ufolarla ilgili bir site
Uydu Siteleri - Uydu siteleriyle ilgilig bir site
Monoton ve yanlız bir hayat.
Yoğun ve vardiyalı bir işte çalışanlar insanın sosyal hayatının nasılda sıfır seviyesine vurduğunu bilirler. Benimde sadece bilgisayar başında geçen bir işim vardı ve her geçen gün biraz daha asosyalleştiğimi hissediyordum. Başlarda pek şikayetçi değildim ama bir akşam uyandım ve (vardiya yüzünden ben akşamları uyanırım) genç ve sağlıklı bir erkek olarak aylardır yanlız olduğumu ve buna daha fazla dayanamayacağımı anladım.
Ama ne yazık ki amiyane tabirle piyasa yapacak bir durumum yoktu. İş arkadaşlarım arasında ki kızlarda, diğer hemcinslerinden farklı olarak kendini bilgisayarlara vermiş, hiç bir kadınsı çekiciliği olmayan insanlardı.
Zaten bence güzel bir kadın, istisnalar dışında, teknik bir alanda eğitim almaz/çalışmaz.
Eskilerden birilerini aradım ama hiç biri yanlız değildi.
Kendime pek konduramıyordum ama dalga geçtiğim bazı arkadaşlarım gibi benimde internetten birilerini bulmaya çalışmaktan başka çarem kalmamıştı.
Zaten bütün gün internette çalıştığımdan kolayda olurdu (herhalde).
Kendime bir icq kurdum ve whitepage'de şansımı denemeye başladım.
Kısa bir süre içinde listem bir hayli kalabalıklaştı. Nihayet bir akşam ilk randevumu aldım.
Oldukça hoş muhabbeti olan ve ilgi alanları benimkine çok benzeyen biriydi. Birde resmini göndermişti. Yaklaşık beş ya da altı metreden çekilmiş bir resimdi. Çok, çok güzel olmamakla beraber hoş denilebilecek bir kızdı.
Bir cafede buluşacaktık. Ben işten sabah çıktığım için eve gitmeden doğru cafeye gittim. Bir saat erken gelmiştim. Açıp bir gazete okumaya başladım. Yarım saat sonunda gazetede okuyacak bir yer kalmamıştı ve bende borsa haberlerinin yer aldığı sayfayı açık bırakıp (imaj olayı), etrafı izlemeye başladım.
Uzun zamandır gündüz gözü görmemiştim. Sanki yıllardır İstanbul'dan uzakmışımda yeni gelmişim gibiydi. Her şey ne kadar güzeldi. Gelip geçen kızlarında her biri birbirinden güzeldi. İyice sabırsızlanmaya başladım.
Kararlaştırdığımız saate onbeş dakika kala telefonum çaldı. Arayan O'ydu. Nazikçe özür diliyordu geç kalacağı için. Olsundu, benim için sorun değildi.
Allah'ım ne kadarda güzel bir sesi vardı. Uykusuz olduğumdan bir kahve daha söyledim. Ayık kalmalıydım. Ama sanırım o ses için değerdi uykusuzluğa.
Telefonum tekrar çaldı. Başka biriydi. Yine netten tanıştığım bir kız. Onunda çok hoş bir sesi vardı. Hatta ilkinden daha güzel bir ses. Allah'ım dedim kendi kendime, biri yolda diğeri telefonda, neden daha önce internetin bu harika yönünden yararlanmamıştım ki? Ne vardı bunu gururuma yediremiyecek?
İşte geldi...
Nihayet kapıda göründü. Beni rahat görebilmesi için hemen kapının girişindeki masaya oturmuştum. Gördüğüm anda aklıma ilk gelen kelime şuydu: Tuttuk!!
İnanamıyordum, evet resimdeki kızdı o ama bir resim bu kadar mı yanıltıcı olur? Benim oturduğum masaya gelene kadar ki beş on saniye içinde aklımdan bir sürü şey geçti. Asla, asla bu kızla aramda bir şey olamazdı. Nasıl dolaşırdım bununla. Bir şey bulup kurtulmalıydım. Ama hayır, bu onu çok incitirdi. Yapamazdım böyle bir şey. Çaresiz bu günü onunla geçirecektim. Hiç bir şey belli etmemeliydim. Yanıma oturdu. İnsanın tanıştığı birini ilk defa görüyor olması çok zor bir şeydi. İlk bir iki dakika havadan sudan bir iki kelam ettik. Aman Allah'ım bu kız o kız olamazdı. Hiç bir dişilik emaresi olmayıp, bir çok çirkin kızı katlanır hale getiren tatlı bir dilden de mahrumdu. Oğlum dedin buldun belanı, hadi bakalım...
Tavla.
Önceden birlikte tavla oynamaya sözleşmiştik. Ortaköy'deki güzel manzaralı kahvelerden birine gittik. Manzara inanılmaz bir güzellikteydi. Etrafta bir sürü yaşıtım genç, cıvıl cıvıl güzel havanın, harika manzaranın ve birbirlerinin tadını çıkarıyorlardı. Onların arasında kendimi dahada kötü hissettim. İnsanlar sanki bana acıyan gözlerle bakıyordu. Aslan gibi boylu boslu biriyimdir ayıptır söylemesi ve bu kız benim gibi biriyle olmayı rüyasında bile görse inanmazdı herhalde. Ama ne olursa olsun bir insandı ve benim için gelmişti. Onu incitemezdim.
Üniversitenin bana kazandırdığı yeteneklerden biride tecrübeli bir tavla oyuncusu olmamdı şüphesiz. Oynamaktan hiç zevk almadığım iki grup insan vardı; bilmeyenler ve erkek olmayanlar.
Bu kız her iki grubada dahildi. Çokta yeteneksizdi. Henüz öğrenen biri bile daha iyi oynayabilirdi. Oyun benim için kabusa dönüşmüştü. Ama sabırla gülümsememi muhafaza ediyordum. Oyun sırası ona geçtiğinde zarları alıp, kapıları saya saya hamle yapmaya çalışıyordu. Sıranın tekrar bana gelmeside bir hayli sürüyordu. Bende bu arada etrafı kesiyordum.
Etraf birbirinden güzel kızlarla doluydu. Üstelik yüzlerce. Bir tanesiyle göz göze geldik. Belliki beğenmişti beni. Yanındaki arkadaşlarına bir şeyler fısıldıyordu bana bakarak. Allah'tan bizim netten çıkma hatunun sırtı dönüktü onlara. Sonra kız gülümsemeye başladı. Bende gülümsedim. Oğlum dedim bu ne şanstır ya. Ne günah işlemiştim ki? Harika bir kızla birbirimize gülücükler atıyorduk ve ben başka bir tanesinin altı dört atıpta kapı alamayışını seyrediyordum. Daha ne kadar dayanabilirim dedim kendi kendime. Saat daha birdi. Yarım saat olmuştu oyuna başlayalı ve sadece iki oyun oynayabilmiştik. İki mars yapmıştım ve üçüncüsünü yapmak için bir onbeş dakika daha dayanacak gücüm kalmamıştı. Kızda kötü oynadığını farketmişti. Sıkılmaya başlamıştı. Sıkıldıkça düşünmesi zorlaşıyor daha da kötü oynuyordu. Bir yandan da onu rahatlatmaya çalışıyordum. Sürekli açık veriyordum ama kırabilen kim?
Nihayet aklıma süper bir fikir geldi. Neden sinemaya gitmiyorduk ki? Yaklaşık iki saat karanlıkta oturup hiç konuşmayacaktık. Kimsede görmeyecekti. Hemen bütün şirinliğimle teklif ettim ve onay aldım. Kız büyülenmişti zaten. Ağzımın içine bakıyordu. Ne desem kabul etmeye hazırdı. Bunu belli de etmişti, ama ben asla ona istediği teklifi yapmayacaktım, aylardır kadın yüzü görmemiş olsamda.
Ve Yemek.
Sinemadan önce yemek yiyecektik. Hesabı istedim hemen. Bir şok da orada yaşadım. Bir kola ile bir kahveye üç buçuk milyon para istediler. Acıyla yutkunup, hiç sesimi çıkarmadan ödedim.
Bir kavşakta taksi beklemeye başladık. Yolun karşısında, gideceğimiz yönün aksine doğru bir taksi gidiyordu. İşaretimi görür görmez durdu. Öyle hızlı durduki, arkasındaki takside duramayıp bindirdi ona arkadan. Allah'ım dedim bu bir işaret mi acaba? Neler gelecekti bu gün başıma? Hemen başka bir arabaya atlayıp bir yerde yemek yedik. Belediyenin bir tesisiydi. Servis anormal ağırdı. Hemen çıkıştım şefe. Öğrendim ki o gün belediye personeli grevdeymiş. Son sekiz yıldır ilk kez grev oluyordu bu şehirde ve oda bana denk gelmişti.Kredi kartımdan tahsilat da yapmadılar. Elektrikleri kesikmiş. Ama artık hiç bir şeye şaşırmıyordum. Efendi efendi kaderime rıza gösterip sabretmeye çalıştım. Artık muhebbetde baymıştı. Anlattıklarını dinlemeden hı hı... diyerek geçiştiriyor bu kızda güzel bir şeyler görmeye çalışıyordum. Öyle ya çirkin kadın yoktu, bakımsız kadın vardı.
Kolye, küpe, bilezik, bluz, etek, ayakkabı ne varsa aynı renkteydi. Kısa boyuna ve biçimsiz vücuduna bakmadan askılı bir bluz giymişti. Uzun ve biçimsiz bir çene, çarpık dişler ve kısa kesilmiş kıvırcık saçlar........tek güzel yeri ela gözleriydi ama onuda eşşek kadar iğrenç bir gözlükle çekilmez hale getirebilmişti. Kendi kendime, Allah'ın gücüne gider oğlum dedim öyle düşünme dedim, ama karşı masadaki esmer bombayıda aynı Allah yaratmıştı ve bu kıza güzel demem onun sanatına saygısızlık olurdu. İyi bir kul değildim belki ama o gün bu kızı idare ederek vazifemi yapmıştım sanırım.
Sinema.
Yemeğin ardından Taksim'e gittik. İstiklal'de yürürken bu kadar sıkıldığımı hiç hatırlamıyorum. Ya biri görürse. Ne diyerek tanıştaracaktım. Bu kadar düştüğüne göre bayağa kötü olmalısın derlerdi şüphesiz. Helede tanıdık bir kadına görünürsem sonum demekti. O muhteşem haber alma servislerini işletirlerdi ve ertesi güne kalmadan kadın muhabbetlerinin konusunu oluverirdim. AMAN ALLAHIM!!! Hemen bir filme girmeliydik. Hangisi olursa olsundu. Yeterki çabuk olsun. Korktuğum başıma geldi. Saat üçtü ve en erken seansa daha bir buçuk saat vardı. Biletleri alalım dedi, filme kadar bir yerlerde otururuz. Olur dedim çaresizce. Nereye gidelim dedim. Seni çok hoş bir yere götüreceğim dedi, sürprizmiş...
İnanamıyordum. Bu bir şaka olmalıydı herhalde. Eski sevgilimle tanıştığımız ve ayrıldığımız cafe'deydik. Garson kız tanımıştı beni. Muhabbetimizde vardı onunla ama hiç sesini çıkarmadı. Acıyan gözlerle baktı sadece. Belkide bana öyle geliyordu ama harika bir ilişkinin başlayıp bittiği bir yerde böylesi bir durumda olmak iyice bozmuştu sinirlerimi. Artık birde sinema falan çekemezdim. Tuvalete diye kalktım masadan.
Göster tiyatral yeteneğini.
Hemen bir arkadaşı aradım. Oğludum dedim beni onbeş dakika sonra ara. Israrla neler olduğunu sormaya başladı. Hiç bir şey anlatacak durumda değildim. Dediğimi yap dedim ve kapattım telefonu. Tekrar masaya döndüm ve çok eğleniyormuşum numarasına devam ettim. Ama artık iyice bitmiştim. Bu cafe çok zor unuttuğum bazı şeyleri hatırlatıyordu. Ben he hı...lara devam ediyordum ama gözüm telefondaydı. Bir türlü çalmıyordu. Sanıırım açıklama yapmadığım için aramayacaktı. Eğer dedim kendi kedime insanı böyle bir durumda kurtaramayacaksa bir arkadaş daha neye yarar ki? Kafam allak bullak olmuştu. Bir yandanda kendime kızıyordum. Nasıl internetten biriyle olacacak kadar düşebilmiştim. Bunun gazetelerin gönül postasından ne farkı vardı. Kavun bile dibi koklanmadan alınmazdı. Kızıda boşuna ümitlendirmiştim. Offffff !!!
Nihayetinde telefon çaldı. Allah Allah dedim, şirketten arıyorlar neden acaba?
-Efendim
-Ne oluyor lan?
-Allah Allah ciddi misin?
-Ne demek ciddi misin oğlum, konuşamıyor musun?
-Taksim'deyim, peki ölmüş mü kadın?
Bu ölmüşmü kelimesini öyle bir söyledim ki, bütün cafe bana döndü. Kendimi sahneye çıkmış gibi hissediyordum. Bu iş öyle filmlerde göründüğü kadar da kolay değildi.
-Ya ne bileyim, gelirim ama başka biri yok mu?
-Var var eben var. Heheh heeh heee
Gülmemek için zor tutuyordum kendimi. Ama açık veremezdim.
-Koray, Didem, hiç biride mi yok?
-Ulan pislik herif ne bok yiyorsun gene? Heh heee
-Tamam, tamam bir saat sonra ordayım, sende bir haber almaya çalış.
Meraklı gözlerle bana bakıyordu. Bir iş arkadaşıma annesinin kaza geçirdiği haberi gelmiş, oda fırlamış çıkmış hemen. Şirkette acilen yerine bakacak biri lazımmışda hemen çıkmam gerekiyormuş. Anlayış gösterdi sağolsun. Hemen bir arabaya bindirip yolladım onu. Binbir özür diledim o arada.
Yak bakalım bir cigara.
Hızlı adımlarla duraktan uzaklaştım ve bir banka oturup, sigaramı tüttürmeye başladım. Nasılda rahatlamıştım. Derin bir oh çekip yayıldım banka. Telefonum çalmaya başladı. Kim bu dedim ya, hazır rahatlamışken böylesine. Sabah beklerken arayan, netten tanıştığım diğer kız. Hah haaaaaaa ....... Ayhan Işık'ın Cingöz Recai kahkahasıydı bu. Bir daha mı? Asla. Kapattım telefonu hemen ve İstiklal'e doğru yürümeye başladım. Gün daha bitmemişti ve ben bu geceyi yanlız geçirmemeye kararlıydım.....Girdiğim ilk barda buldum birini. Hemde görerek, dokunarak, koklayarak...
kaynak:gelinliksec.com
Site Ekle - Site kayıt
SSK Siteleri - SSK siteleriyle ilgili siteler indexi
Ufo Sitesi - Ufolarla ilgili bir site
Uydu Siteleri - Uydu siteleriyle ilgilig bir site
Monoton ve yanlız bir hayat.
Yoğun ve vardiyalı bir işte çalışanlar insanın sosyal hayatının nasılda sıfır seviyesine vurduğunu bilirler. Benimde sadece bilgisayar başında geçen bir işim vardı ve her geçen gün biraz daha asosyalleştiğimi hissediyordum. Başlarda pek şikayetçi değildim ama bir akşam uyandım ve (vardiya yüzünden ben akşamları uyanırım) genç ve sağlıklı bir erkek olarak aylardır yanlız olduğumu ve buna daha fazla dayanamayacağımı anladım.
Ama ne yazık ki amiyane tabirle piyasa yapacak bir durumum yoktu. İş arkadaşlarım arasında ki kızlarda, diğer hemcinslerinden farklı olarak kendini bilgisayarlara vermiş, hiç bir kadınsı çekiciliği olmayan insanlardı.
Zaten bence güzel bir kadın, istisnalar dışında, teknik bir alanda eğitim almaz/çalışmaz.
Eskilerden birilerini aradım ama hiç biri yanlız değildi.
Kendime pek konduramıyordum ama dalga geçtiğim bazı arkadaşlarım gibi benimde internetten birilerini bulmaya çalışmaktan başka çarem kalmamıştı.
Zaten bütün gün internette çalıştığımdan kolayda olurdu (herhalde).
Kendime bir icq kurdum ve whitepage'de şansımı denemeye başladım.
Kısa bir süre içinde listem bir hayli kalabalıklaştı. Nihayet bir akşam ilk randevumu aldım.
Oldukça hoş muhabbeti olan ve ilgi alanları benimkine çok benzeyen biriydi. Birde resmini göndermişti. Yaklaşık beş ya da altı metreden çekilmiş bir resimdi. Çok, çok güzel olmamakla beraber hoş denilebilecek bir kızdı.
Bir cafede buluşacaktık. Ben işten sabah çıktığım için eve gitmeden doğru cafeye gittim. Bir saat erken gelmiştim. Açıp bir gazete okumaya başladım. Yarım saat sonunda gazetede okuyacak bir yer kalmamıştı ve bende borsa haberlerinin yer aldığı sayfayı açık bırakıp (imaj olayı), etrafı izlemeye başladım.
Uzun zamandır gündüz gözü görmemiştim. Sanki yıllardır İstanbul'dan uzakmışımda yeni gelmişim gibiydi. Her şey ne kadar güzeldi. Gelip geçen kızlarında her biri birbirinden güzeldi. İyice sabırsızlanmaya başladım.
Kararlaştırdığımız saate onbeş dakika kala telefonum çaldı. Arayan O'ydu. Nazikçe özür diliyordu geç kalacağı için. Olsundu, benim için sorun değildi.
Allah'ım ne kadarda güzel bir sesi vardı. Uykusuz olduğumdan bir kahve daha söyledim. Ayık kalmalıydım. Ama sanırım o ses için değerdi uykusuzluğa.
Telefonum tekrar çaldı. Başka biriydi. Yine netten tanıştığım bir kız. Onunda çok hoş bir sesi vardı. Hatta ilkinden daha güzel bir ses. Allah'ım dedim kendi kendime, biri yolda diğeri telefonda, neden daha önce internetin bu harika yönünden yararlanmamıştım ki? Ne vardı bunu gururuma yediremiyecek?
İşte geldi...
Nihayet kapıda göründü. Beni rahat görebilmesi için hemen kapının girişindeki masaya oturmuştum. Gördüğüm anda aklıma ilk gelen kelime şuydu: Tuttuk!!
İnanamıyordum, evet resimdeki kızdı o ama bir resim bu kadar mı yanıltıcı olur? Benim oturduğum masaya gelene kadar ki beş on saniye içinde aklımdan bir sürü şey geçti. Asla, asla bu kızla aramda bir şey olamazdı. Nasıl dolaşırdım bununla. Bir şey bulup kurtulmalıydım. Ama hayır, bu onu çok incitirdi. Yapamazdım böyle bir şey. Çaresiz bu günü onunla geçirecektim. Hiç bir şey belli etmemeliydim. Yanıma oturdu. İnsanın tanıştığı birini ilk defa görüyor olması çok zor bir şeydi. İlk bir iki dakika havadan sudan bir iki kelam ettik. Aman Allah'ım bu kız o kız olamazdı. Hiç bir dişilik emaresi olmayıp, bir çok çirkin kızı katlanır hale getiren tatlı bir dilden de mahrumdu. Oğlum dedin buldun belanı, hadi bakalım...
Tavla.
Önceden birlikte tavla oynamaya sözleşmiştik. Ortaköy'deki güzel manzaralı kahvelerden birine gittik. Manzara inanılmaz bir güzellikteydi. Etrafta bir sürü yaşıtım genç, cıvıl cıvıl güzel havanın, harika manzaranın ve birbirlerinin tadını çıkarıyorlardı. Onların arasında kendimi dahada kötü hissettim. İnsanlar sanki bana acıyan gözlerle bakıyordu. Aslan gibi boylu boslu biriyimdir ayıptır söylemesi ve bu kız benim gibi biriyle olmayı rüyasında bile görse inanmazdı herhalde. Ama ne olursa olsun bir insandı ve benim için gelmişti. Onu incitemezdim.
Üniversitenin bana kazandırdığı yeteneklerden biride tecrübeli bir tavla oyuncusu olmamdı şüphesiz. Oynamaktan hiç zevk almadığım iki grup insan vardı; bilmeyenler ve erkek olmayanlar.
Bu kız her iki grubada dahildi. Çokta yeteneksizdi. Henüz öğrenen biri bile daha iyi oynayabilirdi. Oyun benim için kabusa dönüşmüştü. Ama sabırla gülümsememi muhafaza ediyordum. Oyun sırası ona geçtiğinde zarları alıp, kapıları saya saya hamle yapmaya çalışıyordu. Sıranın tekrar bana gelmeside bir hayli sürüyordu. Bende bu arada etrafı kesiyordum.
Etraf birbirinden güzel kızlarla doluydu. Üstelik yüzlerce. Bir tanesiyle göz göze geldik. Belliki beğenmişti beni. Yanındaki arkadaşlarına bir şeyler fısıldıyordu bana bakarak. Allah'tan bizim netten çıkma hatunun sırtı dönüktü onlara. Sonra kız gülümsemeye başladı. Bende gülümsedim. Oğlum dedim bu ne şanstır ya. Ne günah işlemiştim ki? Harika bir kızla birbirimize gülücükler atıyorduk ve ben başka bir tanesinin altı dört atıpta kapı alamayışını seyrediyordum. Daha ne kadar dayanabilirim dedim kendi kendime. Saat daha birdi. Yarım saat olmuştu oyuna başlayalı ve sadece iki oyun oynayabilmiştik. İki mars yapmıştım ve üçüncüsünü yapmak için bir onbeş dakika daha dayanacak gücüm kalmamıştı. Kızda kötü oynadığını farketmişti. Sıkılmaya başlamıştı. Sıkıldıkça düşünmesi zorlaşıyor daha da kötü oynuyordu. Bir yandan da onu rahatlatmaya çalışıyordum. Sürekli açık veriyordum ama kırabilen kim?
Nihayet aklıma süper bir fikir geldi. Neden sinemaya gitmiyorduk ki? Yaklaşık iki saat karanlıkta oturup hiç konuşmayacaktık. Kimsede görmeyecekti. Hemen bütün şirinliğimle teklif ettim ve onay aldım. Kız büyülenmişti zaten. Ağzımın içine bakıyordu. Ne desem kabul etmeye hazırdı. Bunu belli de etmişti, ama ben asla ona istediği teklifi yapmayacaktım, aylardır kadın yüzü görmemiş olsamda.
Ve Yemek.
Sinemadan önce yemek yiyecektik. Hesabı istedim hemen. Bir şok da orada yaşadım. Bir kola ile bir kahveye üç buçuk milyon para istediler. Acıyla yutkunup, hiç sesimi çıkarmadan ödedim.
Bir kavşakta taksi beklemeye başladık. Yolun karşısında, gideceğimiz yönün aksine doğru bir taksi gidiyordu. İşaretimi görür görmez durdu. Öyle hızlı durduki, arkasındaki takside duramayıp bindirdi ona arkadan. Allah'ım dedim bu bir işaret mi acaba? Neler gelecekti bu gün başıma? Hemen başka bir arabaya atlayıp bir yerde yemek yedik. Belediyenin bir tesisiydi. Servis anormal ağırdı. Hemen çıkıştım şefe. Öğrendim ki o gün belediye personeli grevdeymiş. Son sekiz yıldır ilk kez grev oluyordu bu şehirde ve oda bana denk gelmişti.Kredi kartımdan tahsilat da yapmadılar. Elektrikleri kesikmiş. Ama artık hiç bir şeye şaşırmıyordum. Efendi efendi kaderime rıza gösterip sabretmeye çalıştım. Artık muhebbetde baymıştı. Anlattıklarını dinlemeden hı hı... diyerek geçiştiriyor bu kızda güzel bir şeyler görmeye çalışıyordum. Öyle ya çirkin kadın yoktu, bakımsız kadın vardı.
Kolye, küpe, bilezik, bluz, etek, ayakkabı ne varsa aynı renkteydi. Kısa boyuna ve biçimsiz vücuduna bakmadan askılı bir bluz giymişti. Uzun ve biçimsiz bir çene, çarpık dişler ve kısa kesilmiş kıvırcık saçlar........tek güzel yeri ela gözleriydi ama onuda eşşek kadar iğrenç bir gözlükle çekilmez hale getirebilmişti. Kendi kendime, Allah'ın gücüne gider oğlum dedim öyle düşünme dedim, ama karşı masadaki esmer bombayıda aynı Allah yaratmıştı ve bu kıza güzel demem onun sanatına saygısızlık olurdu. İyi bir kul değildim belki ama o gün bu kızı idare ederek vazifemi yapmıştım sanırım.
Sinema.
Yemeğin ardından Taksim'e gittik. İstiklal'de yürürken bu kadar sıkıldığımı hiç hatırlamıyorum. Ya biri görürse. Ne diyerek tanıştaracaktım. Bu kadar düştüğüne göre bayağa kötü olmalısın derlerdi şüphesiz. Helede tanıdık bir kadına görünürsem sonum demekti. O muhteşem haber alma servislerini işletirlerdi ve ertesi güne kalmadan kadın muhabbetlerinin konusunu oluverirdim. AMAN ALLAHIM!!! Hemen bir filme girmeliydik. Hangisi olursa olsundu. Yeterki çabuk olsun. Korktuğum başıma geldi. Saat üçtü ve en erken seansa daha bir buçuk saat vardı. Biletleri alalım dedi, filme kadar bir yerlerde otururuz. Olur dedim çaresizce. Nereye gidelim dedim. Seni çok hoş bir yere götüreceğim dedi, sürprizmiş...
İnanamıyordum. Bu bir şaka olmalıydı herhalde. Eski sevgilimle tanıştığımız ve ayrıldığımız cafe'deydik. Garson kız tanımıştı beni. Muhabbetimizde vardı onunla ama hiç sesini çıkarmadı. Acıyan gözlerle baktı sadece. Belkide bana öyle geliyordu ama harika bir ilişkinin başlayıp bittiği bir yerde böylesi bir durumda olmak iyice bozmuştu sinirlerimi. Artık birde sinema falan çekemezdim. Tuvalete diye kalktım masadan.
Göster tiyatral yeteneğini.
Hemen bir arkadaşı aradım. Oğludum dedim beni onbeş dakika sonra ara. Israrla neler olduğunu sormaya başladı. Hiç bir şey anlatacak durumda değildim. Dediğimi yap dedim ve kapattım telefonu. Tekrar masaya döndüm ve çok eğleniyormuşum numarasına devam ettim. Ama artık iyice bitmiştim. Bu cafe çok zor unuttuğum bazı şeyleri hatırlatıyordu. Ben he hı...lara devam ediyordum ama gözüm telefondaydı. Bir türlü çalmıyordu. Sanıırım açıklama yapmadığım için aramayacaktı. Eğer dedim kendi kedime insanı böyle bir durumda kurtaramayacaksa bir arkadaş daha neye yarar ki? Kafam allak bullak olmuştu. Bir yandanda kendime kızıyordum. Nasıl internetten biriyle olacacak kadar düşebilmiştim. Bunun gazetelerin gönül postasından ne farkı vardı. Kavun bile dibi koklanmadan alınmazdı. Kızıda boşuna ümitlendirmiştim. Offffff !!!
Nihayetinde telefon çaldı. Allah Allah dedim, şirketten arıyorlar neden acaba?
-Efendim
-Ne oluyor lan?
-Allah Allah ciddi misin?
-Ne demek ciddi misin oğlum, konuşamıyor musun?
-Taksim'deyim, peki ölmüş mü kadın?
Bu ölmüşmü kelimesini öyle bir söyledim ki, bütün cafe bana döndü. Kendimi sahneye çıkmış gibi hissediyordum. Bu iş öyle filmlerde göründüğü kadar da kolay değildi.
-Ya ne bileyim, gelirim ama başka biri yok mu?
-Var var eben var. Heheh heeh heee
Gülmemek için zor tutuyordum kendimi. Ama açık veremezdim.
-Koray, Didem, hiç biride mi yok?
-Ulan pislik herif ne bok yiyorsun gene? Heh heee
-Tamam, tamam bir saat sonra ordayım, sende bir haber almaya çalış.
Meraklı gözlerle bana bakıyordu. Bir iş arkadaşıma annesinin kaza geçirdiği haberi gelmiş, oda fırlamış çıkmış hemen. Şirkette acilen yerine bakacak biri lazımmışda hemen çıkmam gerekiyormuş. Anlayış gösterdi sağolsun. Hemen bir arabaya bindirip yolladım onu. Binbir özür diledim o arada.
Yak bakalım bir cigara.
Hızlı adımlarla duraktan uzaklaştım ve bir banka oturup, sigaramı tüttürmeye başladım. Nasılda rahatlamıştım. Derin bir oh çekip yayıldım banka. Telefonum çalmaya başladı. Kim bu dedim ya, hazır rahatlamışken böylesine. Sabah beklerken arayan, netten tanıştığım diğer kız. Hah haaaaaaa ....... Ayhan Işık'ın Cingöz Recai kahkahasıydı bu. Bir daha mı? Asla. Kapattım telefonu hemen ve İstiklal'e doğru yürümeye başladım. Gün daha bitmemişti ve ben bu geceyi yanlız geçirmemeye kararlıydım.....Girdiğim ilk barda buldum birini. Hemde görerek, dokunarak, koklayarak...
kaynak:gelinliksec.com
İnternet'te Bir Kadın
Oyunlar - Oyun siteleri indexi portalı
Psikoloji Sitesi - Psikolojiyle ilgili bir site
Rüya Tabileri - Rüya tabirleriyle ilgili bir site
Resim Siteleri 2 - Resim siteleriyle ilgili bir başka site
Resimler Sitesi - Resim siteleri indexi
Ben mi, gidip gidip evli erkeklere aşık oluyorum, yoksa sevilebilecek bütün erkekler mi evli. Salak mıyım neyim ben?. Çevremde, tanıştığım, hatta seviştiğim bunca erkek varken, ben kalkıp bir evli erkeğe mi tutuluyorum gene, nedir?. İnternet'te tesadüfen karşılaştığım bir adam, kısa bir sürede 'Sanal Sevgilim' oldu çıktı... Bir oyun olarak başlamıştık ama, iş giderek ciddileşti, gerçek sevgililer oluverdik, nasıl olduğunu bile anlayamadan. Oysa, artık kimseyi sevemeyeceğimi, hatta hayatımın bile bittiğini, geleceğimin noktalandığını sanıyordum ben.
Üniversiteyi bitirip mimar olduğum zamanları hatırlıyorum da, ne ümitlerle atılmıştım hayata. Güzel bir kadınım da aslında. Etrafımda, yakışıklı bir sürü genç fır dönüyordu. Kendime güvenim tamdı.
Birkaç arkadaş birleşip bir büro kurmuştuk. Önceleri her şey yolunda gidiyor gibiydi. Bir kaç güzel iş bile almıştık.
Günün birinde, etrafımdaki gençlerden birisiyle de evleniverdim. Doğrusu aranırsa, ona aşık filan da olmuş değildim. Hayatımı bir düzene koymuştum ya, ailem de evlenip bir yuva kurmamı istiyordu ya, evlenip o işi de bitirebilirdim artık. Evlendim ben de.
Evliliğimin ilk altı ayı hiç de fena değildi doğrusu. Mutluydum bile diyebilirim. Belki de mutluluğun ne demek olduğunu pek bilmiyordum, hiç bir zaman da öğrenemedim ya zaten.
Ne oldu, nasıl oldu pek anlayamadım doğrusu. Bütün evliliklerde bu böyle mi olur, bilemiyorum. Bir sabah, uyandığımda, yanımda yatanın, hiç tanımadığım bir yabancı olduğunu fark ediverdim. Evli olduğum adam, evlendiğim adam değildi artık.
Talihim aniden mi dönüverdi; yoksa evliliğimde ters giden bir şeylerin başlamasının verdiği olumsuzluklar, işlerime de mi yansıdı nedir, işlerimiz de ters gitmeğe başlamıştı. Önce kurduğumuz ortaklık dağıldı. İşler, arzu edilen şekilde yürümemeğe başladıktan sonra bu kaçınılmazdı da, evliliğimin bir kabusa dönüşmesindeki etken neydi, onu pek anlayamadım doğrusu.
Bütün, yaşam sevgim, umutlarım, daha ben ne olduğunu anlayamadan, yavaş yavaş kaybolup gitti. Şartlandırıldığımız, aile anlayışı mı, yoksa asırlardır yıkanmış beyinlerimizin bizi zorlaması mı bilemiyorum. Sekiz sene daha evli kaldım bu, evime, yatağıma girip çıkan yabancıyla. Aman Tanrım, nasıl bir yaşam, nasıl bir kabustu bu. Gençliğimi alıp götüren, anlamsız, beklentisiz, kapkaranlık, o sekiz seneye nasıl katlandım, nasıl devam ettirdim hâlâ inanamıyorum. Sonunda, daha fazla dayanamayacağımı anladım, ayrıldık tabii. Ayrılınca, her şeyin düzeleceğini, işlerimin bile yoluna gireceğini sanıyordum. Pek de öyle olmadı. Evet, üstümden büyük bir yük kalkmış gibiydi ama içimde bir şeyler yıkılmıştı. Büyük bir boşluk içine düşmüş gibiydim. Ne olduğunu bile bilmediğim bir arayış içinde, avare bir hayat başlamıştı benim için.
İşte tam da o sıralarda, benim dul bir kadına dönüşüverdiğim, o karışık, o pek de anlayamadığım, ruh hali içine yuvarlandığım, yalnızlığın bütün benliğimi sarıverdiği o buhranlı günlerimde, Onunla karşılaştım. Yıllardır, içimde bir yerlerde saklanmış, sinmiş olan o sevecen, o ihtiraslı kadın çıkıverdi ortaya. Aşka da öylesine susamışım ki; Onun sunduğu pınardan kana kana içtim aşkı diyebilirim. Onun başka bir kadınla evli olduğunu öğrenmemin bile aşkıma bir etkisi olmadı. Onun hayatında, ikinci kadın olarak kalmaya razıydım ben. Elde ettiğim, bedensel ve ruhsal doyum bana yetiyor gibiydi. Ne de olsa, şu yitirilmiş seneler boyunca, aşkı hatta kadınlığımı bile unutmuş gibiydim. Şimdi yeniden kendi kendime, kendi gerçek benliğime, kavuştuğumu hissediyor, yeniden canlanan bir umut ve mutluluk denizinin çılgın dalgaları arasında, yuvarlanıp gidiyordum. Beklenen beyaz atlı prense kavuşmuştum ya, onu kaybetme ihtimalini aklıma bile getirmiyor, bu büyük aşkın, sonsuza kadar böylece sürüp gideceğini sanıyordum. Buna da öylesine bir inandırmıştım ki kendimi...
Ama olmadı işte... Bir sabah uyandığımda, O, yoktu yanımda artık. Dönmemecesine çekip gitmişti. İnanamadım bir türlü. Kabullenemedim daha doğrusu. Böylesine inandığım, belki de kendimi inandırdığım o büyük aşk, nasıl bu kadar basit bir şekilde sona erebilirdi ki. Bu büyük aşkın, ancak ölümle noktalanabileceğini sanıyordum ben. İnanır mısınız, içimdeki ben, o gün öldü işte. Ondan sonraki hayatımda gerçek benliğim yoktu, ben, ben değildim artık...Ben, ben'i başka bir ben'e terk etmiştim. Ama, tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi de bağlanmıştım bu yeni ben'e de. İnsan, böyle bir hayata alıştı mı, belki kendinden nefret edebiliyor ama terk edemiyor da bu hayatı. 'Battıkça batıyor insan' filan demeyeceğim; yok öyle bir şey. İnsan, alışınca, zevk almağa başlıyor, terk edemiyor bu hayatı bir türlü. Bir süre bocalanıyor, yadırganıyor belki ama, sonrasında da öylesine bir alışılıyor, öylesine bir, bu hayatın kadını olup çıkılıyor ki, dünya umurunda olmuyor insanın. Belki de bir öç alış, hatta kendini bir cezalandırış var bu boş vermişlikte. Geri de dönüşü yok bunun. Hoş, geri dönmeyi isteyen de yok galiba, bir kere alışınca. İçimdeki ben ölmüştü ama yerine geçen bu kadından da hiç şikayetçi değildim doğrusu. Bazı çılgın gecelerin ardından, sabah uyandığım zaman, yanımda yatan, bana hiç bir şey ifade etmeyen çıplak yabancıları, biraz da şaşkınlıkla seyrederken, bazen içim bulanır gibi oluyor. Ama bu, pek âlâ, akşam fazla kaçırdığım içkinin etkisiyle de olabilirdi tabii.
Öylesine bir dağıldım, öylesine bir dağıttım ki. Ailem bile bu sefih yaşantıma daha fazla göz yumamayıp terk etti beni. O dayanılmaz, o çaresiz yalnızlığımı giderebilmek, belki de O'ndan bir parça bulabilmek ümidiyle, birlikte olduğum erkeklerin hiç birisi, bana cinsel bir hazdan fazlasını veremiyordu, ne yazık ki. Aradığım şeyi bulamıyordum bir türlü. Hoş ne aradığımı da bildiğim yoktu ya.
İnternet'in, kadınlara, hele benim gibi dağıtmış, yalnız kadınlara, sunduğu cinsel olanakların farkına da işte tam o sıralarda vardım. İnanır mısınız, bu sihirli kutunun olanaklarını kullanmayı öğrenince, şöyle sohbet odalarında küçük bir arayış, çet mi, çat mı her ne ise işte, orada bekleşen erkeklere verilen küçük bir kaç pas, o anki ruh halinize uygun bir erkekle tanışıp yatağınıza bile almanız için yeterli olabiliyor. Oralarda tanışıp birlikte olduğumuz kimseler de çoğunlukla kısa, günü birlik ilişkiler arayan, sonrasında ortadan kayboluveren adamlar oldukları için, başınızın birisiyle belaya girmesi de pek nadir rastlanan bir şey. Zaten bu işte ustalaştıktan sonra, daha ilişkinin başında, böylelerini kolayca fark edip uzak durmak da pek zor olmuyor.
Şuradan buradan bulduğum, başkasına ait projeleri yetiştirmek için sabahlara kadar çalışıyor, aldığım parayı da yemekten çok, içki ve sigaraya veriyordum. Sigara dedim de aklıma geldi: Benim internet dünyasında bulduğum, Sanal Sevgilim, bir gün: " Sevgilim" demişti bana, "Kendini harap ettiğini fark ediyorum. İşten başını kaldır, bir sigara molası ver de iki lâf edelim." Cevap vermiştim ona: "Benim, sigara içme molası değil, ancak sigara içmeme molası vermem söz konusu olabilir. Benim dudaklarımdan sigara hiç eksik olmaz ki."
Aslında, bu 'Sanal Sevgili' lafı da onun tercihi. Gene dağıttığım, İnternet'in o müsait ortamında bir şeyler arandığım günlerden birinde, bir sohbet odasında karşılaşmıştık, bu Sanal Sevgiliyle... Gecenin çok geç saatlerinde, sohbet odalarından birinde, aslında pek de geyik muhabbetini aşmayan, sözde bir edebiyat tartışması başlamıştı. Birden bire, bambaşka şeyler söyleyen, alışılmadık yaklaşımları olan biri karıştı aramıza. Sohbete katılanların hepsi, onun bu alışılmadık, değişik yaklaşımlarına, tepki göstermiş, ona karşı bir cephe oluşturmuş gibiydiler. Aslında ilk defa karşılaşıyorduk onunla. Nedendir bilinmez, belki de içimde sakladığım, o gizli isyanın etkisiyle, ona karşı bir yakınlık, bir dostluk hissettim. Onun yanında yer aldığımı belirten, bir kaç laf ettim galiba. Bana döndü ve:
-"Siz bir kadınsınız galiba?" Dedi.
Cinselliğimi ön plana çıkaran bu soru karşısında alındım mı nedir:
-"Evet!" Diye yanıtladım. "Erkekler arasında sürüp giden bir tartışmada kadınlara yer yok mu?" Gibisinden bir şeyler söyledim.
Ve her şey oracıkta başladı işte. İlk konuşmamızdı bu. Takip eden günlerde, birbirimize mesajlar göndermeğe başladık. O, bana e-kartlar, çok hoş e- mailler atmağa başladı. Hoşuma gidiyordu mektupları. Ben de benzer şekilde mektuplar yazmağa, kartlar göndermeğe başladım. Aramızda sıcak bir arkadaşlık, ne bileyim ben, arkadaşlıktan da öte bir duygusal yakınlık gelişmeğe başladı. Farkında bile olmadan, liseli aşıkların o duygusallık yüklü, o tertemiz, o masum, o içli aşk mektuplarına dönüştü yazışmalarımız.
Gerçek hayatımın tamamen dışında, bir rüya, bir hayal ortamında, bambaşka bir kadındı bu yazışmalara katılan aslında. Gerçek hayatımdaki o karmaşık, o kaybedilmiş aşkın artıkları ile yetinmeğe çalışan kadın, bilgisayarında, Sanal Sevgilisinin mesajları ile karşılaşınca, duygusal, seven, genç, saf bir kıza dönüşüveriyordu, her nasılsa. Geçek hayatımın karmaşası, dağılmışlığı, hatta iğrendiğim diyebileceğim sefahati dışında bambaşka bir ben oluyordum, orada. Bilgisayarımı, bir genç kız heyecanıyla açıyor, ondan gelmiş bir kart, bir mektup bulmak ümidiyle yanıp tutuşuyordum. 'Bu nasıl olur?' diye düşünüyordum zaman zaman. Bilgisayar ortamının o bilinmez esrarlı dünyasında, eski 'Ben' mi canlanıyordu yeniden, nedir? Bazen bu büyüden kurtulmak için, inadına açmıyordum bilgisayarımı, unutmağa, kurtulmağa çalışıyordum ondan. Onun da evli, hatta yaşlı bir erkek olduğunu da öğrenmiştim. Ben de pek genç sayılmazdım, otuzu çoktan geçmiştim. Hatta ruhen, yaşlı bir kadın sayılırdım. Yaşı umurumda değildi ama, başka, bambaşka bir engel vardı, bununla da aramızda. 'Aman yarabbi!' diyordum. 'Başka evli bir erkek daha mı?' Hayır, bu kadarını kaldıramazdım artık. Yoksa bu 'Sanal Sevgili'de bulduğum, konuştuğum da O muydu?.. Hani, o aniden kaybediverdiğim büyük aşkım mıydı? O'nunla yazıştığımı mı sanıyordum, benliğimin gizli bir yerinde.
Bazen bayağı alıştığımı, hatta aşık olduğumu fark eder gibi oluyordum, bu Sanal Sevgiliye yazdığım mektuplara yansıyan, ifadelerde. O zaman panikliyor, bu sanal ortamdaki buluşmalarımıza, yazışmalarımıza ara veriyor, gerçek hayatımda önüme çıkanların peşinde, yataklarında arıyordum kurtuluşu. Ama bir sürü hayal kırıklığı, bir sürü anlamsız ilişkiden sonra, süklüm püklüm dönüyordum ona tekrar.
Melek miydi bu adam, yoksa manyağın birisi mi? Her seferinde, beni daha da büyük bir sevgi ve anlayışla bağrına basıyor, benim içinde bulunduğum bunalımın farkında bir yaklaşımla, inanılmaz bir şekilde: "Senin mutluluğun önemli benim için." diyordu. Benim için bir şeyler yapmak, beni mutlu etmek için çırpındığını hissediyor, buna şaşırıyordum da. Bir erkek, nasıl olurdu da hiç bir şey beklemeden, bir kadını böylesine platonik bir aşkla sevebilirdi ki?.. Yok yok, bu aşk pek öyle platonik filan da değildi doğrusu... Mektuplarının içine ustaca ve kibarca gizlediği o büyük ihtirası fark etmemem olanaksızdı. Böylesi mektuplarını okurken, benim de bakire bir genç kız gibi heyecanlanmam şaşırtıyordu beni. Hem bu cinsel heyecanın, bambaşka, yaşayıp gittiğim cinsel beraberliklerdekinden daha değişik bir zevki olduğunun da farkındaydım. Ve çok da hoşlanıyordum bundan.
Her zaman:
-"Benim senden bir beklentim yok ki," derdi. "Bu hayal, bu masal dünyasında, gençliğimin, o temiz, o beklentisiz duygusallığını yeniden yaşatıyorsun bana. Ben, bir masal dünyasının peri kızını buldum, aşık oldum ona. Bilgisayar denen bu sihirli kutuda, sesini bile duymadığım halde, bir büyü gerçekleşti. Bir sihirbazın büyülü küresinden ulaşıyor gibiyim sana."
Kızıyordum, ona o zamanlar:
-"Ama" diyordum. "Sen, beni tanımıyorsun bile. Bir kadın olduğum dışında bir bilgin yok benim hakkımda. Bana nasıl aşık olabilirsin ki? Gerçek dışı bir ilişki, bir hayal bu. Hani, bari gerçeğe dönüşebilseydi, belki..."
Aptal herif, benim bu sözlerimdeki daveti bile algılayamıyor, yahut da algılamak istemiyordu. Nasıl bir adamdı bu. Sevgime, bir de merak karışmasın mı?...
-"Aşık olduğum kişinin bir kadın olması doğal bir şey," diye yanıtlıyordu salak. "Ben bir erkeğim, sevgilimin bir kadın olması çok doğal, ne var bunda?"
-"Ama,"diyordum. "Tanımıyorsun, nasıl biri olduğumu bile bilmiyorsun. Bu nasıl olur?.."
-"Ama ben," diyordu o, "mektuplarında yazdıklarından, hatta yazmadıklarından tanıdım artık. Bana yazdığın mektupların satır aralarında okuyabiliyorum seni. Söylemediklerini, söylemek istemediklerini bile... Sende, ruhuma ulaşan, orada benimle bütünleşen, belki de senin bile bilmediğin, tanımadığın bir kadın var. İşte ben, o kadına aşık oldum."
Sonrasında, bana anlatmağa çalıştığı ben'i, ben de tanır gibi oluyordum. Çok uzaklarda kalan, liseden tanıdığım, üniversite sıraları arasında kaybettiğim genç kızdı o anlatmaya çalıştığı, aşık olduğu kadın galiba. Ama o ölmemiş miydi? Öldürmemişler miydi onu?.
Bir gün:
-"Bak sevgilim" dedim ona.
Evet, 'sevgilim' diyordum artık ona. Delirmiş olmalıyım...
-"Ben, senin sandığın, hayalinde canlandırdığın kadın değilim," diye devam ettim. "Gerçekten tanısaydın beni, sevmezdin; belki nefret bile ederdin benden."
O:
-"Hiç mühim değil" diye cevap verdi. "Ben seni, sende bulduğum Sanal Sevgilimi, kendime göre şekillendirdim. O'na bir karakter, bir kimlik yükledim; benim aşık olduğum kadın o. Senin, o olmaman benim için ne fark ettirir ki. Bana, o içli aşk mektuplarını yazan, benimle konuşan o işte. Gerçek hayatında kim ve ne olduğun beni neden ilgilendirsin ki. Sen, nasıl mutlu oluyorsan, o şekilde yaşamaya devam et. Ben, bu sanal ortamda tanıyıp sevdiğim o kadına aşığım ve o'nun sen olduğundan da eminim. Sen, kendini başkası sansan da bu gerçek değişmez ki..."
Bu adam deli ayol. Yeni yeni fark ediyorum ama, gerçekten de mektuplarında bana birkaç masum öpücük göndermenin dışında, cinsel bir talebi, hatta bir birlikte olma arzusu bile belirtmemişti henüz. Bir gün bütün cesaretimi topladım ve açıkça:
-"Gerçek dünyada da buluşalım seninle," dedim.
İnanır mısınız, kabul etmedi adam ayol... İşte ilk defa da o zaman:
- "Sen, benim Sanal Sevgilimsin" dedi bana. "Bırak, bu ilişki, bu sanal ortamda böylece sürüp gitsin. Biz 'Sanal Sevgililer' olarak kalalım seninle, sonuna kadar."
İnanamadım. ısrar ettim. Kesin bir:
-"Hayır" cevabı aldım. "Olmaz" dedi." Şu anda o kadar güzel, o kadar erişilmez bir aşk yaşıyoruz ki, bu büyünün bozulmasına, bu güzel ilişkinin yıpranmasına dayanamam ben."
-"Neden?" Diye ısrar ettim. "Bunu nereden biliyorsun ki? Belki de bu ayrılık acısına bir son vermiş, kavuşmuş oluruz."
-"Ya tersi olursa ne yaparız?" Diye yanıtladı. "Dayanamam ben buna... Yaşamımızın bundan sonrasında, bir daha da bulamayacağımızdan emin olduğum, böylesine büyük, böylesine güzel, böylesine gizemli bir aşkı kaybetmeyi göze alamam ben. Ya, görünce, benden hoşlanmazsan... Daha da mühimi, ya ben seni umduğum gibi bulamayıp, beğenmeyiverirsem..."
Dedim ya, bu adam deli. Beni, İnternet ortamında da olsa, reddeden ilk erkek de o oldu galiba. Biliyor musunuz? Bu reddedilişin, bana verdiği mutluluğu anlatamam. Deli miyim ne?..
Zavallı Sanal Sevgilim... Beni kaybetmemek için ret ettiği, benimle olma imkânına, sonradan çok yanmıştır. Çünkü bir gün ben, terk ediverdim onu.
Evet bir akşam, bir sohbet odasında buluşup karşılıklı konuşabilmek istemişti benimle. Benim gerçek hayatımın karmaşası ve iş zorunluluklarım, ayni anda bilgisayar başında olmamıza olanak vermiyordu pek. Aynı saatte buluşmamızı kolaylaştırmak için ona, cep telefonumun numarasını vermiştim. O telefonumu çaldıracak, ben de onun o saatte bilgisayarı başında olduğunu anlayarak bilgisayarımı açacaktım. Karşılıklı konuşma, hayır daha doğrusu yazışma, imkanına kavuşacaktık böylece sözde...
Ama gene, berbat ettim bu anlaşmayı da ben. Bir kaç gün sonraydı galiba, belli bir saatte, bir sohbet odasında buluşmak için sözleşmiştik. Gerçek hayatımın karmaşası içinde unutuvermişim işte. O saatte, gerçek hayatımın, o anlamsız sevgililerimden birisiyle buluşmağa gitmeye kalkmayayım mı? Galiba sarhoştum da. Her neyse, tam buluşmaya gittiğim sırada telefonum çaldı. Ben, nasıl olduysa, açıverdim telefonu. Sözde hiç konuşmayacak, birbirimizin sesini bile duymayacaktık. Benim sesimi duyunca, galiba o da şaşırdı biraz. Bariton bir erkek sesi titreşti telefonda:
-"Şey" diye mırıldandı. "Bendim arayan. Seni bekliyordum bilgisayarın başında. Sözleşmiştik buluşmağa seninle de... Merak ettim aradım seni... Neden geciktin?"
O anı ve o anda hissettiklerimi anlatamam, çünkü ben de bilemiyorum pek. Kocasını aldatırken yakalanan bir kadının içine düştüğü büyük panik içindeydim. Saçmaladım:
-"Aniden, bir arkadaşımın bana çok ihtiyacı olduğunu öğrendim. Ona gitmeğe mecbur kaldım. Sana haber verme imkânı da bulamadım. Affedersin..." Diyebildim sadece.
O, hemen anladı gerçeği, gene her zamanki sakin haliyle:
-"Mühim değil," dedi. "Sadece merak etmiştim seni. Gelemeyeceksin anlaşılan?"
-"Maalesef..." diyebildim galiba.
Ama o ses, o erkek sesi, kulaklarıma yapıştı kaldı. Tekrar tekrar çınladı durdu kulaklarımda... Hayal gerçeğe, Sanal Sevgili, gerçek bir sevgiliye dönüşüvermişti birden bire. Bu adam, bir gerçek, yakınımda bir yerlerde yaşayan, sevilen bir erkekti artık.
Ve birden bire içimdeki, o çok eskilerde kaybettiğim, gerçek ben'in isyanı ile titredim. Ben ne yapıyordum Allah aşkına!.. Yeniden ümitsiz bir aşkın pençesine takılıp o ızdırap ve özlem dolu günlere mi dönecektim yeniden. İçimde bir yerlerde gizli, hâlâ temiz kalmış o içli, o saf kız izin veremezdi buna. Bu Sanal Sevgiliye aşık olan da oydu aslında. O kız, sevdiği adama ihanet edemez, onu aldatamazdı. Başka bir ümidi de olmasa bile... İçimden, ta derinlerde bir yerden : "Bitir bu işi!" Diye, feryat figan çırpınıp duruyordu, o aptal: "Bunu yapmamalıyım, onun, masallarda rastlanabilecek, bu temiz aşkını böylesine suiistimal etmemeliyim." Diyordu durmadan.
Bir kaç gün sonra, ani bir kararla, bilgisayarın başına geçip 'artık bu sanal aşk masalının bittiğini' yazdım ona. "Senin sesini duydum." Dedim ona. "Gerçek olduğunu öğrendim artık. Böylesine ümitsiz bir aşkı, tekrar yaşayabilecek, yürütebilecek gücüm yok benim. Ben, buna dayanamayacak kadar yaşlı bir kadınım ve sana uymak, seninle devam etmek benim gücümü aşıyor.." Bir şeyler daha söyledim galiba ama, onun söylediklerime bir mana, bu ani ayrılığa bir anlam veremeyeceğini de çok iyi tahmin edebiliyordum. Çok kararlıydım o an. Onun ne kadar üzüleceğini, hatta yıkılacağını da biliyordum tabii... Oh olsun işte!.. Benim, onun sandığı kadın olmadığımı kaç kere anlatmağa çalıştım ona. Sevmeseydi beni. Ne yapalım yani?!. İyi de, ben de sevmemiş, ümitsiz bir aşkla bağlanmamış mıydım ona. İşte bu gerçek beni, daha da çok kızdırıyor ya... Benim, ümitsiz bir aşk içinde kıvranıp mahvolmamın sebebi, bu geleceği olmayan, büyük aşklar değil mi yani? Ben, normal bir kadın, bir insan değil miyim? Neden bu, hep de benim başıma geliyor ki? Yoksa ben, herkesten fazla mı kapılıveriyorum, herkesten fazla mı ciddiye alıyorum aşkı?..
Bu, ani terk ediş, bir zamanlar terkedilmiş olmanın bir nevi intikamı da oluyordu galiba.
Bilgisayarımı, son defa olarak kapattıktan sonra, bir şey çok şaşırttı beni. Ellerimin üstünde, bilgisayarım ve masamın üstündeki kağıtlarda küçük damlacıklar vardı. Birileri ağlıyor muydu ne? Ağlayan, bu aptal kadın ben değildim, ben olamazdım.
Peki, kimdi bu ağlayan kadın?!..
Kaynak : www.erkekadam.com
gelinliksec.com
Psikoloji Sitesi - Psikolojiyle ilgili bir site
Rüya Tabileri - Rüya tabirleriyle ilgili bir site
Resim Siteleri 2 - Resim siteleriyle ilgili bir başka site
Resimler Sitesi - Resim siteleri indexi
Ben mi, gidip gidip evli erkeklere aşık oluyorum, yoksa sevilebilecek bütün erkekler mi evli. Salak mıyım neyim ben?. Çevremde, tanıştığım, hatta seviştiğim bunca erkek varken, ben kalkıp bir evli erkeğe mi tutuluyorum gene, nedir?. İnternet'te tesadüfen karşılaştığım bir adam, kısa bir sürede 'Sanal Sevgilim' oldu çıktı... Bir oyun olarak başlamıştık ama, iş giderek ciddileşti, gerçek sevgililer oluverdik, nasıl olduğunu bile anlayamadan. Oysa, artık kimseyi sevemeyeceğimi, hatta hayatımın bile bittiğini, geleceğimin noktalandığını sanıyordum ben.
Üniversiteyi bitirip mimar olduğum zamanları hatırlıyorum da, ne ümitlerle atılmıştım hayata. Güzel bir kadınım da aslında. Etrafımda, yakışıklı bir sürü genç fır dönüyordu. Kendime güvenim tamdı.
Birkaç arkadaş birleşip bir büro kurmuştuk. Önceleri her şey yolunda gidiyor gibiydi. Bir kaç güzel iş bile almıştık.
Günün birinde, etrafımdaki gençlerden birisiyle de evleniverdim. Doğrusu aranırsa, ona aşık filan da olmuş değildim. Hayatımı bir düzene koymuştum ya, ailem de evlenip bir yuva kurmamı istiyordu ya, evlenip o işi de bitirebilirdim artık. Evlendim ben de.
Evliliğimin ilk altı ayı hiç de fena değildi doğrusu. Mutluydum bile diyebilirim. Belki de mutluluğun ne demek olduğunu pek bilmiyordum, hiç bir zaman da öğrenemedim ya zaten.
Ne oldu, nasıl oldu pek anlayamadım doğrusu. Bütün evliliklerde bu böyle mi olur, bilemiyorum. Bir sabah, uyandığımda, yanımda yatanın, hiç tanımadığım bir yabancı olduğunu fark ediverdim. Evli olduğum adam, evlendiğim adam değildi artık.
Talihim aniden mi dönüverdi; yoksa evliliğimde ters giden bir şeylerin başlamasının verdiği olumsuzluklar, işlerime de mi yansıdı nedir, işlerimiz de ters gitmeğe başlamıştı. Önce kurduğumuz ortaklık dağıldı. İşler, arzu edilen şekilde yürümemeğe başladıktan sonra bu kaçınılmazdı da, evliliğimin bir kabusa dönüşmesindeki etken neydi, onu pek anlayamadım doğrusu.
Bütün, yaşam sevgim, umutlarım, daha ben ne olduğunu anlayamadan, yavaş yavaş kaybolup gitti. Şartlandırıldığımız, aile anlayışı mı, yoksa asırlardır yıkanmış beyinlerimizin bizi zorlaması mı bilemiyorum. Sekiz sene daha evli kaldım bu, evime, yatağıma girip çıkan yabancıyla. Aman Tanrım, nasıl bir yaşam, nasıl bir kabustu bu. Gençliğimi alıp götüren, anlamsız, beklentisiz, kapkaranlık, o sekiz seneye nasıl katlandım, nasıl devam ettirdim hâlâ inanamıyorum. Sonunda, daha fazla dayanamayacağımı anladım, ayrıldık tabii. Ayrılınca, her şeyin düzeleceğini, işlerimin bile yoluna gireceğini sanıyordum. Pek de öyle olmadı. Evet, üstümden büyük bir yük kalkmış gibiydi ama içimde bir şeyler yıkılmıştı. Büyük bir boşluk içine düşmüş gibiydim. Ne olduğunu bile bilmediğim bir arayış içinde, avare bir hayat başlamıştı benim için.
İşte tam da o sıralarda, benim dul bir kadına dönüşüverdiğim, o karışık, o pek de anlayamadığım, ruh hali içine yuvarlandığım, yalnızlığın bütün benliğimi sarıverdiği o buhranlı günlerimde, Onunla karşılaştım. Yıllardır, içimde bir yerlerde saklanmış, sinmiş olan o sevecen, o ihtiraslı kadın çıkıverdi ortaya. Aşka da öylesine susamışım ki; Onun sunduğu pınardan kana kana içtim aşkı diyebilirim. Onun başka bir kadınla evli olduğunu öğrenmemin bile aşkıma bir etkisi olmadı. Onun hayatında, ikinci kadın olarak kalmaya razıydım ben. Elde ettiğim, bedensel ve ruhsal doyum bana yetiyor gibiydi. Ne de olsa, şu yitirilmiş seneler boyunca, aşkı hatta kadınlığımı bile unutmuş gibiydim. Şimdi yeniden kendi kendime, kendi gerçek benliğime, kavuştuğumu hissediyor, yeniden canlanan bir umut ve mutluluk denizinin çılgın dalgaları arasında, yuvarlanıp gidiyordum. Beklenen beyaz atlı prense kavuşmuştum ya, onu kaybetme ihtimalini aklıma bile getirmiyor, bu büyük aşkın, sonsuza kadar böylece sürüp gideceğini sanıyordum. Buna da öylesine bir inandırmıştım ki kendimi...
Ama olmadı işte... Bir sabah uyandığımda, O, yoktu yanımda artık. Dönmemecesine çekip gitmişti. İnanamadım bir türlü. Kabullenemedim daha doğrusu. Böylesine inandığım, belki de kendimi inandırdığım o büyük aşk, nasıl bu kadar basit bir şekilde sona erebilirdi ki. Bu büyük aşkın, ancak ölümle noktalanabileceğini sanıyordum ben. İnanır mısınız, içimdeki ben, o gün öldü işte. Ondan sonraki hayatımda gerçek benliğim yoktu, ben, ben değildim artık...Ben, ben'i başka bir ben'e terk etmiştim. Ama, tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi de bağlanmıştım bu yeni ben'e de. İnsan, böyle bir hayata alıştı mı, belki kendinden nefret edebiliyor ama terk edemiyor da bu hayatı. 'Battıkça batıyor insan' filan demeyeceğim; yok öyle bir şey. İnsan, alışınca, zevk almağa başlıyor, terk edemiyor bu hayatı bir türlü. Bir süre bocalanıyor, yadırganıyor belki ama, sonrasında da öylesine bir alışılıyor, öylesine bir, bu hayatın kadını olup çıkılıyor ki, dünya umurunda olmuyor insanın. Belki de bir öç alış, hatta kendini bir cezalandırış var bu boş vermişlikte. Geri de dönüşü yok bunun. Hoş, geri dönmeyi isteyen de yok galiba, bir kere alışınca. İçimdeki ben ölmüştü ama yerine geçen bu kadından da hiç şikayetçi değildim doğrusu. Bazı çılgın gecelerin ardından, sabah uyandığım zaman, yanımda yatan, bana hiç bir şey ifade etmeyen çıplak yabancıları, biraz da şaşkınlıkla seyrederken, bazen içim bulanır gibi oluyor. Ama bu, pek âlâ, akşam fazla kaçırdığım içkinin etkisiyle de olabilirdi tabii.
Öylesine bir dağıldım, öylesine bir dağıttım ki. Ailem bile bu sefih yaşantıma daha fazla göz yumamayıp terk etti beni. O dayanılmaz, o çaresiz yalnızlığımı giderebilmek, belki de O'ndan bir parça bulabilmek ümidiyle, birlikte olduğum erkeklerin hiç birisi, bana cinsel bir hazdan fazlasını veremiyordu, ne yazık ki. Aradığım şeyi bulamıyordum bir türlü. Hoş ne aradığımı da bildiğim yoktu ya.
İnternet'in, kadınlara, hele benim gibi dağıtmış, yalnız kadınlara, sunduğu cinsel olanakların farkına da işte tam o sıralarda vardım. İnanır mısınız, bu sihirli kutunun olanaklarını kullanmayı öğrenince, şöyle sohbet odalarında küçük bir arayış, çet mi, çat mı her ne ise işte, orada bekleşen erkeklere verilen küçük bir kaç pas, o anki ruh halinize uygun bir erkekle tanışıp yatağınıza bile almanız için yeterli olabiliyor. Oralarda tanışıp birlikte olduğumuz kimseler de çoğunlukla kısa, günü birlik ilişkiler arayan, sonrasında ortadan kayboluveren adamlar oldukları için, başınızın birisiyle belaya girmesi de pek nadir rastlanan bir şey. Zaten bu işte ustalaştıktan sonra, daha ilişkinin başında, böylelerini kolayca fark edip uzak durmak da pek zor olmuyor.
Şuradan buradan bulduğum, başkasına ait projeleri yetiştirmek için sabahlara kadar çalışıyor, aldığım parayı da yemekten çok, içki ve sigaraya veriyordum. Sigara dedim de aklıma geldi: Benim internet dünyasında bulduğum, Sanal Sevgilim, bir gün: " Sevgilim" demişti bana, "Kendini harap ettiğini fark ediyorum. İşten başını kaldır, bir sigara molası ver de iki lâf edelim." Cevap vermiştim ona: "Benim, sigara içme molası değil, ancak sigara içmeme molası vermem söz konusu olabilir. Benim dudaklarımdan sigara hiç eksik olmaz ki."
Aslında, bu 'Sanal Sevgili' lafı da onun tercihi. Gene dağıttığım, İnternet'in o müsait ortamında bir şeyler arandığım günlerden birinde, bir sohbet odasında karşılaşmıştık, bu Sanal Sevgiliyle... Gecenin çok geç saatlerinde, sohbet odalarından birinde, aslında pek de geyik muhabbetini aşmayan, sözde bir edebiyat tartışması başlamıştı. Birden bire, bambaşka şeyler söyleyen, alışılmadık yaklaşımları olan biri karıştı aramıza. Sohbete katılanların hepsi, onun bu alışılmadık, değişik yaklaşımlarına, tepki göstermiş, ona karşı bir cephe oluşturmuş gibiydiler. Aslında ilk defa karşılaşıyorduk onunla. Nedendir bilinmez, belki de içimde sakladığım, o gizli isyanın etkisiyle, ona karşı bir yakınlık, bir dostluk hissettim. Onun yanında yer aldığımı belirten, bir kaç laf ettim galiba. Bana döndü ve:
-"Siz bir kadınsınız galiba?" Dedi.
Cinselliğimi ön plana çıkaran bu soru karşısında alındım mı nedir:
-"Evet!" Diye yanıtladım. "Erkekler arasında sürüp giden bir tartışmada kadınlara yer yok mu?" Gibisinden bir şeyler söyledim.
Ve her şey oracıkta başladı işte. İlk konuşmamızdı bu. Takip eden günlerde, birbirimize mesajlar göndermeğe başladık. O, bana e-kartlar, çok hoş e- mailler atmağa başladı. Hoşuma gidiyordu mektupları. Ben de benzer şekilde mektuplar yazmağa, kartlar göndermeğe başladım. Aramızda sıcak bir arkadaşlık, ne bileyim ben, arkadaşlıktan da öte bir duygusal yakınlık gelişmeğe başladı. Farkında bile olmadan, liseli aşıkların o duygusallık yüklü, o tertemiz, o masum, o içli aşk mektuplarına dönüştü yazışmalarımız.
Gerçek hayatımın tamamen dışında, bir rüya, bir hayal ortamında, bambaşka bir kadındı bu yazışmalara katılan aslında. Gerçek hayatımdaki o karmaşık, o kaybedilmiş aşkın artıkları ile yetinmeğe çalışan kadın, bilgisayarında, Sanal Sevgilisinin mesajları ile karşılaşınca, duygusal, seven, genç, saf bir kıza dönüşüveriyordu, her nasılsa. Geçek hayatımın karmaşası, dağılmışlığı, hatta iğrendiğim diyebileceğim sefahati dışında bambaşka bir ben oluyordum, orada. Bilgisayarımı, bir genç kız heyecanıyla açıyor, ondan gelmiş bir kart, bir mektup bulmak ümidiyle yanıp tutuşuyordum. 'Bu nasıl olur?' diye düşünüyordum zaman zaman. Bilgisayar ortamının o bilinmez esrarlı dünyasında, eski 'Ben' mi canlanıyordu yeniden, nedir? Bazen bu büyüden kurtulmak için, inadına açmıyordum bilgisayarımı, unutmağa, kurtulmağa çalışıyordum ondan. Onun da evli, hatta yaşlı bir erkek olduğunu da öğrenmiştim. Ben de pek genç sayılmazdım, otuzu çoktan geçmiştim. Hatta ruhen, yaşlı bir kadın sayılırdım. Yaşı umurumda değildi ama, başka, bambaşka bir engel vardı, bununla da aramızda. 'Aman yarabbi!' diyordum. 'Başka evli bir erkek daha mı?' Hayır, bu kadarını kaldıramazdım artık. Yoksa bu 'Sanal Sevgili'de bulduğum, konuştuğum da O muydu?.. Hani, o aniden kaybediverdiğim büyük aşkım mıydı? O'nunla yazıştığımı mı sanıyordum, benliğimin gizli bir yerinde.
Bazen bayağı alıştığımı, hatta aşık olduğumu fark eder gibi oluyordum, bu Sanal Sevgiliye yazdığım mektuplara yansıyan, ifadelerde. O zaman panikliyor, bu sanal ortamdaki buluşmalarımıza, yazışmalarımıza ara veriyor, gerçek hayatımda önüme çıkanların peşinde, yataklarında arıyordum kurtuluşu. Ama bir sürü hayal kırıklığı, bir sürü anlamsız ilişkiden sonra, süklüm püklüm dönüyordum ona tekrar.
Melek miydi bu adam, yoksa manyağın birisi mi? Her seferinde, beni daha da büyük bir sevgi ve anlayışla bağrına basıyor, benim içinde bulunduğum bunalımın farkında bir yaklaşımla, inanılmaz bir şekilde: "Senin mutluluğun önemli benim için." diyordu. Benim için bir şeyler yapmak, beni mutlu etmek için çırpındığını hissediyor, buna şaşırıyordum da. Bir erkek, nasıl olurdu da hiç bir şey beklemeden, bir kadını böylesine platonik bir aşkla sevebilirdi ki?.. Yok yok, bu aşk pek öyle platonik filan da değildi doğrusu... Mektuplarının içine ustaca ve kibarca gizlediği o büyük ihtirası fark etmemem olanaksızdı. Böylesi mektuplarını okurken, benim de bakire bir genç kız gibi heyecanlanmam şaşırtıyordu beni. Hem bu cinsel heyecanın, bambaşka, yaşayıp gittiğim cinsel beraberliklerdekinden daha değişik bir zevki olduğunun da farkındaydım. Ve çok da hoşlanıyordum bundan.
Her zaman:
-"Benim senden bir beklentim yok ki," derdi. "Bu hayal, bu masal dünyasında, gençliğimin, o temiz, o beklentisiz duygusallığını yeniden yaşatıyorsun bana. Ben, bir masal dünyasının peri kızını buldum, aşık oldum ona. Bilgisayar denen bu sihirli kutuda, sesini bile duymadığım halde, bir büyü gerçekleşti. Bir sihirbazın büyülü küresinden ulaşıyor gibiyim sana."
Kızıyordum, ona o zamanlar:
-"Ama" diyordum. "Sen, beni tanımıyorsun bile. Bir kadın olduğum dışında bir bilgin yok benim hakkımda. Bana nasıl aşık olabilirsin ki? Gerçek dışı bir ilişki, bir hayal bu. Hani, bari gerçeğe dönüşebilseydi, belki..."
Aptal herif, benim bu sözlerimdeki daveti bile algılayamıyor, yahut da algılamak istemiyordu. Nasıl bir adamdı bu. Sevgime, bir de merak karışmasın mı?...
-"Aşık olduğum kişinin bir kadın olması doğal bir şey," diye yanıtlıyordu salak. "Ben bir erkeğim, sevgilimin bir kadın olması çok doğal, ne var bunda?"
-"Ama,"diyordum. "Tanımıyorsun, nasıl biri olduğumu bile bilmiyorsun. Bu nasıl olur?.."
-"Ama ben," diyordu o, "mektuplarında yazdıklarından, hatta yazmadıklarından tanıdım artık. Bana yazdığın mektupların satır aralarında okuyabiliyorum seni. Söylemediklerini, söylemek istemediklerini bile... Sende, ruhuma ulaşan, orada benimle bütünleşen, belki de senin bile bilmediğin, tanımadığın bir kadın var. İşte ben, o kadına aşık oldum."
Sonrasında, bana anlatmağa çalıştığı ben'i, ben de tanır gibi oluyordum. Çok uzaklarda kalan, liseden tanıdığım, üniversite sıraları arasında kaybettiğim genç kızdı o anlatmaya çalıştığı, aşık olduğu kadın galiba. Ama o ölmemiş miydi? Öldürmemişler miydi onu?.
Bir gün:
-"Bak sevgilim" dedim ona.
Evet, 'sevgilim' diyordum artık ona. Delirmiş olmalıyım...
-"Ben, senin sandığın, hayalinde canlandırdığın kadın değilim," diye devam ettim. "Gerçekten tanısaydın beni, sevmezdin; belki nefret bile ederdin benden."
O:
-"Hiç mühim değil" diye cevap verdi. "Ben seni, sende bulduğum Sanal Sevgilimi, kendime göre şekillendirdim. O'na bir karakter, bir kimlik yükledim; benim aşık olduğum kadın o. Senin, o olmaman benim için ne fark ettirir ki. Bana, o içli aşk mektuplarını yazan, benimle konuşan o işte. Gerçek hayatında kim ve ne olduğun beni neden ilgilendirsin ki. Sen, nasıl mutlu oluyorsan, o şekilde yaşamaya devam et. Ben, bu sanal ortamda tanıyıp sevdiğim o kadına aşığım ve o'nun sen olduğundan da eminim. Sen, kendini başkası sansan da bu gerçek değişmez ki..."
Bu adam deli ayol. Yeni yeni fark ediyorum ama, gerçekten de mektuplarında bana birkaç masum öpücük göndermenin dışında, cinsel bir talebi, hatta bir birlikte olma arzusu bile belirtmemişti henüz. Bir gün bütün cesaretimi topladım ve açıkça:
-"Gerçek dünyada da buluşalım seninle," dedim.
İnanır mısınız, kabul etmedi adam ayol... İşte ilk defa da o zaman:
- "Sen, benim Sanal Sevgilimsin" dedi bana. "Bırak, bu ilişki, bu sanal ortamda böylece sürüp gitsin. Biz 'Sanal Sevgililer' olarak kalalım seninle, sonuna kadar."
İnanamadım. ısrar ettim. Kesin bir:
-"Hayır" cevabı aldım. "Olmaz" dedi." Şu anda o kadar güzel, o kadar erişilmez bir aşk yaşıyoruz ki, bu büyünün bozulmasına, bu güzel ilişkinin yıpranmasına dayanamam ben."
-"Neden?" Diye ısrar ettim. "Bunu nereden biliyorsun ki? Belki de bu ayrılık acısına bir son vermiş, kavuşmuş oluruz."
-"Ya tersi olursa ne yaparız?" Diye yanıtladı. "Dayanamam ben buna... Yaşamımızın bundan sonrasında, bir daha da bulamayacağımızdan emin olduğum, böylesine büyük, böylesine güzel, böylesine gizemli bir aşkı kaybetmeyi göze alamam ben. Ya, görünce, benden hoşlanmazsan... Daha da mühimi, ya ben seni umduğum gibi bulamayıp, beğenmeyiverirsem..."
Dedim ya, bu adam deli. Beni, İnternet ortamında da olsa, reddeden ilk erkek de o oldu galiba. Biliyor musunuz? Bu reddedilişin, bana verdiği mutluluğu anlatamam. Deli miyim ne?..
Zavallı Sanal Sevgilim... Beni kaybetmemek için ret ettiği, benimle olma imkânına, sonradan çok yanmıştır. Çünkü bir gün ben, terk ediverdim onu.
Evet bir akşam, bir sohbet odasında buluşup karşılıklı konuşabilmek istemişti benimle. Benim gerçek hayatımın karmaşası ve iş zorunluluklarım, ayni anda bilgisayar başında olmamıza olanak vermiyordu pek. Aynı saatte buluşmamızı kolaylaştırmak için ona, cep telefonumun numarasını vermiştim. O telefonumu çaldıracak, ben de onun o saatte bilgisayarı başında olduğunu anlayarak bilgisayarımı açacaktım. Karşılıklı konuşma, hayır daha doğrusu yazışma, imkanına kavuşacaktık böylece sözde...
Ama gene, berbat ettim bu anlaşmayı da ben. Bir kaç gün sonraydı galiba, belli bir saatte, bir sohbet odasında buluşmak için sözleşmiştik. Gerçek hayatımın karmaşası içinde unutuvermişim işte. O saatte, gerçek hayatımın, o anlamsız sevgililerimden birisiyle buluşmağa gitmeye kalkmayayım mı? Galiba sarhoştum da. Her neyse, tam buluşmaya gittiğim sırada telefonum çaldı. Ben, nasıl olduysa, açıverdim telefonu. Sözde hiç konuşmayacak, birbirimizin sesini bile duymayacaktık. Benim sesimi duyunca, galiba o da şaşırdı biraz. Bariton bir erkek sesi titreşti telefonda:
-"Şey" diye mırıldandı. "Bendim arayan. Seni bekliyordum bilgisayarın başında. Sözleşmiştik buluşmağa seninle de... Merak ettim aradım seni... Neden geciktin?"
O anı ve o anda hissettiklerimi anlatamam, çünkü ben de bilemiyorum pek. Kocasını aldatırken yakalanan bir kadının içine düştüğü büyük panik içindeydim. Saçmaladım:
-"Aniden, bir arkadaşımın bana çok ihtiyacı olduğunu öğrendim. Ona gitmeğe mecbur kaldım. Sana haber verme imkânı da bulamadım. Affedersin..." Diyebildim sadece.
O, hemen anladı gerçeği, gene her zamanki sakin haliyle:
-"Mühim değil," dedi. "Sadece merak etmiştim seni. Gelemeyeceksin anlaşılan?"
-"Maalesef..." diyebildim galiba.
Ama o ses, o erkek sesi, kulaklarıma yapıştı kaldı. Tekrar tekrar çınladı durdu kulaklarımda... Hayal gerçeğe, Sanal Sevgili, gerçek bir sevgiliye dönüşüvermişti birden bire. Bu adam, bir gerçek, yakınımda bir yerlerde yaşayan, sevilen bir erkekti artık.
Ve birden bire içimdeki, o çok eskilerde kaybettiğim, gerçek ben'in isyanı ile titredim. Ben ne yapıyordum Allah aşkına!.. Yeniden ümitsiz bir aşkın pençesine takılıp o ızdırap ve özlem dolu günlere mi dönecektim yeniden. İçimde bir yerlerde gizli, hâlâ temiz kalmış o içli, o saf kız izin veremezdi buna. Bu Sanal Sevgiliye aşık olan da oydu aslında. O kız, sevdiği adama ihanet edemez, onu aldatamazdı. Başka bir ümidi de olmasa bile... İçimden, ta derinlerde bir yerden : "Bitir bu işi!" Diye, feryat figan çırpınıp duruyordu, o aptal: "Bunu yapmamalıyım, onun, masallarda rastlanabilecek, bu temiz aşkını böylesine suiistimal etmemeliyim." Diyordu durmadan.
Bir kaç gün sonra, ani bir kararla, bilgisayarın başına geçip 'artık bu sanal aşk masalının bittiğini' yazdım ona. "Senin sesini duydum." Dedim ona. "Gerçek olduğunu öğrendim artık. Böylesine ümitsiz bir aşkı, tekrar yaşayabilecek, yürütebilecek gücüm yok benim. Ben, buna dayanamayacak kadar yaşlı bir kadınım ve sana uymak, seninle devam etmek benim gücümü aşıyor.." Bir şeyler daha söyledim galiba ama, onun söylediklerime bir mana, bu ani ayrılığa bir anlam veremeyeceğini de çok iyi tahmin edebiliyordum. Çok kararlıydım o an. Onun ne kadar üzüleceğini, hatta yıkılacağını da biliyordum tabii... Oh olsun işte!.. Benim, onun sandığı kadın olmadığımı kaç kere anlatmağa çalıştım ona. Sevmeseydi beni. Ne yapalım yani?!. İyi de, ben de sevmemiş, ümitsiz bir aşkla bağlanmamış mıydım ona. İşte bu gerçek beni, daha da çok kızdırıyor ya... Benim, ümitsiz bir aşk içinde kıvranıp mahvolmamın sebebi, bu geleceği olmayan, büyük aşklar değil mi yani? Ben, normal bir kadın, bir insan değil miyim? Neden bu, hep de benim başıma geliyor ki? Yoksa ben, herkesten fazla mı kapılıveriyorum, herkesten fazla mı ciddiye alıyorum aşkı?..
Bu, ani terk ediş, bir zamanlar terkedilmiş olmanın bir nevi intikamı da oluyordu galiba.
Bilgisayarımı, son defa olarak kapattıktan sonra, bir şey çok şaşırttı beni. Ellerimin üstünde, bilgisayarım ve masamın üstündeki kağıtlarda küçük damlacıklar vardı. Birileri ağlıyor muydu ne? Ağlayan, bu aptal kadın ben değildim, ben olamazdım.
Peki, kimdi bu ağlayan kadın?!..
Kaynak : www.erkekadam.com
gelinliksec.com
İlişkiler
Evlilikpedi - Evlilikle ilgili bir site
Free Online Games - Free Online Games
Gazete Siteleri - Gazete siteleryle ilgili bir site
Kadınlarla İlgili - Kadın siteleri indexi
Karizma Resimler - Resimlerle ilgili siteler portalı
Bir birlikteliğe başlamamız hep menfaatimizin bizi tetiklemesiyle olmaz mı? Karşı cinsten hoşunuza giden insanla bir birliktelik yaşamanızın temeli, ruhsal ve bedensel tatmini yaşamak, onun yardımıyla mutlu olmak, en basite indirgersek de yanınızda bir partner olarak dolaştırmak, gezmek, yemek yemek, iyi vakit geçirmek... Bu böyle uzar gider, ama başlangıcın temelinde menfaat yatar. Zaman ilerledikçe, bu birliktelik sevgi ile harmanlanırsa eğer, işte o zaman daha bir düzgün hal alır. Tabii ki de sevgi kavramının ortaya çıkabilmesi için en başta sıraladığım özellikleri birlikte olduğunuz insanda bulmanız lazımdır. Yani birini sevebilmeniz için onun sizin isteklerinizi yerine getirebilecek, isteklerinize cevap verebilecek biri olması gerekiyor.
Bana göre günümüz için geçerli olan ilişki standardı tamamen böyle. Yani eskinin o ateşli aşkları, güzel dans eden birine aşık olabilmek gibi şeyler yok artık. Hepsi hoş hikayeler olarak şu an kütüphanelerimizi süslüyor. Duygusallık, romantizm gibi kavramların bir ilişkideki sıralaması da değişti artık. Birbirine iyice ısınamayan insanlar haliyle en son romantizmi yaşıyorlar. Neden birbirlerine ısınamadıklarını sorarsanız, tek sebebi menfaat kavramının öne çıkmasıyla, kişilerin davranışlarının değişmesi, samimiyetten uzak olması ve yapmacık olmaları. Yaşanan ilişkilerin çoğu günümüzde artık böyle. Mutlaka istisnai durumlar da vardır.
Buraya kadar gelmişseniz, ya bana çok şiddetle karşı çıkıyorsunuzdur ya da benimle hemfikirsinizdir. Güzel ve açıklayıcı bir giriş yaptığıma göre artık sebepleri konuşmamız lazım; yani neden böyle oldu.
Tek bir sebebi var; insanların gözü açıldı. Zaman kısa, ve çok çabuk ilerliyor. Herkes ne yaşadığına bakıyor. Peki bu kötü mü derseniz, çok göreceli bir durumdur diye cevap verebilirim ve yaşanan şeylerin kalitesi düşer diye de eklerim.
Kadınlar açısından bakarsak, yıllarca ezilip aşağılanmış ve hatta bir kısımı halen ezilen ve aşağılanan kadınlar içinde bulunduğumuz devrin en güzel ilkelerinden biri olan eşitlik sayesinde bir çok eziyetten kurtulmuşlardır. Ama bu ani rahatlama bana göre onlarda cinsellik açısından çok büyük bir devrim yaratmalarına sebep olmuştur. Yüzyıllar boyu kadınları parmaklarında oynatan erkekler de artık kadınların oyuncağı olabiliyorlar. Ve artık kadınlar da bir eşle yetinemez oldular.
Bunun nedeni 20. yüzyıldan itibaren kadınların beyinlerinin rahat bırakılması, düşünememeleri için yapılan oyunlardan vazgeçilmesidir. Kadın düşündüğünü uygulayabilme özgürlüğüne de kavuştuğuna göre erkeklerle cinsellik açısından da eşittir.
"Aldatan kesim erkektir" diye bir şey kalmadı. Yani kesim diye bir şey kalmadı. İnsanlar ilişkilerde birbirlerini aldatır oldular. Ve bunun temel sebebi tatminsizlik. Manevi tatminsizlik te değil; doğrudan cinsel açlık.
Aldatılma korkusu içten içe hepimizi kavurmaz mı? Çünkü ah şu elektrik denilen şey gerçekten de bazen hiç umulmadık insanları bir araya getirmiyor mu? Bu da bize bence paranoya olarak geri dönüyor.
Bir de başka bir durum var ki, o daha da beter. Bazılarımız gerçekten bir ilişkide aradıklarının hepsini bulamayınca eksik kalan yönleri başkalarında arama özgürlüğüne kişilik açısından sahipler. Ama bir kısmı da var ki aldatma denildiğinde rengi uçuyor. İşte bu kişiler de aradıklarını bulamamalarının, ve beklentilerine cevap alamamanın sonucunda içine kapanıyor, dengesiz bir hal alabiliyor ve haliyle beraber oldukları kişiyi çok rahat bir şekilde kırabiliyorlar. Eğer böyle bir durumunuz var ise, şimdiden söyleyeyim karşınızdaki gerçekten neden ona tavır aldığınızı anlayamıyor. Siz ise her zamanki gibi onun pat diye anlamasını bekliyorsunuz.
Peki bunların çözümü var mı var ise nedir? Çözüm e-mail zincirleriyle dolaşan yüzlerce mutluluk reçetesinin bir özeti: Karşınızdaki insandan, size verebileceğinden daha çok şey beklememek ve elinizdekilerle mutlu olmak hem sizi rahatlatır, hem de karşınızdakine sizi tanıma ve sevme fırsatı verir. Çünkü sevgilinizin sizin isteklerinize göre ki eğer katlanmaya niyeti var ise kendisini değiştirmeye çalışarak içine kapanmasını engeller ve bu tutumunuz sayesinde sizinle daha çok ilgilenir.
Hatamız artık her şeyi çok çabuk elde etmeye çalışmamız. Çok sık sevgili değiştirip mutlu olamayan insanların da sorunu bu bence. Gerçekten de sabır hayatın her alanında olduğu gibi doğru bir ilişki için de kullanılabilir bir anahtar.
Kaynak : www.erkekadam.com
gelinliksec.com
Free Online Games - Free Online Games
Gazete Siteleri - Gazete siteleryle ilgili bir site
Kadınlarla İlgili - Kadın siteleri indexi
Karizma Resimler - Resimlerle ilgili siteler portalı
Bir birlikteliğe başlamamız hep menfaatimizin bizi tetiklemesiyle olmaz mı? Karşı cinsten hoşunuza giden insanla bir birliktelik yaşamanızın temeli, ruhsal ve bedensel tatmini yaşamak, onun yardımıyla mutlu olmak, en basite indirgersek de yanınızda bir partner olarak dolaştırmak, gezmek, yemek yemek, iyi vakit geçirmek... Bu böyle uzar gider, ama başlangıcın temelinde menfaat yatar. Zaman ilerledikçe, bu birliktelik sevgi ile harmanlanırsa eğer, işte o zaman daha bir düzgün hal alır. Tabii ki de sevgi kavramının ortaya çıkabilmesi için en başta sıraladığım özellikleri birlikte olduğunuz insanda bulmanız lazımdır. Yani birini sevebilmeniz için onun sizin isteklerinizi yerine getirebilecek, isteklerinize cevap verebilecek biri olması gerekiyor.
Bana göre günümüz için geçerli olan ilişki standardı tamamen böyle. Yani eskinin o ateşli aşkları, güzel dans eden birine aşık olabilmek gibi şeyler yok artık. Hepsi hoş hikayeler olarak şu an kütüphanelerimizi süslüyor. Duygusallık, romantizm gibi kavramların bir ilişkideki sıralaması da değişti artık. Birbirine iyice ısınamayan insanlar haliyle en son romantizmi yaşıyorlar. Neden birbirlerine ısınamadıklarını sorarsanız, tek sebebi menfaat kavramının öne çıkmasıyla, kişilerin davranışlarının değişmesi, samimiyetten uzak olması ve yapmacık olmaları. Yaşanan ilişkilerin çoğu günümüzde artık böyle. Mutlaka istisnai durumlar da vardır.
Buraya kadar gelmişseniz, ya bana çok şiddetle karşı çıkıyorsunuzdur ya da benimle hemfikirsinizdir. Güzel ve açıklayıcı bir giriş yaptığıma göre artık sebepleri konuşmamız lazım; yani neden böyle oldu.
Tek bir sebebi var; insanların gözü açıldı. Zaman kısa, ve çok çabuk ilerliyor. Herkes ne yaşadığına bakıyor. Peki bu kötü mü derseniz, çok göreceli bir durumdur diye cevap verebilirim ve yaşanan şeylerin kalitesi düşer diye de eklerim.
Kadınlar açısından bakarsak, yıllarca ezilip aşağılanmış ve hatta bir kısımı halen ezilen ve aşağılanan kadınlar içinde bulunduğumuz devrin en güzel ilkelerinden biri olan eşitlik sayesinde bir çok eziyetten kurtulmuşlardır. Ama bu ani rahatlama bana göre onlarda cinsellik açısından çok büyük bir devrim yaratmalarına sebep olmuştur. Yüzyıllar boyu kadınları parmaklarında oynatan erkekler de artık kadınların oyuncağı olabiliyorlar. Ve artık kadınlar da bir eşle yetinemez oldular.
Bunun nedeni 20. yüzyıldan itibaren kadınların beyinlerinin rahat bırakılması, düşünememeleri için yapılan oyunlardan vazgeçilmesidir. Kadın düşündüğünü uygulayabilme özgürlüğüne de kavuştuğuna göre erkeklerle cinsellik açısından da eşittir.
"Aldatan kesim erkektir" diye bir şey kalmadı. Yani kesim diye bir şey kalmadı. İnsanlar ilişkilerde birbirlerini aldatır oldular. Ve bunun temel sebebi tatminsizlik. Manevi tatminsizlik te değil; doğrudan cinsel açlık.
Aldatılma korkusu içten içe hepimizi kavurmaz mı? Çünkü ah şu elektrik denilen şey gerçekten de bazen hiç umulmadık insanları bir araya getirmiyor mu? Bu da bize bence paranoya olarak geri dönüyor.
Bir de başka bir durum var ki, o daha da beter. Bazılarımız gerçekten bir ilişkide aradıklarının hepsini bulamayınca eksik kalan yönleri başkalarında arama özgürlüğüne kişilik açısından sahipler. Ama bir kısmı da var ki aldatma denildiğinde rengi uçuyor. İşte bu kişiler de aradıklarını bulamamalarının, ve beklentilerine cevap alamamanın sonucunda içine kapanıyor, dengesiz bir hal alabiliyor ve haliyle beraber oldukları kişiyi çok rahat bir şekilde kırabiliyorlar. Eğer böyle bir durumunuz var ise, şimdiden söyleyeyim karşınızdaki gerçekten neden ona tavır aldığınızı anlayamıyor. Siz ise her zamanki gibi onun pat diye anlamasını bekliyorsunuz.
Peki bunların çözümü var mı var ise nedir? Çözüm e-mail zincirleriyle dolaşan yüzlerce mutluluk reçetesinin bir özeti: Karşınızdaki insandan, size verebileceğinden daha çok şey beklememek ve elinizdekilerle mutlu olmak hem sizi rahatlatır, hem de karşınızdakine sizi tanıma ve sevme fırsatı verir. Çünkü sevgilinizin sizin isteklerinize göre ki eğer katlanmaya niyeti var ise kendisini değiştirmeye çalışarak içine kapanmasını engeller ve bu tutumunuz sayesinde sizinle daha çok ilgilenir.
Hatamız artık her şeyi çok çabuk elde etmeye çalışmamız. Çok sık sevgili değiştirip mutlu olamayan insanların da sorunu bu bence. Gerçekten de sabır hayatın her alanında olduğu gibi doğru bir ilişki için de kullanılabilir bir anahtar.
Kaynak : www.erkekadam.com
gelinliksec.com
Yaz Geçer
Cinsel Bilgiler - cinsel bilgiler indexi
Data Recovery Sites - Data Recovery Index Portal
Dedicated Server Links - Dedicated Server Links
Edebiyat Sitesi - Edebiyat bilgileriyle ilgili bir site
Evlilik Sitesi - Evlilikle ilgili bir site
Neredeyse geçtiğimiz yazı, güney illerimizin şirin ve ufak bir beldesinde, yüzerek ve web sitesi yaparak geçirdim. Yıllardır sıkça gittiğimden ve bir zamanlar da burada rehber olarak çalıştığımdan, buraya sonradan yerleşip iş kuranların yanında, yerel dostların da dahil olduğu geniş bir çevrem vardı.
Bu yerel dostlardan biri de bu şirin beldenin en meşhur barını on seneden fazla bir süre işletmiş, ve daha sonra da yabancı bir hanımefendi ile kurduğu mutlu izdivaç yüzünden işletmeyi bırakmış, ya da bırakmak zorunda kalmış olan sevgili bir arkadaşımızdı.
Arkadaşımız, aynı zamanda yörenin en ileri gelen ailelerinden geliyordu ve babası yıllarca bu şirin beldede Belediye Başkanlığı yapmıştı. Bu sayede tüm çevrede sevilmiş espri ve neşe dolu olan bu arkadaşımızla oluşan dostluğumuz sayesinde tatil yerlerinde oluşan yerli/yabancı turist kalabalığına değişik açılardan bakma ve izleme imkanım oldu.
İlk tanışmamızı hatırlıyorum. İşlettiği barda, samimi bir şekilde ve rahatça sohbet ettiği birbirinden güzel turist kızlara iç geçirerek bakmış ve garsonlardan ve onların yakın arkadaşlarından bize hiç sıra gelmeyeceğini anlayarak kös kös kaldığımız otellere geri dönmüştük.
Hüzün ve buruklukla terkettiğimiz barda ise çılgın eğlenceler devam etmiş, hatta bu arkadaşımızın evinin balkonundan aşağıya üzüm salkımı gibi güzel turist kızların sarktığı rivayeti rüyalarımıza kadar girmişti.
Durumun gerçek yüzünü ise yıllar sonra anlayacaktım. Taa ki onunla daha yakın bir arkadaş olup, o merakla izlediğim garsonlar ve gece işi ilerletenler karışımına ben de katılınca.
Dostluğumuz ben onları deplasmanda yenince başladı. Eski dağcılık arkadaşlarımdan biri de aynı yerde, sadece Alman turistlerin geldiği ve günlük doğa faaliyetlerine katıldığı bir otel işletmeye başlamıştı. Öyle ki yüzde sekseni genç hanımlardan oluşan bu turist grupları, havaalanından daha henüz hiç bir kişi ile konuşmadan resepsiyonda direk biz rehberlerin önüne geliyor, resmi geçit yapıyorlar ve bizleri süzüp salınaraktan odalarına çıkıyorlardı. İlk üç gün, şimdiki yakın dostumun barına, üç ayrı sarışın fırtına ile girdim.
Daha önce sizde nereden çıktınız, hadi bir an önce için de gidin dercesine alel acele bize servis yapıp, tesadüfen yakınlarımıza düşmüş turist hanımları bizim yapamıyacağımız bir laubalilikle asılarak içeriye çekiştiren garson kalabalığı, birden bire aşırı bir sevgi, saygı ve hizmet yarışına girmişti. İşte bu şekilde barın sahibi olan şimdiki dostumla da tanışmış olduk.
Kısa bir süre sonra anladım ki, aslında ortada benden başka çok ta bir şey yapan yoktu. Benim de, daha ilk birlikte olduğum sarışın bir hatuna aşık olup, durmadan onu sayıklayarak, tuttuğum diğer sarışın elleri saniyesinde pişman olup bıraktığım göz önüne alınırsa, kimse gerçekte bir şey yapmıyordu yani. Kendimi bol selamlaşmalı ve abartılı espirili bu hoş kalabalığın sohbetine bırakmaya başladıkça gördüm ki, benim bu barlarda her gece çılgınca eğlenip, her gece birbirleri ile seviştiklerini zanettiğim bu turist kalabalığı, aslında turist filan değil, orada çalışan ve yıllardır birbirini tanıyan, hepsinin sabit ve çoğunlukla birbirleri ile yıllanmış ilişkileri olan normal insanlarmış. Bunlar gece geç saatlere kadar hizmet ettikleri gerçek turistlerden acılarını onlardan daha fazla eğlenerek çıkartan bar sahibi, barmen, halıcı, derici, kuyumcu, turizim şirketi sahibi, otel işletmecisi velhasıl birbirlerini yıllardır tanıyan bir gurup insan.
Örnek vermek gerekirse, şehirden gelip henüz yeni oturduğunuz o barda sizin süzerek baktığınız bir yabancı hanımefedinin yanına "- Naaber bebek!" diye oturan ve umarsızlığı ile sizi şaşkına çeviren, kafasına mandana geçirmiş o becerikli zampara, aslında senelerdir tanışan, biri bir seyahat acentasında rehber olarak çalışan diğeri ise bir halıcıda satıcı olarak çalışan ve aralarında komisyon ilişkisi olan iki iş arkadaşı.
Üstelikte eğer aralarında bir ilişki söz konusu ise bile, bu da yıllardır süren bildiğimiz diğer ilişkilerden hiç farkı olmayan bir kadın erkek ilişkisi.
Fakat bir pazar gecesi, aniden bir sürü bekletilmiş ve yaz tatiline ertelenmiş duygu ve düşüncelerle bu tatil beldelerine düşen biz şehir turistlerine bu kalabalık, nasıl da fantazilerimizin bizi sürüklerdiği bir hayali cennet dünyası olarak görünmüş, hayret ettim doğrusu.
Ve meşhur dostumun da oturduğu kasanın, ya da bizim gözümüzle barın arkasından o günlerdeki bizleri nasıl da tavuk gibi gördüğünü anlattığında da ona hiç kızmadım tabii ki...
Kaynak : www.erkekadam.com
gelinliksec.com
Data Recovery Sites - Data Recovery Index Portal
Dedicated Server Links - Dedicated Server Links
Edebiyat Sitesi - Edebiyat bilgileriyle ilgili bir site
Evlilik Sitesi - Evlilikle ilgili bir site
Neredeyse geçtiğimiz yazı, güney illerimizin şirin ve ufak bir beldesinde, yüzerek ve web sitesi yaparak geçirdim. Yıllardır sıkça gittiğimden ve bir zamanlar da burada rehber olarak çalıştığımdan, buraya sonradan yerleşip iş kuranların yanında, yerel dostların da dahil olduğu geniş bir çevrem vardı.
Bu yerel dostlardan biri de bu şirin beldenin en meşhur barını on seneden fazla bir süre işletmiş, ve daha sonra da yabancı bir hanımefendi ile kurduğu mutlu izdivaç yüzünden işletmeyi bırakmış, ya da bırakmak zorunda kalmış olan sevgili bir arkadaşımızdı.
Arkadaşımız, aynı zamanda yörenin en ileri gelen ailelerinden geliyordu ve babası yıllarca bu şirin beldede Belediye Başkanlığı yapmıştı. Bu sayede tüm çevrede sevilmiş espri ve neşe dolu olan bu arkadaşımızla oluşan dostluğumuz sayesinde tatil yerlerinde oluşan yerli/yabancı turist kalabalığına değişik açılardan bakma ve izleme imkanım oldu.
İlk tanışmamızı hatırlıyorum. İşlettiği barda, samimi bir şekilde ve rahatça sohbet ettiği birbirinden güzel turist kızlara iç geçirerek bakmış ve garsonlardan ve onların yakın arkadaşlarından bize hiç sıra gelmeyeceğini anlayarak kös kös kaldığımız otellere geri dönmüştük.
Hüzün ve buruklukla terkettiğimiz barda ise çılgın eğlenceler devam etmiş, hatta bu arkadaşımızın evinin balkonundan aşağıya üzüm salkımı gibi güzel turist kızların sarktığı rivayeti rüyalarımıza kadar girmişti.
Durumun gerçek yüzünü ise yıllar sonra anlayacaktım. Taa ki onunla daha yakın bir arkadaş olup, o merakla izlediğim garsonlar ve gece işi ilerletenler karışımına ben de katılınca.
Dostluğumuz ben onları deplasmanda yenince başladı. Eski dağcılık arkadaşlarımdan biri de aynı yerde, sadece Alman turistlerin geldiği ve günlük doğa faaliyetlerine katıldığı bir otel işletmeye başlamıştı. Öyle ki yüzde sekseni genç hanımlardan oluşan bu turist grupları, havaalanından daha henüz hiç bir kişi ile konuşmadan resepsiyonda direk biz rehberlerin önüne geliyor, resmi geçit yapıyorlar ve bizleri süzüp salınaraktan odalarına çıkıyorlardı. İlk üç gün, şimdiki yakın dostumun barına, üç ayrı sarışın fırtına ile girdim.
Daha önce sizde nereden çıktınız, hadi bir an önce için de gidin dercesine alel acele bize servis yapıp, tesadüfen yakınlarımıza düşmüş turist hanımları bizim yapamıyacağımız bir laubalilikle asılarak içeriye çekiştiren garson kalabalığı, birden bire aşırı bir sevgi, saygı ve hizmet yarışına girmişti. İşte bu şekilde barın sahibi olan şimdiki dostumla da tanışmış olduk.
Kısa bir süre sonra anladım ki, aslında ortada benden başka çok ta bir şey yapan yoktu. Benim de, daha ilk birlikte olduğum sarışın bir hatuna aşık olup, durmadan onu sayıklayarak, tuttuğum diğer sarışın elleri saniyesinde pişman olup bıraktığım göz önüne alınırsa, kimse gerçekte bir şey yapmıyordu yani. Kendimi bol selamlaşmalı ve abartılı espirili bu hoş kalabalığın sohbetine bırakmaya başladıkça gördüm ki, benim bu barlarda her gece çılgınca eğlenip, her gece birbirleri ile seviştiklerini zanettiğim bu turist kalabalığı, aslında turist filan değil, orada çalışan ve yıllardır birbirini tanıyan, hepsinin sabit ve çoğunlukla birbirleri ile yıllanmış ilişkileri olan normal insanlarmış. Bunlar gece geç saatlere kadar hizmet ettikleri gerçek turistlerden acılarını onlardan daha fazla eğlenerek çıkartan bar sahibi, barmen, halıcı, derici, kuyumcu, turizim şirketi sahibi, otel işletmecisi velhasıl birbirlerini yıllardır tanıyan bir gurup insan.
Örnek vermek gerekirse, şehirden gelip henüz yeni oturduğunuz o barda sizin süzerek baktığınız bir yabancı hanımefedinin yanına "- Naaber bebek!" diye oturan ve umarsızlığı ile sizi şaşkına çeviren, kafasına mandana geçirmiş o becerikli zampara, aslında senelerdir tanışan, biri bir seyahat acentasında rehber olarak çalışan diğeri ise bir halıcıda satıcı olarak çalışan ve aralarında komisyon ilişkisi olan iki iş arkadaşı.
Üstelikte eğer aralarında bir ilişki söz konusu ise bile, bu da yıllardır süren bildiğimiz diğer ilişkilerden hiç farkı olmayan bir kadın erkek ilişkisi.
Fakat bir pazar gecesi, aniden bir sürü bekletilmiş ve yaz tatiline ertelenmiş duygu ve düşüncelerle bu tatil beldelerine düşen biz şehir turistlerine bu kalabalık, nasıl da fantazilerimizin bizi sürüklerdiği bir hayali cennet dünyası olarak görünmüş, hayret ettim doğrusu.
Ve meşhur dostumun da oturduğu kasanın, ya da bizim gözümüzle barın arkasından o günlerdeki bizleri nasıl da tavuk gibi gördüğünü anlattığında da ona hiç kızmadım tabii ki...
Kaynak : www.erkekadam.com
gelinliksec.com
Vasiyet
Beden Dili - Beden dili ilgili bir site
Bilgi Sitesi - Bilgi kaynağı olan bir site
Bilim Sitesi - Bilimsel konularla ilgili bir site
Cep Telefonu - cep telefonu ile ilgili site
Cep Telefonu 2 - Cep telefonu ilgili siteler indexi
Küçüklüğümden beri hep kadınları anlamaya çalışmıştım. Bu yüzden gençliğimde porno dergiler yerine cosmopolitan, elle gibi kadın dergilerine göz attım hep. Yanlış anlamayın eşcinsel falan değilim. Böyle bir eğilimim de yok. Ama kadının fiziğinden önce ruhunu tanımanın gerekliliğine inandım. Ve kendimi bu yönde yetiştirdim. Kadın dergileri hep anlayışlı, şefkat dolu, seviştikten sonra kadınına sarılıp uyuyan bir erkeğin hayalini kuran kadınların çığlıklarıyla doluydu. Ben de zaten duygusal bir insanım böyle biri olmam hiç zor değil diyerek bütün kadınlarıma karşı anlayışlı ve şefkatli biri olmaya çalıştım. Ama sonuç ne oldu koca bir HİÇ!
Yaşam bana kadınların kendilerinin bile ne istediklerini bilmediklerini gösterdi. Bangır bangır sevgi şefkat aradıklarını haykıran kadınların, istedikleri gibi yollarına gül döken değil ; uğurlarına kan döken, hatta bu kanın çoğu, kadınların kendi kanları olan adamları sevdiklerini ve o adamların adeta köleleri olduklarını gördüm. Bu gördüğüm manzara ister istemez etkiledi beni ve artık maalesef değişiyorum.
Elimde değil. Bu değişimi istemiyorum. Ama olmuyor. Gül gibi narin ve güzel insanların onları parçalamak için can atan hayvanların ellerine kendi istekleriyle teslim olmasına dayanamıyorum. Bu ülkede hep hayvanlık, piskopatlık kazanıyor sevgi ve hoşgörü değil. Bu yüzden ben de bir hayvan olmaya başladım ister istemez. Ve en sonunda hayatımda ilk defa bir kıza tokat attım. Kuzenimdi. Aşırı sarhoştum ve de hak etmişti üstelik. Çünkü erkek arkadaşını aldatıyordu (ki aldattığı çocuğu da çok severdim). Ama yine de olmamalıydı benim açımdan. Ne olursa olsun bir kadına karşı elim kalkmamalıydı. Çünkü bir şairin dediği gibi kadınlar yalnızca sevilmek için yaratılmış yaratıklardı. Ama yapamadım. Yaşamın beni ezen çarklarına ve şiddet üstüne kurulu kurallarına dayanamadım ve bir kadına tokat attım.
Artık kendime olan saygım da dahil hiçbir şey kalmadı elimde. Şimdiyse ölmek üzere olan o sevgi ve şefkat dolu eski ben'in vasiyetini yazmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Üzgünüm. Hala sevgiye ve şefkate değer veren birileri var mı bu dünyada bilmiyorum ama zaten bir önemi de yok artık. Çünkü yaşamın şiddet yüklü çarkları altında parçalanarak ölüyorum. Bunu fiziksel olarak düşünmeyin. Şakağıma bir silah dayamış falan değilim. Ama artık sevgi dolu o insan da değilim. Sevgi ve şefkat dolu o insan ölüyor. Ruhu şad olsun!
Kaynak : www.erkekadam.com
gelinlikse.com
Bilgi Sitesi - Bilgi kaynağı olan bir site
Bilim Sitesi - Bilimsel konularla ilgili bir site
Cep Telefonu - cep telefonu ile ilgili site
Cep Telefonu 2 - Cep telefonu ilgili siteler indexi
Küçüklüğümden beri hep kadınları anlamaya çalışmıştım. Bu yüzden gençliğimde porno dergiler yerine cosmopolitan, elle gibi kadın dergilerine göz attım hep. Yanlış anlamayın eşcinsel falan değilim. Böyle bir eğilimim de yok. Ama kadının fiziğinden önce ruhunu tanımanın gerekliliğine inandım. Ve kendimi bu yönde yetiştirdim. Kadın dergileri hep anlayışlı, şefkat dolu, seviştikten sonra kadınına sarılıp uyuyan bir erkeğin hayalini kuran kadınların çığlıklarıyla doluydu. Ben de zaten duygusal bir insanım böyle biri olmam hiç zor değil diyerek bütün kadınlarıma karşı anlayışlı ve şefkatli biri olmaya çalıştım. Ama sonuç ne oldu koca bir HİÇ!
Yaşam bana kadınların kendilerinin bile ne istediklerini bilmediklerini gösterdi. Bangır bangır sevgi şefkat aradıklarını haykıran kadınların, istedikleri gibi yollarına gül döken değil ; uğurlarına kan döken, hatta bu kanın çoğu, kadınların kendi kanları olan adamları sevdiklerini ve o adamların adeta köleleri olduklarını gördüm. Bu gördüğüm manzara ister istemez etkiledi beni ve artık maalesef değişiyorum.
Elimde değil. Bu değişimi istemiyorum. Ama olmuyor. Gül gibi narin ve güzel insanların onları parçalamak için can atan hayvanların ellerine kendi istekleriyle teslim olmasına dayanamıyorum. Bu ülkede hep hayvanlık, piskopatlık kazanıyor sevgi ve hoşgörü değil. Bu yüzden ben de bir hayvan olmaya başladım ister istemez. Ve en sonunda hayatımda ilk defa bir kıza tokat attım. Kuzenimdi. Aşırı sarhoştum ve de hak etmişti üstelik. Çünkü erkek arkadaşını aldatıyordu (ki aldattığı çocuğu da çok severdim). Ama yine de olmamalıydı benim açımdan. Ne olursa olsun bir kadına karşı elim kalkmamalıydı. Çünkü bir şairin dediği gibi kadınlar yalnızca sevilmek için yaratılmış yaratıklardı. Ama yapamadım. Yaşamın beni ezen çarklarına ve şiddet üstüne kurulu kurallarına dayanamadım ve bir kadına tokat attım.
Artık kendime olan saygım da dahil hiçbir şey kalmadı elimde. Şimdiyse ölmek üzere olan o sevgi ve şefkat dolu eski ben'in vasiyetini yazmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Üzgünüm. Hala sevgiye ve şefkate değer veren birileri var mı bu dünyada bilmiyorum ama zaten bir önemi de yok artık. Çünkü yaşamın şiddet yüklü çarkları altında parçalanarak ölüyorum. Bunu fiziksel olarak düşünmeyin. Şakağıma bir silah dayamış falan değilim. Ama artık sevgi dolu o insan da değilim. Sevgi ve şefkat dolu o insan ölüyor. Ruhu şad olsun!
Kaynak : www.erkekadam.com
gelinlikse.com
Hoşgeldiniz...
Özel seçilmis sitelerin bloguna hoşgeldiniz...
Ansiklopedi - Ansiklopedik bilgiler
Astroloji Sitesi - Astrolojiyle ilgili bilgiler
Çiçek Sitesi - Çiçeklerle ilgili bilgiler sitesi
Bedavadakiler - Bedava siteler indexi
Bedavalar - Bir başka bedava siteler indexi
Ansiklopedi - Ansiklopedik bilgiler
Astroloji Sitesi - Astrolojiyle ilgili bilgiler
Çiçek Sitesi - Çiçeklerle ilgili bilgiler sitesi
Bedavadakiler - Bedava siteler indexi
Bedavalar - Bir başka bedava siteler indexi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)